|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
İlk olay: Asker konuşuyor. 2006 yılında Genelkurmay Başkanlığı'nı devralacak olan Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Yaşar Büyükanıt, birkaç gün arayla hükümeti ve Türkiye'nin dış politik tutumunu merkeze alan iki siyasi açıklama yaptı. Siyasi gelişmeleri, bu açıklamayı gözardı ederek ele almak yanlış olur. Bir kokteylde ayaküstü verilmiş olsa da Büyükanıt'ın ciddi siyasi unsurlar taşıyan açıklaması şekil itibariyle bakıldığında Genelkurmay Başkanlığı'nın sağlamaya çalıştığı "beyanat disiplini"nin delinmesini ifade ediyor. İçerik açısından ele alındığında ise bu açıklama doğrudan dış politika ve hükümetin tutumuyla ilgili eleştirel yönler içeriyor ve TSK'nın son dönemde benimsediği üsluptan "ton" itibariyle farklılaşıyor. Büyükanıt'ın açıklamasının bir ucu şu sözlerle demokratikleşme politikalarına değmektedir: "Terörle mücadelede elimizdeki çeşitli güç unsurları 1999'un gerisinde. Zira, terörün düşük seviyeye indirgenmesi sonrasında olağanüstü hal uygulamasının kalkmasından kimi yasaların değişmesine kadar bir dizi yeni durum ortaya çıktı. Yani terör örgütü üyelerinin sayısı 1999'daki rakama ulaşırken, biz 1999'daki mücadele gücünün gerisindeyiz. Bu çok tehlikeli bir durum..." Açıklamanın diğer ucu şu çıkışla hükümetin Irak politikasına gönderme yapmaktadır: "Şimdi Irak yeniden yapılanıyor. Söz hakkımız var mı? Yok. Bir Irak politikamız var mı? Yok..." Askerlerin bu tür açıklamalarının Türk siyaseti üzerine etkileri olur ya da bu tür açıklamalar kimi siyasi gelişmelerin ve alınan tavırların sonrası yapılır. Ayrıca geçirdiğimiz boşluk ve tereddüt dönemi de bu açıklamanın siyasi perde arkasıyla ilgili soruların sorulmasını doğal kılıyor. En azından söz konusu olan boşluk içinde yükselen askeri bir ses bile olsa, boşluk ile askeri ses arasındaki bağlantıların gücüne işaret ediyor. Ama asli soru ortada: Neden Kara Kuvvetleri Komutanı kimi endişeleri konusunda yasal ve formel süreçleri esas almıyor ve kanaatlerini kamuoyuna yansıtıyor? İkinci olay: ABD'nin Ankara Büyükelçisi Edelman'ın bir "sömürge valisi" edasıyla yaptığı açıklamalar hız kazanmaya başladı. Cumhurbaşkanı Sezer'in bir ay sonra yapacağı Suriye gezisinin iptal edilmesini talep eden, üstü kapalı tehdit içeren son Bursa açıklaması bu durumun tipik örneği... Neden ABD başka yollar ve temaslar elde edebileceği sonuçları bu tür kabul edilmesi zor araçlarla elde etmeye çalışıyor. Üstelik bunların ters tepeceğini, Sezer'in iptal edebileceği bir geziyi sadece bu baskı yüzünden yapacağını bildiği halde... Amaç ne? Amaç Türkiye'nin İran ve Suriye politikalarını etkilemekse, zaten Ankara bu konuda hızla yol almaya, geç kalmışlığını telafi etmeye çalışıyor. Dışişleri Bakanlığı'nın bir hafta önce bu konuda yayınladığı bildiri, iki gün önce Dışişleri Bakanı'nın Suriye Büyükelçisi'ne BM 1550 sayılı kararına uyma daveti bu adımların belli başlıları... Geriye iki açıklama kalıyor. Ya ABD, daha ilerideki, daha keskin amaçları için krizi yükselterek Türkiye'nin diz çökmesini sağlamaya çalıyor. Ya bu hükümete olan güvenini tüketmiş halde, siyasi iktidarı örselemeye ve ilişkilerini çeşitlendirmeye yöneliyor... Ya da ikisi birden Nitekim iki gün önce Washington Post'da yayınlanan Türkiye'de askerin öneminin altını çizen, Türk siyasal sistemini doğal vesayet rejimi olarak ele alan bir yazı, bildik ancak yenilenen bir bakış açısının ipuçlarını içeriyordu, adeta... İstikrar bu ülkenin "olmazsa olmaz"ı ve istikrarı sağlamak dengeleri, konjonktürü ve politikaları doğru okumaktan geçiyor... BM ve AB çerçeveleri ise Türkiye için hem istikrarı korumanın hem akılcı ve ilkeci siyasetin ana referansları...
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |