|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Şu Allah’ın işine bak: ABD Ankara Büyükelçiliği Türk basınından şikâyet edecekti de, bu işi yapmakla zaten görevli olanlar değil de imdatlarına ben yetişecektim... Herhalde, Büyükelçilik’teki ‘savaş kabinesi’ üyeleri önceki gün saçlarını başlarını yolmuşlardır... Büyükelçilik Türk basınına göz açtırmama konusunda kararlı. Sabah erken saatte mesâiye başlıyor ve yakın tâkip altında tuttukları gazetelerde çıkan haber ve yorumları didik didik ediyorlar. Artık sıkça ulaşıyor açıklamalar ABD Büyükelçiliği’nden gazete bürolarına... Önceki gün, Hürriyet bu yakın tâkipten nasibini aldı. Yapılan açıklamada, bazı Hürriyet yazarlarının, Washington Times gazetesinde Arnaud de Borchgrave imzasıyla çıkan yazı yüzünden Büyükelçi Eric Edelman’ı suçlamalarına değiniliyor. Denilen şu: O yazının kaynağı Eric Edelman da büyükelçiliğin herhangi bir mensubu da değil... Kaderin cilvesi şu: Hürriyet’te Fatih Altaylı “Sorun yoksa bu yazıları kim yazdırıyor?” ve Yalçın Doğan “Edelman çok karıştırıyor” başlıklı yazılarında ABD’deki Türkiye karşıtı yayınlardan Büyükelçi Edelman’ı suçlarken, aynı gün, bendeniz, burada, “Arnaud de Borchgrave’in yazısında kullandığı malzemeler Memri sitesinden alınma” diye yazdım. Yazarın kendisi de, yazısında, Memri’ye atıfta bulunuyor zaten... Bir önemli noktaya dikkat çekmek isterim: Hürriyet yazarları, evet, ABD medyasında çıkan Türkiye aleyhtarı yazıları eleştiriyorlar, ama bu tepkiyi Arnaud de Borchgrave’in yazısı üzerinden vermiyorlar; bugüne kadar çıkan yazıların tümüne dönük toplu bir eleştiri yaptıkları... Oysa, ABD’nin Ankara Büyükelçiliği, Hürriyet’i suçlayıcı açıklamasında, suçlamanın yanlışlığına yalnızca o yazının adını geçirerek işaret ediyor... Acaba, Robert L. Pollock imzasıyla Wall Street Journal gazetesinde çıkan “Avrupa’nın Hasta Adamı –Yeniden” başlıklı yazıda kullanılan malzemeleri kim sağlamış olabilir? Pollock, yazısı üzerine Türkiye’de patlayan tartışmaya aktif bir biçimde katıldı; birden fazla televizyon programında sorulara cevap verdi. En son, iki gün önce, Amerika’nın Sesi (VOA) tarafından yapılan bir televizyon tartışmasında da görüşlerini açıkladı Pollock. Türk basınına dönük suçlamalarını önündeki notlardan okuyarak tekrarladı her seferinde. Yararlandığı notları, Douglas Feith’le birlikte gelip yalnızca bir gün kaldığı Ankara’daki kısa ikameti sırasında, bilmediği bir dilde yazılmış gazetelerin arşivlerinden kendisinin çıkardığını düşünemeyiz herhalde. Hürriyet yazarlarının suçlamaları son yazı ile sınırlı kalsaydı, ABD Büyükelçiliği’nin “Arnaud de Borchgrave’e biz malzeme sağlamadık” cevabını yeterli sayabilirdim; ancak, Türkiye’ye dönük yayınların ilk dalgasını teşkil eden Robert Pollock makalesinin ilham kaynağını merak etmek herhalde hepimizin hakkı. O konuya da açıklık getirilmesinde yarar var... Açıklamanın bir başka paragrafı ise ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’nin bir zaafına işaret ediyor: Büyükelçiliğin bu işle görevli elemanları Türk gazetelerini tâkip ettikleri hassasiyetle televizyonları izlemiyorlar... Böyle bir zaaf yüzünden olmalı ki, “ABD’li gazeteciler ABD hükümetinin sözcüsü gibi davranamazlar” cümlesini bu rahatlıkla sarf edebilmiş büyükelçilik... WSJ yazarı Pollock, makalesinin yayımı sonrasında, yazdıklarını Türk televizyon kanallarının tartışma programlarına New York’tan katılarak savundu. Türkiye’de Amerikan karşıtı hava yüzünden Ak Parti hükümetini suçlamaya devam etti. “Başbakanın her sabah ilk okuduğu gazete” diye andığı Yeni Şafak’ta çıkan bir-iki haber ve yoruma da değindi. TRT-1’in ‘Büyüteç’ programında konuşurken sarf ettiği bu sözleri yuvalarından fırlayacak duruma gelmiş gözlerle dinlediğine ekran karşısında tanık olduğum sunucu, “Bu görüşleriniz Bush yönetimince de paylaşılıyor mu?” diye sorma ihtiyacı hissetti. Pollock, bu soruya, başka hiçbir anlama çekilemeyecek tek sözcüklük bir cümleyle cevap verdi: “Yes...” O programı hasbelkader izlememiş ve sunucuyla Pollock arasında geçen mükâlemeyi kendi kulaklarımla işitmemiş olsaydım, ABD Büyükelçiliği’nin Hürriyet’i kınayan açıklamasında yer alan “Amerikalı gazeteciler ile Amerikan yönetimi arasında doğrudan ilişki kurulamayacağı” uyarısını sessizce geçiştirebilirdim. Oysa, Pollock’un kendisi, “Söylediklerim ABD yönetiminin görüşleridir” diye vurgulamaktan kaçınmayacak kadar açık sözlü bir ‘Amerikalı gazeteci’. Neyse. ABD Büyükelçiliği esasen bildiğimiz bir gerçeği açıklamış oldu son çıkışıyla: Arnaud de Borchgrave’in Washington Times’ta çıkan yazısına Ankara’daki diplomatların herhangi bir katkısı yok gerçekten; olsa olsa onu esas ilham kaynağı Memri sitesine yönlendirmişlerdir... Alman soyadlı Amerikan diplomatının iyi bileceği eskiye ait Türkçe bir ifadeyle, ‘mâlumun ilâmı’ sayılabilir bu... Pollock’un ilham kaynağının kim olduğu ve yazdıkları ile ABD yönetimi arasında kurduğu doğrudan ilişki konularına da açıklık getirirse büyükelçilik, ileride bugünleri yazacak tarihçilere, ilk elden bilgi sağlamış olur... Gazeteciler için “Tarihin ilk tutanağını tutan kişiler” denmez mi? Bizim bütün derdimiz de tarihe ‘doğru’ tanıklık etmek zaten...
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |