|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Milli Gazete yazarı Selahattin Aydar, 312-2'den yargılanmış ve Yargıtay Ceza Kurulu'nun "özgürlükçü" diye nitelenen bir içtihadı ile beraat etmişti, şimdi aynı gazetenin yazarı Mehmet Şevket Eygi, gene 312-2'den yargılanıyor ve bu defa 1 yıl 8 aylık cezası onaylanıyor. Şayet,"Yargıya intikal etmiş her dava kendine özgü şartlar taşır ve ona göre değerlendirme görür. Mehmet Şevket Eygi'nin yazısı ile Selahattin Aydar'ın yazıları da ayrı ayrı değerlendirmeye tabi tutulmuş, birisi beraat etmiş diğeri mahkum olmuştur." dense idi, burada belki ilkesel olarak 312-2'nin varlığını, yani hakaret ve şiddet içermeyen bir düşüncenin mahkum edilmesini eleştirir ama yönteme diyeceğimiz bir şey olmazdı. Oysa aralarında sadece 40 günlük bir süre bulunan bu iki olayda mesele, yargının adeta ideolojik bir tartışma aracı misyonu üstlendiği problemli bir alana girmiştir. Problemlidir çünkü: -Her iki karar, laiklik gibi Türkiye'nin en hassas konusu ile ilgilidir ve bu konu, sür'atli biçimde kamplaşmaya müsaittir. Bir yargı kararının böyle bir kamplaşma görüntüsü vermesi kararın toplumda uyandırması gerekli saygınlık açısından tartışmaya yol açar. -Birinci karar, 312-2'nin yasal düzenleme zemininde de daha özgürlükçü niteliğe büründüğü bir süreçte alınmış ve Türkiye'nin "uygulama eksikliği" sebebiyle eleştirildiği bir zamanda AB kıstaslarına uyumun göstergesi olarak nitelenmişti. Kararın gerekçesi de, laiklikle ilgili özel bir devlet - yargı duyarlılığına gerek bulunmadığını, bu konuda toplum hassasiyetinin kafi geleceğini ifade ediyordu. Bu karar, o dönemde, laikliği özel bir hassasiyet alanı olarak gören çevrelerde tepkilere sebep oldu. Karar 14-13 oy denklemiyle alınmıştı ve 1 oy farkı kararın "tartışmalı" olarak görülmesine kafi gelmişti. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun Eygi ile ilgili kararı, önceki kararın "rövanş"ı olarak algılanmıştır. Rövanş!? Bir yargı kararında böyle bir iç mantık bulunabilir mi? Kuşkusuz, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun üyeleri, konuyu tartışırken, bir "rövanş alma" saikinden yola çıktıklarını söylememişlerdir. Ancak, kararın böyle bir rövanş beklentisine denk düştüğü ve medyada, böyle bir konuma yerleştirildiği açıktır. Bu durumda şöyle düşünülebilir: M. Şevket Eygi davası bundan 40 gün önceki Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nda görüşülmüş olsaydı muhtemel ki özgürlükçü yorum kapsamına girecek ve beraat gelecekti. Ya da tersine, Aydar'ın yazısı bu genel kurulda görüşülseydi, belki de mahkumiyet gelecekti. İşin ilginç yanı, Eygi davası, 8. Ceza Dairesi'nde görüşülüyor, 4-3 oyla beraat kararı veriliyor, üstelik "yazının nefret saçan şiddete davet eden ya da şiddet kullanmayı özendiren ifadeler taşımadığı" gerekçesiyle bu karar veriliyor, Ceza Genel Kurulu, bu beraat kararını bozuyor. Soru aynı: Acaba rövanş duygusu bu kararda etkili oluyor mu? Davanın görüşüldüğü genel kuruldaki tartışmalardan sözler yansıyor kamuoyuna... "İran'da şeriatın milim milim geldiği"ne, bizde Madımak ve Menemen'e atıflar yapılmış ve "Şeriatın yakın tehlike olduğu" belirtilmiş... Buralardan baktığınızda da kararın oluşumunda bir "birikim"in etkili olduğunu gözlüyorsunuz. 2000'lerde yazılmış bir yazı, kimi zaman 20, kimi zaman 50 yıllık bir bagajın gölgesi altında anlamlandırılıyor ve yargı ve mahkumiyet konusu oluyor... Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun Aydar kararında, laikliğin halkın korumasına bırakılması gerektiğinin altı çizilmişti. Eygi kararında ise, laikliğin korunması için devlet adına Yargı duyarlılığının altı çiziliyor. Bazı üyeler, "Yargı korumazsa başkaları korumaya kalkışır" şeklinde konuşmalar yapıyor. Belki haklı bir tesbit bu... Laikliğin korunması yolunda özel duyarlılığı olan kurumlar var Türkiye'de ve bunların devreye girmesi çok daha derin sarsıntılara yol açıyor. Ama laiklik gibi devletin en hassas ilkesinin, hala halk ve devlet kurumları arasında sorunlu, sık sık inanç ve eğitim özgürlüğü gibi en temel insan haklarının ihlalini gündeme getiren ve halka güvensizliğin sergilendiği bir alan halinde bulunması hayati bir problem değil mi? Evet, hayati bir problem... Problem, bir yandan kararları yoğun tartışmaya yol açan yargı sorununu, bir yandan toplum - devlet arasında ortak yorumlara ulaşmayan laiklik sorununu, bir yandan halka güven ve demokrasi sorununu gündeme getiriyor... Demek ki Türkiye, 2005 yılında hala en temel konularda sağlıklı uzlaşmalara varılamayan bir ülke görüntüsü arzediyor. SİNCAN DAVASI: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 28 Şubat sürecinin sembol hadiselerinden olan Sincan davasında, adil yargılama yapılmadığına karar verdi. Bu davada Nurettin Şirin terör örgütünün tali üyesi olmaktan 17.5 yıl hapse mahkum edilmiş, bunun 8 yılını yattıktan sonra TCK'nın yeni düzenlemesi sebebiyle tahliye edilmişti. Bu olay da Türkiye'de insanların yıllarını heba eden bir yargı sorunu bulunduğunun açık bir kanıtı olmuş bulunuyor.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |