|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Bir süredir bu köşede Türkiye'nin girdiği içe kapalı ruh halinin risklerine işaret eden yazılar kaleme alıyorum. Bugüne kadar reformcu bir rol üstlenen AK Parti'nin bu ruh halinin bir parçalanmaya dönüşmesinin tehlikelerine işaret ediyorum. Farkedilmesi gereken iki mesele var. Bunlardan birincisi AB hattında izlenen değişimci politikaların Türkiye için AB üyeliğinin çapını aşan işlevidir. AB politikaları Türkiye gibi "değişmesi müşkül bir ülke"ye evrensel değerler desteği vermiş, değişim ile ilkeler arasında ilişki kurarak değişimi meşru kılmıştır. Nitekim bu politikalar hem toplumun önemli bir bölümünü kuşatan siyasi bir uzlaşmayı beslemiş hem değişime karşı çıkanların seslerinin kısılmasına yol açmıştır. Başka bir deyişle "siyasetin iktidar olabilmesi"nin önemli araçlarından birisi olmuştur. AB hattı bu anlamda sadece bir demokrasi kalkanı değil aynı zamanda kendi başına bir "iç dinamik" unsurudur. İkinci mesele AK Parti hükümetinin bu yeni iç dinamiği 17 Aralık tarihine kadar son derece akılcı bir biçimde kullanması ve bu çerçevede belirli riskler almasıdır. Ancak bu risklerin çoğu AK Parti'ye olumlu olarak geri dönmüş, siyasi iktidar mayın temizleyici bir politika izledikçe arkasındaki destek çoğalmış, meşruiyeti artmıştır. Tüm bunlara rağmen bugün "siyasi resim" açık bir şekilde farklı "ton" taşıyor. Gerçekleştirilen reformlar uygulama düzeyinde adeta geri saymaya yönelmiş, değişim karşıtları milliyetçi ve içe kapanmacı bir ruh hali besleyerek kamuoyunun ipini tekrar eline almış ve AB'ye yönelik kuşkular yoğunlaşmış durumda. Hükümetin AB politikalarında hız kesmesi, sahayı boş bırakması, hatta AB karşıtı tepkileri geriden izler ve zaman zaman zımni olarak destekler bir noktaya sürüklenmesi bu gelişmede önemli bir rol oynuyor... Bu sonuç hafifsenemez... Zira bu ton farkı hükümetin AB karşısında izlediği taktik değişikliğiyle, Türkiye'deki kimi kişi ve kurumların milli egemenlik tartışmasına sarılmasıyla açıklanamayacak kadar ya da Ermeni Soykırım iddialarının yarattığı ters rüzgarlarla geçiştirilmeyecek kadar derin sorunlara yol açıyor. Hem Türk siyasetinde devlet içi ve siyaset-toplum arası dengelerin bozulmasına hem Türkiye'nin dış ilişkilerinde sarsıntılara zemin hazırlıyor. AK Partili olmayan, ancak "AK Parti'nin iktidarlaşmasında etkili bir rol oynayan kesimler"in desteği azalıyor... AK Parti'ye "devlet içinde yeni rakipler" çıkıyor, askeri ve sivil bürokrasinin eli güçleniyor... AK Parti güç, destek ve meşruiyet kaybına uğradıkça "iktidarsızlaşma ya da bölünme operasyonlarına açık olma riski" taşıyor... En önemlisi "Türkiye'yi kuşatan siyasi iktidarın da parçası olmaya yüz tuttuğu milliyetçi dalga bu iktidarın, yani AK Parti'nin kontrol edebileceği boyutların dışına doğru hareket etme eğilimi" taşıyor... Milliyetçiliğin sistemli bir hale dönüşmesi, milliyetçiliği içinde barındıran ama, MHP'ye, kemalistlere, askere oranla temsil etme ve kontrol etme kabiliyetine sahip olmayan AK Parti'yi ciddi olarak zorlayacak, oyundan düşürebilecek bir gelişmedir... Bu durumda karanlığa hareket edecek olan sadece AK Parti değil, Türkiye'dir. Bilmem "bu gelişmeler, AB'nin Ak Parti, siyasi istikrar, toplumsal uzlaşma ve Türkiye için oynadığı, bir iç dinamiğe benzer kapsayıcı rolün gücü ve önemine yeterince işaret ediyor mu?" Bu köşede günlerdir yer alan bu görüşlerimi Neşe Düzel'e verdiğim, dün Radikal Gazetesi'nde yayınlanan söyleşide de dile getirdim... Bunlar ne "AK Parti bölünebilir" yorumuyla ters siyasi kullanıma kaynak olsun diye yazıldı ne de AK Parti çevrelerinin yıpratıcı eleştiri algısıyla savunma reflekslerini beslemek için kaleme alındı... Analizler uyarıcıdır...
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |