|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Türkiye'de yürüttüğü çalışmaların niteliğine bakıldığında bir büyükelçiden ziyade, yeri geldiğinde içişleri bakanı, yeri geldiğinde dışişleri bakanı, yeri geldiğinde enformasyon bakanı gibi hareket eden, memleketin en hassas sorunlarıyla yakından ilgilenen, diplomatik üslubun ötesinde görüşler açıklayan, adeta bir Genel Vali edasıyla hareket eden ABD'nin Ankara Büyükelçisi Eric Edelman'ın son marifeti, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in Suriye ziyaretine yönelik "telkinler"i oldu. ABD ve İsrail'in Lübnan, Suriye ve İran'a yönelik planları çerçevesinde Türkiye'yi hizaya sokma yolunda roller icra eden Edelman'ın, Ankara'ya atandığı günden bu yana bütün davranışları, çıkışları kamuoyunda rahatsızlık uyandırmıştır. Ben öyle "etnik köken"ine, bağlı bulunduğu marjinal/ideolojik gruplara değinmeyeceğim. Türkiye kamuoyunun hakkında en fazla bilgiye sahip olduğu, en fazla rahatsızlık duyduğu, endişe ile izlediği ve güven duymadığı ABD Büyükelçisi belki de Edelman olmuştur. Kamuoyunun hakkında beslediği kanaat yüksek oranda olumsuzdur ve bu olumsuzluk kolay kolay değişmeyecektir. Her hareketi, her cümlesi, her görüşmesi dikkatle izleniyor/izlenecek ve tepki topluyor/toplamaya da devam edecek. Bu nitelikleri nedeniyle Türkiye kamuoyu tarafından istenmeyen adam noktasına gelmiştir. Görev alanını diplomatik misyonun çok ötelerine taşıyan, sivil toplum kuruluşlarından medya mensuplarına, etnik azınlıklardan mezhep farklılıklarına kadar her konuyla çok yakından "ilgilenen", bireylerden siyasi/toplumsal kesimlere kadar geniş bir alanda "etkin" çalışmalar yürüten, Büyükelçilik sıfatının ötesine taşan bir kişiliktir. Bu yönleriyle Edelman, Türk-Amerikan ilişkilerine yapıcı bir katkı sağlamamış, sağlayamayacaktır. Eğer Türkiye'deki Amerikan karşıtlığının nedenleri sorgulanacaksa, Edelman faktörü merkeze alınmalı. O, Türkiye'de bulunduğu süre içinde Türkiye ile ABD arasındaki soğuk rüzgarlar dinmeyecektir. Tabi Edelman'ın Sezer'in ziyaretiyle ilgili tavrından işaret alanlar, günlerce köşelerinde aynı nakaratı tekrarlamaya devam ediyorlar. Irak işgali öncesi aynı gevezelikleri sergilemiş, Paul Wolfowitz'in Türkiye'yi hedef alan tehditlerinden işaret alarak atıp tutmuşlardı. Amerika'nın dediğini yapmazsak mahvolacaktık, yok olacaktık… Şimdi ABD Lübnan'a, Suriye'ye, İran'a; Türkiye'nin komşularına savaş açmaya hazırlanırken biz neden işgal cephesinde, işkence cephesinde, yağma cephesinde yokmuşuz… Bütün dertleri bu... Türkiye'nin çıkarlarını savunduklarını sanırsınız. Türkiye'nin geleceği için endişelendiklerini sanırsınız… Türkiye'nin menfaatleri için kafa yorduklarını sanırsınız… Oysa sadece kendilerini düşünüyorlardır. Kendi geleceklerinin, çıkarlarının, konforlarının kaygısını duyuyorlardır. Köşelerinden, ekranlardan Türkiye'nin bütün geçmişine, geleceğine, değerlerine hakaretler yağdırırken yüzsüzleştikçe yüzsüzleşiyorlar... Edelman ve onu izleyen koro, Cumhurbaşkanı Sezer'in Suriye ziyaretinden neden rahatsız oluyor? Sadece Sezer'in değil, sivil kuruluşların, çevrelerin Suriye'ye gitmesinden bile rahatsız oluyorlar. Doğu Konferansı ekibinin Suriye ziyaretine karşı son derece seviyesiz bir saldırı kampanyası yürüttüler. Suriye bağımsız bir devlet değil mi? Birleşmiş Milletler tarafından meşru devlet kabul edilmiyor mu? Uluslararası sözleşmelere imza atmamış mı? Sınırları belli bir ülke değil mi? Türkiye'nin hangi ülkeyle ne tür ilişki kuracağına bu ülkenin insanları, meşru organları karar veremez mi? Bu ülkenin dış politikasını Edelman ve peşinden sürüklenen koro mu belirliyor? Onlardan mı icazet almak gerekiyor? Suriye ile, Lübnan ile, Rusya ile, Arap dünyası ile, Avrupa Birliği ile, Çin ile ilişkileri onlara mı onaylatmak gerekiyor? Türkiye'nin dış politikası ABD ve İsrail'in çıkarlarına göre mi belirlenecek? Türkiye bağımsız bir ülke değil mi? Daha düne kadar onlar Suriye'yi ziyaret etmiyorlar mıydı? ABD, birinci Körfez Savaşı sırasında Suriye'den neden destek istedi? Suriye PKK'yı desteklemiş. Suriye PKK'yı desteklerken ABD Dışişleri Bakanı Warren Christopher Şam'a tam 22 ziyaret yaptı, Türkiye'nin hassasiyetlerini sordu mu? Bu ziyaretler yapılırken aynı kişi Türkiye'ye kaç kez geldi? Hatırlayan var mı? Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Afrika gezisine de tepki gösterdiler. Neden Etiyopya'ya, Güney Afrika'ya gitti, dediler. Aynı yerlerde ABD'nin, İnglitere'nin, Fransa'nın, Almanya'nın, Çin'in neden bulunduğuna dair tek satır yazmadılar. Türkiye'ye Beyrut meydanlarından gelen mesajı alması yarısı yapanlar, Lübnan halkının bir bölümünün taleplerini bu kadar yüceltirken işgalin, işkencelerin, katliamların, insanlık suçlarının her çeşidiyle yüzleşen Irak halkının yaşadıkları acıyı, endişelerini, taleplerini neden bir kez olsun köşelerine taşımadılar? 2002'de ABD'deki neo-con'ların ne kadar tehlikeli bir akımı temsil ettiklerini yazarken şimdi neden bu tehlikeli akımın Türkiye'deki sözcülüğüne soyundular? Mesele Suriye meselesi değil. Mesele Türkiye'yi rehin alma, denetleme, köşeye sıkıştırma, tetikçi olarak kullanma planları. ABD'ye göre Vietnam teröristti, Latin Amerika teröristti, Sovyetler teröristti, Çin teröristti, Libya teröristti. Şimdi İran terörist, Suriye terörist. Yakında başka ülkeleri de terörist olacak Tıpkı Fransa için Cezayir'in bir zamanlar terörist olması gibi. Arafat teröristti sonra Nobel ödülü aldı. Şimdi Hizbullah ve Hamas terörist. ABD çıkarlarına karşı durmaktan vazgeçtikleri anda onlar da bu sıfattan kurtulacak hatta Ortadoğu için demokrasi örnekleri olarak gösterilecek. Dış politikada bağımsızlaştıkça, kendi çıkarlarını önceledikçe, kendi gelecek arayışını planladıkça, ABD-İngiliz-İsrail kampından uzaklaştıkça, Afrika'ya, Ortadoğu'ya, Asya'ya açıldıkça, büyüdükçe Türkiye'nin de terörist ilan edilmeyeceğini kim söyleyebilir? Dünyanın yarısından çoğu onlar için tehdit, onlar için kontrol dışı değil mi? Ya da, bu ülkede ABD çıkarlarına hizmet etmeyenlerin, Türkiye'yi merkeze alanların, bu coğrafyayı merkeze alanların terörist ilan edilmeyeceğinin güvencesi var mı? Şimdiye kadar bu söylemle Türkiye'de ne kazandılar? Türkiye kamuoyunu ne kadar ikna edebildiler? Manzara ortada. Kaybettiler, kaybetmeye de devam ediyorlar….
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |