|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Bugünlerde AK Parti iktidarının uluslararası ve iç dengelerdeki ittifaklarını kaybetmeye başladığı yönünde yorumlar çıkıyor. Amerikan basınında çıkan eleştirel yazılar; AB ilişkilerinde var olduğu söylenen ivme kaybı uluslararası güç ittifakındaki dağılma verilen örnekler arasında. Sermaye çevrelerinden ve medyadan gelen eleştiriler de iç dengelerde kurduğu ittifakın çökmeye yüz tuttuğu yönünde yorumlanıyor. Hatta Kara Kuvvetleri Komutanı'nın Irak politikası ve PKK bağlamında dile getirdiği eleştirileri sivil-asker ilişkilerinin bozulduğu yönünde okuyanlar tekrar 28 Şubat günlerine dönülebileceği endişesini dile getiriyorlar. Hatta bu koroya bizzat Başbakan'ın katıldığını bile söylemek mümkün; medyadaki eleştiriler üzerine, "birilerinin düğmeye bastığı" yönünde serzenişte bulunmak gibi bir zafiyet gösterdi. Bütün bu eleştirilerin gerçeğe tekabül edip etmediği tartışılabilir. Ancak tüm bunlar, AK Parti hükümetine destek verenlerin hangi şartlarda desteklerini sürdürecekleri yönünde bir uyarı olarak okunabilir. Yani, ABD ile ilişkilerde 1 Mart tezkeresine benzer bir durumun bir daha tekerrür etmemesi, AB yolundan asla taviz verilmemesi, üyelik sürecinde "ulusalcı kaygılar"la direnilmemesi yönünde hükümete bir uyarı… Aksi takdirde artık bir "iç denge unsuru" haline gelen AB ile ipler kopar; demokratikleşme süreci askıya alınır, ABD yeniden askerlerle temas etmeye başlar ve siyaset eski durumuna döner. Suç ortaklığı için baskı
Son gelişmeleri üst üste koyarak yapılan bu analizler ve hükümete yapılan uyarılarda önemli bir çelişki adeta sırıtıyor. Merkez medya ve iş çevrelerinden yükselen eleştirilerin kaynağı, yönetime yakınlığı ile tanınan gazetecilerin yazdığı makalelerin amacı Türkiye'nin, Amerika ile suç ortaklığına girmesini temin etmek. Oysa, Türkiye'deki işgal koalisyonuna dahil gazeteci analistler hariç tutulursa, hükümete yapılan uyarı ise AB ile ilişkiler üzerinde yoğunlaşıyor. Yani Amerikan yönetimine yakın gazeteciler marifetiyle, Ortadoğu'daki taleplerini yerine getirmesi için hükümete baskı uygulandığını, AK Parti hükümetine desteğin çekilmekte olduğunu söyleyenler hükümetle AB ilişkilerinin gerginliğinden söz ederek, AB ile ilişkiler iyi gitmezse Türkiye'nin Amerikan hattına düşeceği uyarısını yapmaktalar. Amerikan medyası üzerinden bir kriz çıkarılıyor fakat krizin boyutu AB eksenine kaydırılıyor. 'ABD ile ilişkileri iyi tutmazsan AB ile ilişkilerin bozulur. AB ile ilişkilerin kopması demek ABD'nin kucağına oturmak demektir.' Bu iki cümle arasında mantıksal bir ilişki kurmak mümkün mü? Biri birinin alternatif ise neden ABD kaynaklı kriz AB ilişkilerine yansıtılıyor. Hedef, Türkiye'nin tüm alternatif arayışlarından ve kendi rolünü oynama iradesinden vaz geçerek ABD ve AB ilişkilerini uluslararası sistemin biçimlendireceği edilgen bir sürece girmesi, hükümetin bu süreçle uyumlu hale getirilmesi istenmektedir. Burada ortaya çıkan kritik durum şu: Hükümetin uluslararası ve iç desteğini kaybetmekle tehdit edenler aynı zamanda hükümetin kurduğu ittifakların ne tür ilişkileri/ beklentileri karşılamak üzere kurulduğunun ipuçlarını veriyor. 'Özgül ağırlık' ve kambur meselesi
Her siyasi iktidar belli odaklarla belli ölçekte ittifak yapabilir. AK Parti bağlamında kritik nokta hükümetin oluşturan siyasi hareketin kurduğu ittifak ilişkilerde kendi 'özgül ağırlığı' belirleyiciliğinin farkında olmamış olmasıdır. Bu noktada ortaya çıkan kritik nokta; AK Parti'nin bir özgül ağırlığının olup olmadığıdır. Farklı güç odaklarıyla yaptığınız ittifaklardaki pazarlık payınız kendi özgül ağırlığınızın değeri kadardır. Özgül ağırlığının farkında olmayan hiçbir hareket gerçek bir siyasi ağırlığa sahip olamaz. AK Parti'nin sorunu; kurduğu uluslararası ve iç dengelerdeki ittifaklarla kendinin sahip olduğu varsayılan özgül ağırlık arasında gerçek bir ilişkinin bilincinde olamamasıdır. Verilen desteğin gerçekte kendisine atfedilen özgül ağırlıktan kaynaklandığının farkında olmayarak kendini konjönktürel ilişkilerin/desteklerin büyüsüne kaptırmasıdır. Bunları neden mi yazıyorum. Elbette AK Parti hükümetinin sonunun geldiğini düşündüğümden değil. Yazılanlara bakarak böyle düşünmemi gerektirecek bir durum yok. Sadece, ittifak kurduğu çevreler Türkiye'yi alternatifsiz bırakacak şekilde Batı ekseninde tutmak ve bunu da toplumsal destek adına AK Parti üzerinden meşrulaştırmak için hükümeti uyarmak, sıkıştırmak, verilen desteğin bedelini hatırlatmak istedikleri açık. Tüm bunlara rağmen AK Parti'nin sırtında hâlâ bir kambur gibi gördüğü, oysa reddetse bile 'algı düzeyinde' kendisine verilen toplumsal desteğin, onun özgül ağırlığını oluşturduğunu düşünüyorum. AK Parti'nin siyasal proje ve ideolojik olarak bu özgül ağırlıkla alakasının olmadığının farkındayım; ancak, toplumsal algı düzeyinde yüklenen bir özgül ağırlık var ki bunu da sırtında bir kambur gibi gördüğü kesin. Yanılma payı bırakarak haftalardır yazmayı ertelediğim husus özgül ağırlık ve kambur ilişkisini ispat eder gibi. Hükümetin İçişleri Bakanlığı'nın genelgesiyle kullanılmasını yasaklanan kelimeler konusunda aradan geçen süre zarfında en küçük açıklama yapılmadı. " Şehadet, şehit, tevhid, imam, mü'min, münafık, kafir, şirk, cihad, mücahid, firavun, infak, şeriat, şûrâ, tağut, tebliğ,halife, mustaz'af, müstekbir…" gibi kavramların kullanımı yasaklanıyor. Şehadetten arındırılmış beyinler Çanakkale'yi anlayabilir mi? Çanakkale ruhu kavranmadan bu ülkenin var olması mümkün mü? Kur'an'i kavramların yasaklanması ihmal veya hata ile geçiştirilebilir mi? Başörtüsü için AB'ye ikna edilen kitlelerin bu hükümetin getirdiği yasaklardan kurtulmak için neye ikna edilmesi gerekecek? Özgül ağırlığınız kadar varsınız. Mesele bu iktidarın değil bu ülkenin özgül ağırlığının ne olduğu ile alakalıdır.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |