|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Herhalde yüreğimin daralı yüzüme fena halde vuruyor ki, her gören, “Hayrola Karadeniz’de gemilerin mi battı?” diye soruyor. Eskiden, gemiler Karadeniz’de batardı hep, hem de her yüzü gülmeyenle bağdaştırılacak sıklıkta... Şimdilerde farklı sebeplerden ağlıyor yürekler... İnsanların olan-biteni doğru teşhis edememesinden, kendilerini ilgilendiren gelişmeleri bile yanlış değerlendirmelerinden rahatsızım... Gelişen olumsuzlukları oyun sanıp “Ne oluyor yani” diye efelenen de, bu efelenmesini çıkara dönüştürmeye kalkışan da çıkabiliyor... Hani herkesi görebileceğim bir meydan olsa da çıkıp bağırsam diye içimden geçmiyor değil... Yanlış anlaşılma endişesi bunu yapmama engel oluyor... “Hitler’in kitabı D&R mağazalarında en çok satanlar listesinin üst sıralarında” haberini herhalde okumuş, hiç değilse duymuşsunuzdur... Bu haber sizde nasıl bir duygu uyandırdı? Bende uyandırdığı, “Eyvah, birileri, imajımızı Anti-Amerikancılık’tan Anti-Semitizm’e, oradan da Naziliğe doğru yönlendiriyor” düşüncesi oldu. Pollock’un yazısını hatırlayın: Orada, Türkiye’deki Amerikan karşıtlığı ile Nazilik arasında bağlantı kuruyordu Wall Street Journal yazarı ve “Yazılanları Göbbels’le irtibatlayacağım, ama ona bile kaba gelirdi” diyordu... Hitler’in kitabını neden harıl harıl okusun Türkler? Bana olağanüstü mantıksız gelen bir olay bu. İçinde ‘Alman’ sözcüğü geçen her cümleyi o sözcüğü ‘Türk’ ile değiştirip mi okuyorlar? Türklerin Hitler’e sıcak bakması, yazdıklarından yararlanması dünyanın en saçma işi... Saçma iş, ama daha biz fark etmeden uluslararası gazeteler aracılığıyla dünyanın her tarafı o saçmalığı yaptığımızdan haberdar oldu bile... Ben işin bu noktaya geleceğinden, ilk, geçen yılın sonlarına doğru bir D&R mağazasına girdiğimde kuşku duymaya başlamıştım. Buraya yazdım mı hatırlamıyorum, ama bir çok yerde, toplantılarda sözünü ettim. ‘Dünyanın en tehlikeli kitabı’ diye kayıtlara geçmiş, uluslararası câmia tarafından ‘yasak’ ilân edilmiş bir başka ünlü kitabın yeni baskısı mağazanın en görünür yerinde teşhir ediliyordu... Hayır, Hitler’in kitabı değil o, daha da ünlüsü ve daha tehlikeli bulunanı... Olayın D&R mağazalarıyla özel bir ilişkisi yok. Oradan çıkıp diğer kitapçılara girdiğimde de aynı kitap yine en gözde raflardan yüzüme çapraz çapraz bakıyordu çünkü... Ben bu durumu bir oyun olarak görmüyorum. Görmediğim için de telâşlanıyorum, bazı akşamlar uykularımın kaçışını da bu hayırsız gelişmelere yoruyorum... Bir gazetemizin Almanya baskısı o ülkenin İçişleri Bakanı Otto Schilly tarafından yasaklandı. Gerçekten tepki duyulması gereken bir yasak bu. Nitekim, o gazetemiz, günlerden beri yasakla ilgili yayın yapıyor. Ancak, ne zaman yayınlarına gözüm takılsa yüreğimdeki sıkıntı daha da artıyor. Dünya, bizim bildiğimiz 11 Eylül öncesi dünya değil. Bu yeni dünyada güçler dengesi olabildiğince bozuldu; bireysel ve kurumsal haklar ‘devlet güvenliği’ gerekçesine kolayca feda edilebiliyor. Hak ve adalet gibi kavramların da içini boşaltan bir süreç bu. Gelişmeleri doğru okuyan herkesin, kendi dilinde kınadığı, kendi gücünce değişmesi için mücadele ettiği olumsuz bir gidiş... Almanya’daki yasak da bu hava içerisinde geldi işte... Bugünün dünyasında, mücadele vereceklerin iki noktada olağanüstü dikkatli olmaları gerekiyor: Mücadelenin özü ‘Anti-Semitik’ bir yön içermemeli, mücadelenin üslubu da aşırılıktan uzak olmalı... ‘Anti-Semitizm’ uluslararası bir suçtur, tıpkı bir Alman’a “Nazi” demenin Almanya’da suç olması gibi... Yapılacak yayınlarda bu hassasiyetlere ve üsluba dikkat edildiği taktirde daha iyi sonuç almak mümkün. Bu gerçeği anlamadığını fark ettiğim kanaat önderleriyle karşılaştığımda içim yeniden burkuluyor... Bu tuzağa asla düşmemek ve kim, neyin mücadelesini veriyorsa, bunu ülke ve yanyana durduğu insanlara zarar vermeyecek tarzda yürütmek zorunda. Öyle bir dünya ki bu, yalnızca ‘yabancı’ gözler izlemiyor sizi, içerideki uzantıları da ‘sayın muhbir vatandaş’ konumunu derhal üstleniyor. Dün Hürriyet’in ‘Cinnah Fısıltıları’ başlığını taşıyan dedikodu sayfasında, benim için, Amerikan Büyükelçiliği’ne, “Gazetesinden şikâyet ediyorsunuz, ama bu adamı büyükelçiliğe bizlerle birlikte çağırıyorsunuz” ihbarı yapılıyordu. Elçilikte geçen hafta verilen ‘Anti-Amerikanizmin Kısa Tarihi’ adlı konferansa çağrılmamdan hareketle kaleme alınan dedikoduda , bir de, ‘Elçilik hangi gazeteyi kaç kez tekzip etti’ listesi veriliyor. Dahası da yapılıyor o dedikodu yazısında, ABD Büyükelçisi Edelman’ın, davranışlarıyla, bizim gazeteleri ikiye böldüğü anlatılıyor... Meğer Yeni Şafak ile Zaman birbirine girmişler... Şu son bir ay içerisinde kimbilir kaç kez Zaman’dan övgüyle söz ettim. Amerikalılar bir duyarlıysa yanlış haber konusunda şahsen ben en az on duyarlıyım. Türk medyasında hergün medya eleştirisi yayımlanan tek gazete Yeni Şafak ve bu hizmeti sunanlar kendi gazetelerinde çıkan yanlışlar konusunda da çok acımasız davranıyorlar. Edelman’ın tekzip ettiği söylenen haberleri, fark eder etmez önce biz kendi süzgecimizden geçirip kıyasıya eleştirmedik mi? Bu gelişmeler sizin için ne anlam taşıyor, bilmiyorum. Uykunuzu kaçırmak istemezdim doğrusu.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |