|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Bazen işlerin gidişatı öyle tezahür eder ki, zahirdeki olaylar, zahirin mantığına uygun istikamette gelişir. Oysa hakikat, görünenin altındadır. Asıl bilinmesi gereken, arkada, içerde ve üstelik gizli (üstü örtülü) olarak durduğu için, hakikatin görünenden farklı olduğuna kimseyi inandırmanız mümkün olmaz. Durum, iç siyasal olaylarda olduğu gibi özellikle dış politika uygulamasında daha da çok böyledir. Üstelik, bazı kanıların açıkça söylenmesinde yasal sakıncalar öngörülmüşse, hakikatin peçesini yırtıp onu gösterme, açığa çıkartma imkânı elde edilemez. Zahirdeki olaylar, kurulu düzenin kurmaca mantığına uygun istikamette işlediği için, insanlar hakikatin zamirini öğrenmekten yoksun bırakılır. Daha da beteri, durumun böyle olduğunu bilenler, hakikatin farklı olduğunu kanıtlayacak belgeleri ellerinde bulundurma imkânından yoksun da bulunabilirler. Biraz soyut gibi duran bu ifadelerimizi bir somut örnekle canlandırmaya çalışalım: şu anda adı dahil, konusu dışında hiçbir şeyini hatırlamadığım bir Amerikan filmi.. yaklaşık 35 yıl önce Amerika'da seyretmiştim. Yaşlı bir adam, bir cinayete tanık olur. Katil, tanığı görür. Fakat gördüğünü ifşa etmemesi için tanığı izlemeye başlar. Tanık, nerdeyse her köşe başında katilin silahının namlusuyla burun buruna gelir. Durumu yakınlarına bildirir. Katilin kendisini tehdit ettiğini söyler. Ama her defasında, katili gördüğü yerde gösteremeyince, etraftakiler, tanığın hayal gördüğünü, yaşlılık halüsinasyonlarına uğradığını, bunadığını düşünürler. Olayların zahirî gelişmesi, yaşlı adamı her defasında yalan çıkartır. Ancak seyirciler işin doğrusunu bilir. İşler o noktaya gelir ki, yaşlı adamın her defasında yanıldığını gören etrafındaki yakınları, onun yanıldığını yüzüne vurmak istemeyerek ona inanmış görünme rolünü oynamaya başlar. Yaşlı adam, duruma canı sıkılırsa da, işin doğrusunu kanıtlama imkânını hiçbir zaman bulamaz. Nihayet, bir defasında arabalarına binerken, yaşlı adam, sokağın köşesinde, katili tabancasının namlusunu kendisine doğrultmuş olarak görür, fakat onu gördüğünü söylemeye fırsat bulamadan, tabancadan çıkan kurşunun hedefi olur. Son nefesinde, ancak: "Ben size dememiş miydim?" sözlerini mırıldanabilir ve orada can verir. Halen, Türkiye'de aynen bu filmdekine benzer bir manzaranın yaşandığını düşünüyorum. Olayların seyri ve bu olayların doğruluğunu teyit eden gerekçeler birbiriyle öylesine uzlaşmış biçimde cereyan ediyor ki, hakikatin farklı bir katmanda, farklı bir mahiyette seyretmekte olduğunu kanıtlamanız nerdeyse imkânsız hal geliyor. Öylesine önyargılar oluşuyor ve bu önyargılar, statükoyu benimsemiş olanları öylesine doğrulayan yönde seyrediyor ki, hakikati ifşa etmeye teşebbüs edecek birinin anında linç edilmesi işten bile değil.. İnsan, zahirî durumla hakikat arasındaki farklılık bakımından Avustralya'ya gelmiş olan misyonerin konumunda hissedebilir kendini. Misyoner Grubb, şöyle bir olay naklediyor: Yerli, rüyasında, Grubb'un, bahçesine girip helvacı kabağı çaldığını görüyor ve 15 mil uzakta bulunan Grubb'a giderek bahçesinden kabak çaldığı için tazminat istiyor. Grubb şöyle itiraz ediyor: "Olayın geçtiği anda ben 15 mil uzakta idim, aynı zamanda iki yerde birden olamam, o halde senin iddian doğru değildir." Fakat yerli iddiasında ısrar ediyor, Grubb'un uzakta olduğunu kabul etmekle beraber rüyada geçen olayı da gerçek sanıyor. (Fransız Sosyoloji Okuluna Göre Mantığın Menşei Problemi, Prof. Dr. Necati Öner, A.Ü. İlahiyat Fak. Y., Ank. 1977, s. 62). Burada fiziksel bir imkânsızlık var olmakla birlikte, yerliyi kanaatinden döndürecek mantıksal bir imkânsızlık söz konusu değildir. İşte bu ülkede, halihazırda, zahiren mantığa uygun görünmekle birlikte, işin aslına uygun düşmeyen bir dolu kanaatin havada uçuştuğunu ve ülke nüfusunun nerdeyse %82'sinin bu yanlış kanaatlerle oyalandığını görüyoruz. Ne var ki, insanları rüya gördüğüne ikna edebilme imkânını da elde edemiyoruz. Onlar, sizin ileri sürdüğünüz gerekçelerin yerine, kendi rüyalarına inanmayı tercih ediyor. ___________ Not: Geçtiğimiz hafta (11-13 Mart) bir sohbet toplantısı ve imza programı için gittiğim Konya'da gösterdikleri yakın ilgiden dolayı dostlara ve Konyalılara candan teşekkürlerimi sunuyorum. R.Ö.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |