|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
daha kaç gün devam edecek? Türkiye'de gazete satışları elbette düşük olacak! Reha Muhtar adlı bir gazetecinin cigarayı bırakması, bu hadise sonrasında gözlerinin güzellikleri daha iyi görmeye başlaması, söz konusu değişikliğin sadece gözlerinde değil "gözleri dışındaki uzuvları"nda da gözlenip gözlenmediğinin tartışılması milletin gazete okumayan kesimini (uzaktan ya da yakından) niçin ilgilendirsin?
Biliyorsunuz; Türkiye'de gazete tirajlarının yıllardır niçin yerinde saydığı mevzuu hakkında bugüne kadar kimbilir kaç yorum yayımlanmıştır... Yok Japonya'da durum şöyle, yok Batı'da tirajlar şu merkezde; ülke-mizdeki gazete tirajlarının düşüklüğünü ortaya koymaya çalışan onlarca, yüzlerce karşılaştırma ile birlikte... Ama şu "saf" sorunun bu yorumların çok azında ortaya atıldığı da bir gerçek: "Tamam, ülkedeki okur-yazar sayısı gözönüne alındığında gazete tirajları çok düşük ama acaba bu moral bozucu tablonun ortaya çıkmasında gazetelerin günahı yok mu ve eğer varsa bunlar nelerdir?" MİLLİ BİR MESELE OLARAK MUHTAR... İsterseniz bu sorunun cevabını "ciddi" alanlara girmeden bugünlerde (hemen her yerde) karşılaştığımız taze bir örnekten hareketle cevaplamaya çalışalım: Biliyorsunuz, mutlaka siz de biliyorsunuz; bir müddettir Sabah'ta yazan Reha Muhtar, üç beş gün önce sigarayı bıraktı. Vay bırakmaz olaydı! O gün bugündür bu hadise üzerine bir pakette bulunan sigara sayısından fazla "yazı, yorum, röportaj" yayımlanmadı mı? Giderek "milli bir mesele" haline gelen hadise sadece Muhtar'ın gazetesindeki yazılara "azık" teşkil etmiyor. Hadiseye ilişkin havadisi alan hemen her gazete kaleme sarılır oldu... İşte önümüzde taptaze bir örnek: Tercüman (Ilıcaklar) gazetesi de, Muhtar merkezli bu büyük tartışmanın dışında kalmamak için İrem Barutçu'yu görevlendirerek bir tam sayfa röportaja kapılarını açmış bulunuyor... Hadiseyi az da olsa izleyenler (aslında her yerde karşımıza çıkan hadiseyi "izleyememiş olmak" mümkün mü?) bu "cigara bırakma" hadisesini özellikle ilginç kılan şu hususu da hemen hatırlayacaktır mutlaka: Cigarayı bırakan Reha Muhtar'ın, yine giderek büyük bir "milli dava" haline gelen malum alandaki "performansı"ndaki hissedilir yükselme! Yani bir bakıma, milletçe (gazete okuyan "millet"i kastediyoruz), Muhtar'ın "özel hayatı"nın her gün bir kartopu gibi büyüyerek dehşetli bir "kamusal alan" meselesine dönüştüğüne şahit olmaktayız... Tercüman'dan (Ilıcaklar) İrem Barutçu'nun kendisine gazetede bir tam sayfa yer bulabilen röportajı bu konuda önemli bir "katkı" sunuyor okurlara.. OSCAR HAYALİ... Bir kere herşeyden önce, cigarayı bırakan Muhtar'ın hayal aleminin de hızla genişlediğine şahit oluyoruz: "Reha Muhtar (...) hayalinin bir Hollywood filmi yöneterek, Oscar almak olduğunu açıkladı." Görüyorsunuz değil mi? Cigarayı bırakmanın insanı nasıl uçurduğunu görüyorsunuz değil mi? İrem Barutçu'nun Muhtar ile yaptığı röportajda "hadise"nin başka yönlerine ilişkin bilgiler de yer alıyor. Mesela şu soru ve cevap: " -Gözlerinizin, sigarayı bıraktığınızdan beri çevrenizdeki güzellikleri daha çok gördüğünü yazmışsınız... Bunlar gerçek mi? - Evet, ben sigara içerken, senin güzelliğini o kadar farkedemezdim. - Teşekkür ederim." Hoş bir diyalog doğrusu... Cigaranın zararları hakkında bayağı bilgi verici bir diyalog... Mesela şu soru ve cevap: "- 'Gözlerimin dışındaki uzuvlarımda bir değişiklik var mı?' diyerek, yazıyı muzır bir ifadeyle de tamamladınız. Bize de sormak düşüyor, var mı? - Şimdi, onu yemin ettik söyleyemem.. (Kahkahalar) Şöyle söyleyeyim...." SORUYA CEVABIMIZ... Şimdi artık yazının başındaki soruya dönebiliriz: Türkiye'de gazete tirajlarının düşük olmasını, yerinde saymasını gazetelerin nitelikleri açısından neye bağlamak gerekir acaba? Sizi bilmiyoruz ama bizim -aktardığımız bu taze örnekten hare-ketle- bu soruya cevabımız şöyle: Elbette düşük olacak! Reha Muhtar adlı bir gazetecinin (bu arada sırf "moralini bozmak" için şu gerçeğe de işaret edelim: Kahramanımız çok kilolu, çook!) cigarayı bırakması, bu hadise sonrasında gözlerinin güzellikleri daha iyi görmeye başlaması, söz konusu değişikliğin sadece gözlerinde değil "gözleri dışındaki uzuvları"nda da gözlenip gözlenmediğinin tartışılması milletin gazete okumayan kesimini (uzaktan ya da yakından) niçin ilgilendirsin? Haksız mıyız? Milletin "okur"lardan oluşan aşağı yukarı 4 milyonluk kesiminin bu haber, yorum ve röportajlarla yatıp kalkması zaten yetip de artmaz mı? İsterseniz, "Türk polisinin yıpratılması" gibi konularda fevkalade hassas davranan ve Reha Muhtar'ın cigarayı bırakma serüvenine bir tam sayfa ayıran milliyetçi-muhafazakar Tercüman'ın (Ilıcaklar)-dikkat ediyorsanız söz ettiğimiz gazetenin hangi "Tercüman" olduğunu sürekli tekrarlıyoruz, çünkü bunu belirtmeyi ihmal ettiğimizde diğer "Tercüman"dan tepki alıyoruz!-logosunda yer verdiği özdeyişi de hatırlatalım: "Her sabah dünya yeniden kurulur, her sabah taze bir başlangıçtır". Hoş bir özdeyiş bu doğrusu; gazetenin olduğu kadar cigarayı bırakan Reha Muhtar'ın ruh halini de çok iyi tasvir ediyor... (K.B.)
Amerika vazgeçti, bizim gazeteler
vazgeçemiyor:
Murat Kurnaz, biliyorsunuz, ABD'nin, 11 Eylül olaylarından hemen sonra dünyanın çeşitli yerlerinden toplayıp sorgusuz sualsiz Guantanamo'ya tıktığı 500'ü aşkın kişiden biri... Onu ve benzerlerini hangi hukuk terimiyle anacağımızı bilemiyoruz; ne tutuklu diyebiliriz ne de mahkûm... Çünkü haklarında hiçbir mahkeme kararı yok... "Tutsak" deniyor genellikle, biz de öyle diyelim... Murat Kurnaz geçtiğimiz ay içinde iki kez haberlere konu oldu. Birincisinde, bir Alman yönetmenin çektiği belgesel film vesilesiyle; ikincisinde ise avukatının yaptığı bir açıklama vesilesiyle... Bu açıklamaya göre, Murat Kurnaz'a çıplak kadınlar kullanılarak cinsel işkence uygulanmıştı... Geçenlerde, "cinsel işkence" haberinin Hürriyet tarafından sunumu üzerinde durmuş, gazetenin Kurnaz için başlıktan "Türk Taliban" sıfatını uygun görmesindeki uygunsuzluktan şikâyetçi olmuştuk... Öyle ya, hakkında hiçbir mahkeme kararı bulunmayan, hatta mahkemeye bile çıkarılmamış bir kişi için, sırf Amerikan güvenlik güçleri böyle bir iddiada bulundu diye nasıl olur da bu sıfat kullanılabilirdi? Aradan birkaç hafta daha geçti, dünkü gazetelerde, ABD'nin Murat Kurnaz'ı İncirlik Havaalanı'nda Türk yetkililere teslim ettiği haberini okuduk... Yani, bir anlamda Amerikan güvenlik kuvvetleri dahi "Türk Taliban" iddiasından vazgeçmiş görünüyorlardı... Ama bakın iki büyük gazetemiz, Milliyet ve Vatan bu haberi nasıl sundu: Milliyet: "TÜRK 'TALİBAN' İADE EDİLDİ... ABD, Taliban olduğu iddiasıyla Küba'daki Guantanamo Kampı'nda tuttuğu Murat Kurnaz'ı Türkiye'ye iade etti." Vatan: "ABD MURAT KURNAZ'I İNCİRLİK'TE TESLİM ETTİ... ABD'nin Pakistan'da yakaladığı 24 yaşındaki Murat Kurnaz, İncirlik Üssü'ne uçakla getirildi. Türk istihbarat birimlerinin sorguladığı 'Türk Taliban' hakkında herhangi bir adli işlem yapılıp yapılmayacağı henüz netlik kazanmadı." Diyebilirsiniz ki, bakın birkaç hafta önce Hürriyet "Türk Taliban" sıfatını tırnaksız kullanmıştı, gene de bir ilerleme var... Haklısınız, ama "tırnaklı da olsa ne gereği var?" diye sorsak ne cevap vereceksiniz? Bakın Hürriyet bile vazgeçmiş. Gazete, bu son haberde, olması gerektiği gibi sadece "Murat Kurnaz"dan söz ediyor... (A.G.)
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |