|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
- "... ve siz beni Bağdat'taki en iyi berber, deneyimli bir doktor, derinlikli bir kimyacı, hata yapmayan bir müneccim, başarılı bir gramerci, kusursuz bir hatip, ince bir mantıkçı, geometride, aritmetikte, astronomide ve cebirin bütün inceliklerinde başarılı olan bir matematikçi; evrenin bütün krallıklarının tarihini bilen bir tarihçi olarak bulursunuz. Bunun ötesinde, felsefenin tüm kısımlarına vâkıfım; bütün yasalarımız ve bütün geleneklerimiz hafızamdadır; ben bir şairim, bir mimarım...." (s. 58) Merak edebilirsiniz, hem doktor, kimyacı, müneccim, dilci, hatip, mantıkçı, matematikçi, tarihçi, filozof, mimar ve hem şair olan bu berber de kim acaba? Uzunboylu düşünmeye gerek yok, Binbir Gece Masalları'nda dile gelmiş herhangibir Bağdatlı berber sadece... Rüşdü Raşid "Klasik Avrupalı Modernitenin İcadı ve İslam'da Bilim" (Kadim Yayınları, Ankara, 2005) adlı kitabında bu pasajı aktardıktan sonra, kadim bilimler sınıflamasına atıfla metindeki matematik-cebir ayrımına dikkat çekip şöyle diyor: - "Matematiğin popülerliği, yayılması ve cebir'in ayrıcalıklı rolü Arapça bilim denebilecek şeyin özelliklerindendir." Hemen belirteyim ki Rüşdü Raşid "Arapça bilim" ifadesini, "Arapça yazılan bilim" anlamında kullanıyor. Raşid'in bu sahanın yetkin kalemlerinden olduğunda hiçbir kuşku yok. Titiz ve gayretli bir araştırmacı. Büyük emeklerin sahibi. Ne yazık ki Türkçe'de daha ilk kez bir kitabı yayımlanıyor. Muhtelif makalelerden ve söyleşilerden oluşan bu kitap, Bekir S. Gür'ün -bildiğim kadarıyla- "Matematik Felsefesi"nden (Orient Yayınları, Nisan 2004) sonra editörlüğünü yaptığı ikinci bir çalışma. Ziyadesiyle ihmal edilen bir alanda neşredilen bu derlemelerin ardındaki sevdanın tebrik ve teşcî edilmesi gerektiğine inanıyorum. Ne diyeyim, "Aferin erbab-ı aşkın kuvve-i bazusuna!" Raşid'in bu kitabı, "bizim matematiğimizin" mahiyetini merak edenlerin muhakkak okumaları gereken bir nitelik taşıyor. Bu değerli matematik tarihçisinin, insanımızı kendi tarihleri hakkında cahil bırakan sis perdesini aydınlatmak amacıyla yazdıkları, elbette dikkatli bir okumayı gerektiriyor. (Belirtmek isterim ki bazı Türkçe ifade zaafları bir yana, çeviride Arapça isimlerin İngilizce/Fransızca yazımlarının tercih edilmesi kanaatimce doğru bir seçim olmamış. Keşke biraz tedkikle doğru okunuşları yazılsaydı.) Askerî ve siyasî yenilgilerimiz, kendimizi fikren ve ilmen de yenilmiş olarak kabul etmemizi gerektirmez. Kendi geleneğimizi hor görme psikozunun, bilgiye değil, cehalete ve egemenlerin kasıtlı propagandalarına dayandığını anlamamız için daha ne kadar bir süre geçmesi gerekiyor? Unutulmamalı ki Almanya hem I. Dünya Savaşı'nda, hem de II. Dünya Savaşı'nda yenilen tarafı temsil ediyordu. Bu durum, Almanlar tarafından hiçbir zaman kendi filozof ve bilimadamlarının başarısızlığıyla izah edilmedi. Sözün özü, tarihimizi biz değil, başkaları yazıyor. Kendimizi kendimiz anla(ta)mıyoruz; bilakis kendi geleneğimizi başkalarının yorumlarından hareketle anlamaya çalışıyoruz. Bakınız Raşid ne diyor: - "Sadece siyasal tarihin değil, aynı zamanda bilim tarihi ile medeniyetler tarihinin de muzafferler (askerî ve siyasî [muzafferler]) tarafından yazıldığını belirtmek, malumu ilam etmektir." (s. 322) Bu tesbit sanırım bizim ülkemiz için geçerli değil! Raşid'in "yeni bir müslüman bilgin nesli sizce gelecek vaad ediyor mu?" sorusuna verdiği cevap ise şöyle: - "İslam dünyası şu anda, açık nedenlerden ötürü, tarihinin en kötü ânını yaşamaktadır. Önceleri emperyalizm onun zenginliğini zaptetmek istiyordu; günümüzde ise emperyalizm onun zenginliğini ve insan varlığını aynı anda zapt [u rapt] altına almak istiyor; yani müslümanların kültür ve düşüncesini. Onlar kendi görüş ve inançlarını değiştirmek zorundadırlar. Baskı o derece şiddetlidir ki irrasyonel ve aşırı reaksiyonlara şahit oluyoruz. İşte İslamî medeniyetin tarihi hakkında hiçbir şey bilmek istemeyen bir seçkin zümre var." (s. 321) Evet, sadece medeniyetimizin tarihi hakkında değil, kendimiz hakkında da hiçbir şey bilmek istemeyen seçkin bir zümre var. Bugünkü bilim, bir teknoloji hüviyetinde seyreyliyor. Düşünme, salt hesaplama (ölçme ve sayma) işlemine indirgenmiş durumda. Düşünce ve sanatın değeri ise, ne yazık ki sadece raytinglerle, tirajlarla hesaplanıyor. Güya bunun adı da sözümona matematiksel düşünce! Oysa bizim sadece matematiğimiz değil, matematik felsefemiz de vardı. Bu toprağın insanlarının elinde yoğrulmuş bir Mantığımız, kendi insanımızın temellendirdiği bir Psikolojimiz, kendi tarihimizden süzülüp gelen ve varlıktaki birliği görebilmeyi beceren köklü bir Metafizik (onto-teo-lojik) anlayışımız vardı. Birçoklarınca "nostaljik yakınmalar" anlamına çekilen bu tür sözlere "ölü seviciliği" gibi çirkin nitelemeler dahi yakıştırıldığı malum iken, ne yapmalı acaba? Susmalı mı? Hayır! Bilâkis kendi sahillerimizden küçücük çakıl taşları toplamayı sürdürüp onları egemenlerin kontrolündeki ummana -hem de keyifle- fırlatmaktan vazgeçmemeli! Evet, sözüm bu toprakların çocuklarına! Ceplerinizde biriktirdiğiniz çakıl taşlarını, dalgaları ne kadar kabarmış olursa olsun derya üzerinde kaydırmayı sürdürünüz. Hiç kuşkunuz olmasın ki birgün mutlaka "ol mâhiler"den (!) cevap gelecektir!
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |