|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Bazen böyle olur; önceden planlanmayan farklı açıklamalar ‘yap-boz’ parçaları gibi yanyana oturuverir... ABD başkentindeki Brookings adlı düşünce üretim kuruluşunda ‘Türkiye’ programını yöneten Dr. Ömer Taşpınar’ın “ABD ile Türkiye arasında kriz olduğunu savunanlar yanılıyor; Washington'ın gözünde Türkiye sorun çıkaran ülkeler arasında değil” tezini işleyen ‘Gerginlik çok abartılıyor’ başlıklı yazısı ile, ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’in Irak’taki direniş yüzünden Türkiye’yi suçlayan açıklaması dün gazetelerde peşpeşe yayınlandı. İlk bakışta ters görünse de, birbirini tamamlayan iki bakış bu... Önce Rumsfeld’in konuşmasına yakından bakalım. Aslında ABD Savunma Bakanı Rumsfeld bu görüşünü ilk kez seslendirmiyor; daha önce de neredeyse aynı ifadelerle 1 Mart yüzünden Türkiye’yi suçlayan bir konuşma yapmıştı. Onun düzeyinde birinin daha önce ifade ettiğinde kimsenin ciddiye almadığı bir tezi bir daha gündeme taşıması pek alışılmış bir şey değil. Belli ki, o ifade, bir ‘gerçeğin tespiti’ amacından çok başka bir sonuç almaya yönelik. Aynı tezin ilk kullanımıyla şimdi arasında gerçekleşmediğini varsaymamız gereken bir sonucun... Bunu bir kenara not ediniz. Dr. Ömer Taşpınar’ın Radikal’deki yazısı pek çok değerli tahlili içinde barındırıyor. Türkiye ile ABD arasındaki ilişkinin ‘kriz’ geçirdiği inancının doğru olmadığı bunlardan biri. Bir başkası, 1 Mart yüzünden Türkiye’nin prestij kaybına uğradığı kabulünün yanlışlığı. Bir diğeri de, “1 Mart tezkeresi geçseydi, Türkiye Kuzey Irak’ta olan-biteni belirlemede söz sahibi haline gelirdi” savunusu yapanlara verdiği şu cevap: “ABD'den böyle bir beklenti içinde olmaksa Ankara-Washington ilişkilerini Kuzey Irak nedeniyle daha da fazla gerecekti. Bugün gelinen noktada bile Washington'un Talabani ve Barzani'ye gösterdiği toleransa kızıyoruz; eğer bir de aynı masada olsaydık herhalde Amerika ile her dakika bir Kuzey Irak krizi yaşayacaktık. Ciddi bir haksızlığa uğramışlık hissiyatı içinde 'nankör' Amerika'ya karşı öfkemiz belki bugüne oranla çok daha fazla yükselecekti. 1 Mart tezkeresi geçseydi, her şey bugün çok farklı olurdu demenin pek de bir anlamı yok.” Bu doğru tespiti de diğer notun hemen altına kaydediniz... Rumsfeld’in Türkiye’yi suçlayıcı ifadeleri gerçekler üzerine oturmuyor; 1 Mart yüzünden ABD’nin planlarının aksamadığını, savaşın beklendiğinden çok daha kısa sürmesi yeterince ispatlıyor zaten... Direnişin pek çok sebebi var, ama bunlar arasında ABD’nin kuzeyden cephe açamaması herhalde fazla önemli bir sebep teşkil etmiyor. Washington’u içinden izleyen bir uzmanın “Arada kriz çıkartacak bir sorun yok” tespitinin çıktığı gün gazetelere yansıyan Rumsfeld açıklamasını nasıl yorumlayabiliriz? Özellikle ilk ifade edildiğinde hiçbir ilgi görmemiş, tartışmaya değer bulunmamış olduğu halde? Bu açıklamayı bir ‘durum tespiti’ olarak görmemiz beklenmemeli. Akla gelebilen tek ihtimal, Washington’da bölgeye dönük planlar hazırlayan Pentagon’a yerleşik grubun, önümüzdeki dönem için Türkiye’ye de içinde yer biçilen yeni bir planın varlığı... Bunu açıkça dile getirmek yerine, ilişkilerin bazıları tarafından ‘kriz’ olarak görülmesine yol açacak dolaylı ifadelerle baskıcı bir ortam oluşturma peşinde ABD... Oysa, 1 Mart tezkeresi, biraz da Pentagon’daki o kadronun dolaylı mesaj aşkı yüzünden kabul görmemişti. Türk kamuoyunu manipüle edilebilir görmekten vazgeçmeli Washington.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |