|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Askeri tesislerin ihalesi sırasında yolsuzluk yaptıkları gerekçesiyle bazı emekli subaylar ve müteahhitlerin yargılanması devam ederken, sanıklar arasında bulunan bir emekli albay soruyor: "Bize o zaman emir veren komutanlar nerede?" Askeri işler böyledir. Hatta askeri işlerin temel özelliği budur. Bu yaygın uygulamanın istisnaları yok mu? Mutlaka oluyor. Hiyerarşiyi bir kenara bırakıp mesleğinin ve hukukun gereklerini yerine getiren saygıdeğer rütbeli hukukçulara rastlıyoruz. Burada sözü geçenler hukukçular değil. Silahlı Kuvvetler'in inşaat işlerinden sorumlu birimlerinde görev alan rütbeli subaylar. Kuşkusuz onların da amirleri var, onlar da yaptıkları her iş için amirlerinden emir almak durumundalar. Nitekim, Oğulbey Askeri Tesisleri ihalesinde yolsuzluk yaptıkları gerekçesiyle yargılanan Genelkurmay İnşaat Kurulu Başkanı emekli Albay Hüseyin Tekel de bunu vurguluyor. Alınan tüm kararların komutanların bilgisi dahilinde gerçekleştiğini savunuyor. Davanın geçtiğimiz hafta devam eden duruşmasında sanık Hüseyin Tekel, inşaatın devam ettiği sırada Milli Savunma Bakanlığı Müsteşarı olan emekli Orgeneral Şener Eruygur'un kendisine projenin hızlandırılması yönünde talimat verdiğini söyleyerek, "Gönül isterdi ki, bize o dönemde emir veren komutanlar bize bugün de sahip çıksalardı"diyor. Bunun bir yakınmadan daha fazla bir şey olduğunu burada belirtmek gerekiyor. Bu sözlerle emir komuta ilişkindeki sorumluluğun tek taraflı değil iki taraflı olması gerektiği ortaya çıkıyor. Bunun aksini kabul etmek, hiyerarşik ilişkilerde dokunulmazlığın olduğunu kabul etmek anlamına gelir. İşte emekli albay Tekel bu meseleye değiniyor. "Bir sorumluysak, bize emir verenler de aynı derece sorumludur" demek istiyor. Sanık emekli albay devam ediyor: "Suç unsuru taşıdığı kabul edilen iki eylemin de Genelkurmay Başkanlığı'nın imzasıyla parafe edildiğini bilgilerinize arz ederim". Tekel, faaliyetlerinden üst rütbeli komutanların düzenli bilgilendirildiğini ileri sürüyor. Emekli albay Tekel şöyle devam ediyor: "Ayrıca üst makamlara, en çok maliyete yol açan ve bünyesinde atış alanı ve çeşitli tatbikatların gerçekleştirileceği fiziki güç tesislerinin ihale kapsamından çıkarılmasını istedik." Buna karşılık Özel Kuvvetler Komutanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı'ndan kendisine gönderilen emirlerde bu birimlerin tamamlanması isteniyor. Amirlerinin albayın tasarruf önerilerine pek iltifat etmedikleri anlaşılıyor. Emekli albay duruşmadaki açıklamalarına devam ediyor: "Emirleri yerine getirdiğimiz için yargılanıyoruz. Keşif artışlarında Genelkurmay Başkanı ve İkinci Başkan'ın emirleri olduğundan yapacak bir şey yoktu." Çarpıcı sözler ve hatta ithamlar bunlar. Tabii askeri harcamalar konusunda Türkiye'de bir dokunulmazlık söz konusu. Hele işin içine 'askeri sır', 'milli mesele' gibi kavramlar girdi mi kimse kalkıp da "neyi nereye harcıyorsunuz?" diye sormaz. Son yapılan bir yasa değişikliği ile, bu harcamalar için sınırlı da olsa Meclis adına Sayıştay'ın denetleme yetkisi yeni getirilebildi. Bu nedenle kimse bu askeri harcamalar meselesinde neyin ne olduğunu bilemez. Sanık emekli albay soruyor: "Bir yanda yasalar, bir yanda emirler... Keşke bu emirleri veren komutanlar imzalarına sahip çıkıp arkamızda durabilselerdi" Evet keşke böyle olsaydı. Gerçek sorumlular kim ve bu milletin ödediği vergiler nerelere, hangi amaçlarla, nasıl harcanmış, anlayabilseydik.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |