|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
AK Parti'nin, dolayısıyla hükümetin manevra alanının daraldığı tezi, son zamanlarda epeyce taraftar buluyor. "Böyle devam ederse" diye başlayan cümleler, "parçalanma ihtimali"e kadar uzanıyor. Bu değerlendirmelerin çerçevesi şöyle: -AK Parti liderliği, ABD ve AB ile ilişkileri iyi tutarak dış, liberallerden-işadamlarından-merkez medyadan -İslami camiaya kadar uzanan farklı toplum kesimlerinin müşterek duyarlılığına sahip AB eksenli demokratik reformlara sahip çıkarak da iç meşruiyyet zeminine dayanarak iktidar oldu, bununla İslami zeminden gelişinin oluşturacağı tepkileri devre dışı bıraktı, bununla askeri kesimin siyaset üzerindeki etkisini dengeleme imkanı buldu. Oysa şimdi ABD ile ilişkiler sorunlu, AB ile ilişkiler duraklama dönemi yaşıyor. Bu, iki dış meşruiyyet kaynağının birden devreden çıkması sonucunu doğuruyor. ABD'nin desteğini çekmesi Türkiye'de her hükümeti zora sokar, ABD içeride başka güç odaklarıyla temas kurmaya başlar ve yeniden siyaset-asker dengesinin değişmesi riski doğar. Şu anda ABD cenahının böyle girişimleri ortaya çıkıyor ve kimi askeri aktörler daha vurgulu biçimde devreye giriyor. AB ile ilişkilerin tavsaması ise, demokratikleşme sürecinin tavsaması yanında, içerdeki taban koalisyonunu sarsar, AK Parti'ye AB ile ilişkiler sebebiyle kredi açan ama ideolojik rezervlerini saklı tutan çevrelerin desteğini ortadan kaldırır. Bu durumda AK Parti, sadece halk kitlelerinin desteği ile başbaşa kalır, bu destek her şeye rağmen "sayısal meşruiyyet" sağlayabilir ama "siyasal iktidar" sağlar mı, bu tartışma götürür. Kaldı ki, halk desteği konusunda da sorunlar çıkabilir, çünkü demokratikleşme süreci her ne kadar özgürlükler alanında bir açılım sağlamış ise de, AK Parti'nin birincil tabanı olan dindar kesimlerin özgürlük beklentileri karşılanmış değil. Dolayısıyla bu kesimlerde bir hoşnutsuzluk, alttan alta sorgulama devam ediyor. Bu da AK Parti'nin toplumsal tabanı açısından bir risk. Bu değerlendirmeyi yapanlardan pro-Amerikan olanlar (Türkiye'nin çıkarlarının ABD ile uyumlu yürümekten geçtiğine inananlar), ABD ile ilişkilerin fazla kanatılmaması gerektiğini, Ortadoğu'da ABD politikalarına rezerv koymanın bir kere daha gözden geçirilmesini talep ediyorlar. Pro -AB olanlar (Türkiye'de AB olmaksızın demokratikleşme, çağdaşlaşmanın mümkün olmadığına inananlar) ise, AB heyecanının düşmemesi gerektiğini, "milliyetçi" reflekslerin aldatıcı olduğunu, Türkiye'nin çağdaşlaşabilmesi için başka çıkış yolunun bulunmadığını ifade ediyorlar. Evet, AK Partinin önüne konan bir değerlendirme böyle... Ne yapsın AKP? Aslında ben de AKP'nin, dış meşruiyyet-iç meşruiyyet değerlendirmesini önemsediğini düşünüyorum. Ve herhalde bu kadro, Türkiye'de "sayısal iktidar"ı "siyasal iktidar" haline getirebilmenin bu denklemle yakından alakadar olduğunu bilerek yola çıkmıştır. Ancak burada iki soru var: -Dış meşruiyyet kaynakları, bu denklemde yer almayı bir bedele dönüştürmeyi istediklerinde ne olacak? -İç meşruiyyet kaynakları, dış ilgileri bir sebeple kutsayıp, istenen bedeli dikkate almaz ve "desteğimi çekerim" derse iktidar ne yapacak? Burada "ver ve iktidarını kurtar" politikası benimsenebilir, bir. "Ülken için vermemen gereken hiçbir şeyi verme, gerekirse bedel öde" tavrı benimsenebilir, iki. Birinci yolun iki riski var: 1. Halk sizi dışlayabilir. 2. Tarih ihanetle yargılar. Bazan iç-dış güzellemelerle halk sempatisini kurtarabilirsiniz, ama tarihin yargısından kurtulmak mümkün olmayabilir. İkinci yol ise, Türkiye'de çok yaşanan, "iktidar"ın "siyasal" zemininin sarsılmasıdır. Durum şu: AK Parti iktidarı, ABD ve AB ile dış münasebetleri dengeli götürmeye çalışıyor ama, Ortadoğu'da ABD ile vizyonlar uyuşmuyor, AB'den de Kıbrıs, Ermeni meselesi gibi konularda kol bükücü tavırlar sergileniyor, artı, uzun vadede ümit verilmiyor. "ABD ne diyorsa ona eklemlen, AB ne dayatıyorsa kabul et!" İşte AK Parti hükümeti burada "Olmaz" diyor... Ne sayarsanız sayın, ister milliyetçi refleks, ister İslamcı genler! Vatan kaygısı! Tarih tarafından yargılanma endişesi! Gerekirse bedel öderim tavrı! Duruma şu tesbitleri de eklemek lazım: AK Parti'nin yalpaladığını düşünen ve ona desteği gözden geçirme gereği duyan çevrelerimiz acaba nerede duruyor? ABD'nin bölgeye ilişkin dayatmaları ya da AB'nin Türkiye'nin hassasiyet gösterdiği kimi alanlardaki kol bükmeleri hakkında ne düşünüyorlar? Rahatlıkları sadece hükümet olmamaktan mı kaynaklanıyor, yoksa ABD ve AB ne derse onun Türkiye için de doğru olacağını düşündükleri için mi? Acaba zaman zaman "Hırsızın da hiç suçu yok mu?" diye düşündükleri olmaz mı? "Türkiye burada ABD'ye de AB'ye de direnmekte haklı, AK Parti de doğru davranıyor, burası Türkiye'nin direnmesi gereken nokta, burada iktidarın elini güçlendirmemiz lazım" diye düşünmezler mi? Burada AK Parti'yi sıkıştırmanın dışarıda Türkiye'nin pazarlık gücünü zayıflatacağından, içeride de siyaseti devre dışı bırakacak gelişmelerin önünü açacağından endişe etmezler mi?
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |