|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Kaç gündür gündemdeydi ve sonuçları merakla bekleniyordu... İstanbul Ticaret Odası'nda Yönetim Kurulu Başkanlığı'na kim oturacaktı. Mehmet Yıldırım on yıldır sürdürdüğü başkanlığı sürdürebilecek mi, yoksa seçimlerden İbrahim Çağlar mı galip çıkacaktı? Nihayet seçim günü geldi ve AKP İstanbul İl Başkan Yardımcısı Murat Yalçıntaş İTO'nun Yönetim Kurulu Başkanı olarak sandıktan çıktı... AKP İstanbul Milletvekili Nevzat Yalçıntaş'ın oğlu olan Murat Yalçıntaş'ın siyasi kimliğini unutmayın, çünkü bu kimlik birazdan işimize yarayacak. Seçim sonuçları seçimin ertesi günü, yani 16 Mart tarihinde yayımlanan gazetelerin hepsinde -tabii olarak- baş sayfadan duyurulmuştu. İşte epeyce gazetenin bu konudaki haber başlıkları:
"İTO'da AK devrim" (Dünden Bugüne Tercüman)
Görüyorsunuz; aslında bunların hepsi de olaya, yani seçime hakkını veren haber başlıkları... DYP'ye yakınlığı ile bilenen on yıllık başkan Yıldırım seçimi kaybetmiş ve ortaya AKP'ye yakınlığı ("yakın" da ne demek, yeni başkan AKP İstanbul İl Başkan Yardımcısı!) apaçık olan bir başkan ve kadrosu çıkmış. Gazeteler seçim sonuçlarını tabii ki işin bu faslının altını çizerek verecek. Peki, şimdi de gelelim gazetemizin 16 Mart tarihli baş sayfasına: Yeni Şafak da -tabii olarak- İTO seçimlerinin sonucunu baş sayfasından duyuruyor. Ama bakın nasıl bir başlıkla: "İTO'ya genç vizyon / Yeni başkan Yalçıntaş"(!) Ne kadar "objektif", ne kadar "nötr" ve ne kadar da "tarafsız" bir haber başlığı bu böyle! Ne Murat Yalçıntaş'ın siyasi kimliği hakkında en ufak bir bilgi, ne de AKP'nin İTO seçimlerine kuvvetle asıldığına ilişkin en ufak bir ima... "Genç vizyon" ve "Yeni başkan Yalçıntaş"; hepsi bundan ibaret! (Yeni başkanın siyasi kimliği için Yeni Şafak okurlarının haberin devam sayfasındaki bölümünde epey ilerlemeleri gerekiyor.) Yukarıdaki başlığı işte bunun için seçtik: "Gazetemiz aşırı 'utangaç'!" Haksız mıyız? Ülkedeki gazete okurlarının kahir ekseriyetinin haberdar olduğu bir gelişmeden Yeni Şafak okurlarını haberdar etmemenin, onları bir bakıma "koruma altına almanın" kime ne gibi yararı olabilir ki? İsterseniz sorgulamayı burada kesip gazetemizin üzerine daha fazla gitmeyelim... Belki de en iyisi bu tuhaf haberciliği şu şekilde açıklamaya çalışmak: Gazetemize uzun bir dönemdir yerli ve "yabancı" kaynaklar tarafından yakıştırılan "Hükümete en yakın gazete, Başbakan'ın her sabah okuduğu ilk gazete" gibi sıfatlar gazete yönetimini o derece bezdirmiş ki, arkadaşlarımız herhalde "Aman eksik olsun!" diyerek "İTO seçimini Ak Parti adayı kazandı" gibi bir başlıktan özellikle uzak durmayı tercih etmişler... İyi etmesine iyi etmişler ama bu sefer de Yeni Şafak okurları meseleyi kavrayamamış! (K.B.)
TÜRKEŞ VE ERMENİ TEHCİRİ...
Radikal'den Avni Özgürel 13 Mart tarihli "Soykırım bir endüstri oldu" başlıklı yazısında, "not defteri"ne müracaat ederek, MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş'in, vefatından önce "Ermeni Tehciri" konusunda kendisine söylediklerini aktardı. Türkeş'in sorunu ele alış tarzına biz çok şaşırdık, eminiz siz de şaşıracaksınız... Yazının ilgili bölümü şöyleydi... "MHP lideri Alparslan Türkeş'in vefatından önce, 'Yakın gelecekte başımıza büyük iş açılacak. O yüzden bu meselede bir çıkış yolu bulmalıyız' düşüncesiyle Ermenistan Devlet Başkanı Levon D. Petrosyan'la temas kanalı aradığını biliyorum. Aradığı fırsatı bulduğunu da... Alparslan Türkeş'in, girişimini yadırgadığımı ifade ettiğimde, bana söylediğini notlarımdan aktarıyorum: 'Birinci Büyük Savaş sırasında Osmanlı Devleti'ne karşı ayaklanan ve Rusya saflarında, Doğu Anadolu'nun istilasına katılan Ermenilerin savaş suçu işledikleri tartışılmaz. Ama bu durum, onların dışında kalan onbinlerce sivil Ermeni'nin tehcir kararıyla birlikte yaşadığı acıyı gözmezden gelmenin veya haklı bulmanın mazereti de ayılamaz...' "Türkeş'in, 'Ne yapmalı' sorusuna cevabı aslında fazla da karmaşık değildi: Tek ve meşru muhatabın Ermenistan olarak kabul edilmesi gerektiğini, konuyu Erivan yönetimiyle en üst seyiyede müzakere edip Türkiye'nin kendisini rencide olmuş hissetmeyeceği, ancak, Ermenilerin de yaşanan acı olayların Ankara tarafından kabul edilmesiyle rahatlayacakları, meselenin hassasiyetiyle mütenasip bir üslup kullanılarak müştereken hazırlanacak bir deklarasyon ve aynı anda sınırların açılması, her alanda ikili ilişkilerin geliştirilmesi anlaşmalarıyla sorunun çözülebileceği kanısındaydı. Düşündükleri gerçekleştiğinde Türkiye-Ermenistan sınırının ortasına bir yüzünde Ermenice diğerinde Türkçe olarak, 'Verdiğimiz acılardan dolayı üzgünüz...' yazılı bir '1915 Anıtı' dikilmesini planlamıştı."
'Türk basınının büyük yanlışı'ndan sakınılabilir miydi?
15 Mart tarihli Vatan gazetesinden: "TÜRK BASINININ BÜYÜK YANLIŞI... Vatan dahil tüm gazete ve TV'ler, ABD'nin Guantanamo Üssü'nde tuttuğu 'Türk Taliban' Murat Kurnaz'ı Türkiye'ye iade ettiğini duyurdu. Ancak teslim haberi Dışişleri Bakanlığı'nca doğrulanmadı. Vatan bu nedenle okurlarından özür diler..." Vatan gazetesinin (15 Mart) birinci sayfasında ilginç başlığıyla dikkat çeken bir haber vardı: "TÜRK BASINININ BÜYÜK YANLIŞI..." Haberin, okurları "5. sayfaya" gönderen anonsunda da şöyle deniyordu: "Vatan dahil tüm gazete ve TV'ler, ABD'nin Guantanamo Üssü'nde tuttuğu 'Türk Taliban' Murat Kurnaz'ı Türkiye'ye iade ettiğini duyurdu. Ancak teslim haberi Dışişleri Bakanlığı'nca doğrulanmadı. Vatan bu nedenle okurlarından özür diler..." Haber gerçekten de "Vatan dahil tüm TV ve gazeteler"de hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak bir kesinlikle yer almıştı. Mesela Milliyet gelişmeyi şu başlık ve spotlarla duyurmuştu: "TÜRK 'TALİBAN' İADE EDİLDİ... ABD, Taliban olduğu iddiasıyla Küba'daki Guantanamo Kampı'nda tuttuğu Murat Kurnaz'ı Türkiye'ye iade etti. Kurnaz, İncirlik Üssü'nde Türk makamlarına teslim edildi..." İçlerinden, biz bu cümlelere âşinayız zaten diye geçiren okurlarımıza yanılmadıklarını söyleyelim... Murat Kurnaz'ın "Türk makamlarına teslim edildiği" haberini, salı günkü Kronik Medya'da biz de aktarmıştık size... Ama derdimiz başkaydı hatırlarsanız; o yazıda bazı gazetelerin kullandığı (ki biri Milliyet'ti) deki "Türk Taliban" sıfatına takılmış, "Amerika vazgeçti, bizim gazeteler vazgeçemiyor: O hâlâ 'Türk Taliban!'" demiştik... Öyle ya, hakkında hiçbir mahkeme kararı bulunmayan, hatta mahkemeye bile çıkarılmamış bir kişi için, sırf Amerikan güvenlik güçleri böyle bir iddiada bulundu diye nasıl olur da bu sıfat kullanılabilirdi? Ve üstelik şimdi, bir anlamda ABD dahi bu iddiasından vazgeçtiği halde (Murat Kurnaz'ın Türk makamlarına teslim edilmesi başka ne anlama gelebilirdi ki) bu sıfat hâlâ nasıl kullanılmaya devam edilebilirdi? MEĞER DOĞRU DEĞİLMİŞ... Tekrar başa dönelim... Bizim, bir gün öncesinin haberlerinden yola çıkarak yazdığımız bu değerlendirmenin yayımlandığı gün, gazeteler, "Murat Kurnaz teslim edildi" haberlerinin doğru çıkmadığını yazdılar... Vatan, yanlışın kaynağını da bulmaya çalışan bir gazetecilikle öbürlerinden ayrılıyordu. Vatan'a göre "ortak hata" şöyle ortaya çıkmıştı: "(...) Önceki gün saat 12.41'de, Doğan Haber Ajansı'na (DHA) düşen haber, Kurnaz'ın Türkiye'ye gönderildiğini müjdeliyordu. Saat 14.51'de Anadolu Ajansı (AA), Kurnaz'ın Türkiye'ye iade edildiğini iddia şeklinde geçti ve annesinin konuyla ilgili sözlerine yer verdi. Saat 16.28'de de İhlas Haber Ajansı (İHA), Kurnaz'ın serbest bırakılmasının ailesini sevinci boğduğu haberini servise koydu. Ajanslardan peş peşe benzer haberler düşmesiyle internet siteleri ve televizyonlar haberi yayınlamaya başladı. "(...) Ertesi sabah VATAN dahil tüm gazeteler Kurnaz'ın özgürlük haberini sayfalarında duyurdu ama hala o genç ortalıkta yoktu. Kurnaz'ın serbest kaldığına ilişkin haber doğru değildi. Serbest kalacak kişi Murat Kurnaz değil, Salih Uyar'dı. Anlaşılan o ki bir Türk'ün serbest bırakılacağını öğrenenler, bu kişinin Guantanamo'daki Türk esirler arasında en meşhuru olan, filmi çekilen ve 'Türk Taliban' olarak anılan Murat Kurnaz olduğunu tahmin etmişlerdi. "(...) 2002 yılında Arapça öğrenmek için Pakistan'a giden Salih Uyar, Afganistan operasyonunda Taliban olduğu gerekçesiyle Guantanamo'ya gönderildi. Uyar 3 sene boyunca Kurnaz ile aynı koğuşta kaldı. Hep suçsuz olduğunu belirten Uyar'ın, Türkiye'ye 11 Mart'ta iadesi kararlaştırıldı. Ancak belirtilen tarihte Adana İncirlik Üssü'ne inmesi beklenen uçak, hava muhalefeti nedeniyle gelmedi. ABD'li yetkililer, Salih Uyar'ın iadesinde herhangi bir sorun olmadığını ve 15 Nisan'da Türkiye'ye gönderileceğini açıkladı." 'OLSA OLSA' METODUYLA MI? Vatan, siz de dikkat etmişsinizdir, haberin ilk çıktığı kaynak olan DHA'yla ilgili olarak "anlaşılan o ki" diye başlayan bir tahminde bulunuyor... O bölümü tekrar etmekte fayda var: "Anlaşılan o ki bir Türk'ün serbest bırakılacağını öğrenenler, bu kişinin Guantanamo'daki Türk esirler arasında en meşhuru olan, filmi çekilen ve 'Türk Taliban' olarak anılan Murat Kurnaz olduğunu tahmin etmişlerdi..." Bize de mantıklı geliyor bu izah tarzı; DHA'cılar herhalde o heyecanla bilgiyi doğrulatma çabasına girmek yerine, "olsa olsa" metoduyla, haberi, öznesi Murat Kurnaz olmak suretiyle servise koymayı tercih ediyorlar. Eğer bu "izah" geçerliyse, ajans haberi kendilerine ulaşan gazete ve televizyonların hiçbirinin (de) bu doğrulatma girişiminde bulunmadığını kabul etmek zorundayız... Yani hiçbir gazeteci "gazeteci kuşkusu"nu sonuna kadar götürmemiş, "ya doğru değilse?" sorusunu kendisine sormamıştır... Oysa yapılacak iş, Amerikan Büyükelçiliği'ne bir telefon etmekten ibaretti... Yani, "Türk basınının büyük yanlışı"ndan sakınmak mümkündü, fakat olmadı... Bitirirken vurgulayalım: Biz, Vatan'ın verdiği bilgiler doğrultusunda bir tahmin yürütmeye çalıştık. Bu bilgiler doğru değilse, vardığımız sonuç da doğru olmayabilir. Belki mesele çok daha karışıktır. Belki, gazete ombudsmanları kendilerine gelen mektupları (herhalde epeyce mektup ulaşacaktır kendilerine) değerlendirirken konuyu biraz daha açarlar... (A.G.)
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |