AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
K Ü L T Ü R
Hayata öyküden bir dipnot

'İki Kişilik Rüyalar' adlı yeni öykü kitabını yayınlayan Fatma Karabıyık Barbarosoğlu, ev, bahçe ve kapı metaforları üzerinden hayata ve rüyaya dalıyor; okurunu rüya tabircisi olmaya çağırıyor. Yazar, "hayata dipnot düştüm" diyor.

  • HALE KAPLAN ÖZ
    Fatma Karabıyık Barbarosoğlu'nun yeni kitabı 'İki Kişilik Rüyalar' Timaş Yayınları arasından çıktı. Ev, Bahçe ve Kapı olmak üzere üç bölüm başlığı altında toplanan hikayelerden oluşan kitapta yazar, yine bu üç ayrı bölümü üç ayrı metafor olarak kullanıyor. Kitabında dünya hayatını bir rüya olarak tasvir eden ve rüya ile gerçeği birbirine geçmiş bir bütün olarak ele alan yazar, bu metaforlar eşliğinde okuyucuyu rüya tabircisi olmaya zorlamak istediğini söylüyor.

    Kitabınızın adı İki Kişilik Rüyalar. Bu iki kişiden biri okur anladığım kadarıyla. Bir rüyadan bahsediliyor ama öykülerde anlatılanlar hayatı saran gerçekler. Burada bir ironi mi var?

    Öykü ve roman yazarı rüyalarını anlatan kişidir. Rüyalarını suya değil kağıda dökendir. Bu bakımdan yazar ve okuyucu olarak iki kişiyiz bir rüyayı paylaşan. Kitaptaki öyküler genellikte iki kişi arasında geçiyor. Ve kişilerin hayat ile olan bağları iki kişiden birinin hayattan çekilmesi ile yeni bir manaya kavuşuyor. Kitabın genel teması hayata ayar yapan bir durum olarak ölüm. Ama ölüm o kadar geri planda ki okuyucunun bunu anlaması için kitabı ikinci defa okuması şart. Bir- kaç hikaye dışında ilişkilere anlam kazandıran asıl hikaye olarak var ölüm. Dünya hayatı bir rüya olarak tasvir edilmiştir İslam geleneğinde, ancak öldüğümüzde uyanacağımız bir rüya. Hayatın gerçekleri dediğimiz şey, buradan bakınca zaten göz açıp kapayıncaya kadar geçmiş olan bir rüya hali. Ama diğer taraftan rüyalardaki sembollerin rüyayı anlamlandırması gibi ev, bahçe ve kapı simgeleri etrafında okunduğunda, öykülerle ilgili ikinci bir katman başlayacak diye düşünüyorum. Yani, 'a bu bizim bildiğimiz hayat' diyerek tek katmanlı okunmaması gerekiyor hikayelerin. Evin daralması, ev daraldığı için bahçeye çıkılması, bahçeden itibaren kapıların yalnız kendine açık ve yalnız kendine kapalı olarak kalması... Bu metaforlar eşliğinde okuyucuyu rüya tabircisi olmaya zorlamak istedim.

    Ev, bahçe ve kapının sembolik anlamlarıyla mı okunması gerekiyor?

    Ev, bahçe, kapı hem kendileri olarak var kitapta, hem de bir metafor olarak. Yani bu üç bölümün önüne konmuş cümleler, hikayeleri ikinci katmanından itibaren okumak isteyenler için. Ev hikayeleri ev'de geçen hikayeler. İlk iki hikaye evin, ev olduğu dönemlere ait. Evler sevdiklerimizle beraber olduğumuz, kendimizi yabancı olarak hissetmediğimiz zamanlarda evdir. Ama evler giderek sevdiklerimizden daha çok sevmediklerimizi, yani ekrandan yansıyanları konuk edindiğimiz, dolayısıyla evimizde kendimizi yabancı bir yerdeymişçesine tedirgin hissetiğimiz mekanlara dönüştü. Bahçe... Bahçe'yi hem kamusal alanın karşılığı olarak düşünmek üzere hem de nasyonel faşizmin ve sosyalizmin ve bilimin ari ırk oluşturmak üzere kullandığı bahçe metaforu dolayımından kullandım. Yöneticiler ve bilim adamları kendilerini kesmek, biçmek, budamak, toprağı istediği gibi tasarruf etme yetkisiyle donanmış bahçıvanlar olarak görüyor. Bahçe hikayelerinin kahramanları toplu bir resmin içinde, "türbanlılar" olarak okunuyor sadece. Bu toplu resmin içinde farkedilmeyenleri yaşadıkları sıkıntılar ve acılar içinde yaklaştırdım. Öyküleri bilindikten sonra kalbi olan hiç kimse türbanlılar diyerek bir güruhtan söz eder gibi söz edemeyecek diye düşündüm. Her birinin hikayesi ve ağlayan damarı farklı çünkü. Kapı'ya gelince. Kapıdaki hikayeler dostluk hikayeleri. Dostlukların son kullanma tarihi ve sınanması ortak teması. Kapının hem kendine hem de dışarıya açılabilen olması için kalpten kalbe giden yol olması gerektiğini düşünüyorum. Kapı öykülerinin başında şu cümle var: "Kapılar yalnız kendine açık, yalnız kendine kapalıydı."

    Kendisine açık ve kendisine kapalı kapı ne demektir?

    Çelik kapı satan dükkanların yol üstüne kurdukları reklam amaçlı kapılar kastettiğim. Bu kapılar yalnız reklam amacıyla kurulmuş oraya. Yani içerisini ve dışarısını ayıran bir unsur değil kapı orada. Kalpten kalbe giden yol ile, insan insandır. Kalpten kalbe giden yol ile insan kendisini bulur. Kalbimiz bir kapı gibi içerisini ve dışarısını ayırır. İçerisi ve dışarısı birbirine karıştığında günümüzün depresif insanı çıkıyor ortaya.

    Büyük bir hızla değişen, çeşitlenir gibi görünürken tektipleşen hayat biçimini resmediyorsunuz 'Bahar Temizliği'nde. 'Yeni hayat'ın bu anlamsızlığına karşı öyküde karamsarlık değil, "Kızın adı Bahar, nasıl istiyorsan öyle temizle" sözleriyle desteklenen biraz öfkeli bir alay var. Böyle mi bakmak lazım hayata?

    Lazım dediğimiz anda edebiyatın dili parçalanır. Benim bu öyküden muradım; diyalogun ne kadar zorlaştığına vurgu yapmak. Aynı kelimeler aynı anlama gelmiyor. Halbuki biz yıllarca söylenişleri farklı ama muhtevaları aynı olan kelimeler üzerinden kavga ettik. İlericilerin dili gericilerin dili yaftalamalarıyla. Genç kuşak için bahar bir isimden ibaret. Bir müddet sonra belki hayatta gerçekten bahar diye bir mevsim olmayacak global ısınmalar yüzünden. Bahar bir gün, bir saat olacak belki de yalnızca. Henüz bahar varken, ve ben bahar temizliklerini hatırlar ve yaşarken gündelik hayata öyküden bir dipnot düşmek istedim.

    Dazlak isimli öykünüzde kamusal alanda yaşanan bir kadın sorununa değiniyorsunuz. Okulda kendisinden başındaki örtüyü çıkartması istenen kahramanın, sorunu, ilginç bir başkaldırı yöntemiyle, saçlarını tamamen keserek, çözmeye çalıştığını görüyoruz. Dünya kamuoyunun da yakın zamanda meseleyi gözlemlediği bir dönemde Fransa'da benzer bir eylem gerçekleştirilmişti bir Türk kızı tarafından. Bu öyküde dazlak olmak okul yönetimince daha tehlikeli bulunuyor. Kamu hayatından soyutlanmak istenen bireyin tepkiselliğinin ikinci bir 'öteki'yi değil de ari ırkı temsil eden dazlağı ortaya çıkarması mı okul yönetimini kızdıran?

    Okul yönetimini endişelendiren bir milletvekilinin direniş biçimi olarak sunduğu bir eylemin ilk örneğinin kendi okullarından çıkmış olması. Zaten başörtüsünün yasaklanması da modern değerlere karşı dine ait olan bir emrin tercih ediliyor olması değil mi? Bu olay bire bir yaşanmış bir olaydır. Fransa'daki örnekten birkaç yıl önce yaşanmıştır. Hakikaten de Fazilet Partisi'nin istişare toplantısında İstanbul milletvekili İrfan Gündüz tarafından orada hazır bulunan başörtülülere böyle bir öneri sunulmuştur.

    Modern kentlinin anlatıldığı toplumsal gerçekliğe dayanan öyküler yazıyorsunuz. Bu bilinçli bir tercih mi, fantastik ya da romantik yazmayı istemez misiniz?

    İlk gençlik yıllarımda bile asla romantik olmamış biri olarak, romantik metinleri ne kadar yazabilirim? İlk şiirim bir aşk şiiri değil, "İstanbul sokaklarında bir çocuk/Soğuktan morarmış elleri/En güzel limonlar bende diyen ince çocuksu sesi.. diye devam eden limon satan çocuklar için yazılmıştır. Bunu şiir diye yazmaya kalktığımda sadece oniki yaşımdaydım. Beni hayata bağlayan bütün "ötekiler" için dua edebilme umududur. Sokakta âşık insanları, güzel insanları görmem. Ağlayan çocukları, çaresiz bir duruşun içinde kalakalmış anneleri, yalnızlığının içindeki ihtiyarı, ne pahasına evine helalinden ekmek götürmeye çalışan babaları görürüm.

    Okuyucu iltifatı reddedebiliyor

    "Okur metni sahici buldukça tamam der işte yazar bunları yaşamış sonra da oturmuş yazmış. Eğer yaşamamış olsaydı nasıl bu kadar sahici bir şekilde anlatabilirdi. Bu kitapta anlatıcısı doğrudan yazarın kendisi olan iki öykü var sadece: O Yaz ve Büyü(mek). Mesela daha önceki Ahir Zaman Gülüşleri adlı kitabımda "Aşk nedir?" diye bir öykü vardı oradaki anneyi ben, çocuğu benim oğlum olarak anlamayı tercih etti bazı okuyucular. Yapılabilecek bir şey yok. Okuyucu Velinimetimizdir. Bu arada yeri geldiği için şunu söylemek istiyorum, bazı okuyucular "Okuyucu Velinimetimizdir" adlı deneme kitabımın adını değiştirmemi, çünkü kitabın adının okuyucuyu ittiğini halbuki kitabın bu isimden çok daha iyisine layık olduğunu söylediler. Yani okuyucu iltifatı reddedebiliyor bazen."

  •  
    Çanakkale Savaşı'nın acı yüzü
    Çanakkale Savaşı'nın bilinmeyen ya da pek az bilinen bir cephesi de 'tıp cephesi'ydi aslında. 'Çanakkale: Acı İlaç' adlı kitap cephe gerisinde yaşanan tıbbi yetersizliği iç burkan resimlerle birlite anlatıyor.
    Her yönüyle Çanakkale Savaşı
    Kültür A.Ş'ye yeni müdür atandı
    Kültür A.Ş Genel Müdürlüğü görevinden bir süre önce ayrılan Cengiz Özdemir'in yerine 2004 yılından bu yana Kültür A.Ş'de Genel Müdür Yardımcılığı görevini yapan Hakan Bayer vekaleten atandı. Bayer'in Türkiye'de ve dünyada gerçekleşen yenilik ve gelişmeleri yakından izleyen Kültür A.Ş'de yeni projelere imza atması bekleniyor. Bayer 1962 yılında İstanbul'da doğdu. 1979 yılında Kabataş Erkek Lisesi'nden, 1984 yılında da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nden mezun oldu. Özel sektörün çeşitli kademelerinde görev alan Bayer bir yıldır Kültür A.Ş.'de Genel Müdür Yardımcılığı yapıyordu.
    Yerleşik değerlerin sorgusu
    Mario Levi, İstanbul Bir Masaldı'nın ardından yaşadığı 6 yıllık suskunluğu çarpıcı bir romanla bozuyor: Lunapark Kapandı. Hayata dair birçok soruyu barındıran, yerleşik değerleri sorgulayan, aşktan, aşka engel olan korkulardan dem vuran güçlü bir roman bu. Herkesin kendi çaresizliğinde gizlendiği, yasakladığı aşklarda hayatı yitirdiği, düzen için saklandığı, bugüne dair bir roman.
    Kadın ressamlardan kadın resimleri
    Hülya Yazıcı Aktaş Atölyesi öğrecilerinin ilk karma sergisi devam ediyor. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla açılan ve ana teması "kadın" olan sergide, Ayşegül Cengiz Camcı, Emel Çivicik, Kudret Uzun, Nuran Uluğ, Nihal Demirhan, Özlem Güzelyurt, Semanur Kadız ve Semal Yıldırım, yıl boyu ürettikleri eserlerinde kadının dünyaya, dünyanın kadına bakışını yorumluyorlar. Sergi Bostancı Vakıf Han'daki Atölye'nin sergi salonunda görülebilir.
    15 Mart 2005
    Salı
     
    Künye
    Temsilcilikler
    Abone Formu
    Mesaj Formu
    Online İlan

    ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği
    Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
    Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv
    Bilişim
    | Dizi | Çocuk

    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
    © ALL RIGHTS RESERVED