AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
'Olgusal hakikatler' meselesine devam

Önceki akşam televizyon ekranının önüne özellikle bir bilgiyi teyit etmek için geçtim: Gün içinde bir arkadaşım, RTÜK'ün "ekrana bayrak yerleştirilmesi" yönündeki tavsiyesine tek bir kanalın, NTV'nin uymadığını söylemişti. Ekranın karşısına geçip teyit etmek istediğim bilgi bu idi.

Baktım bilgi doğru, gerçekten de NTV ekranında bayrak yok... "Aferin" dedim kendi kendime, "Aferin NTV'ye. Demek ki tek de olsa, ülkenin de medeni bir ülke olduğunu hatırlayan ve RTÜK'ün gazına gelmeyen bir televizyon kanalı mevcut." Çok hoşuma gitti; hiç âdetim olmadığı halde kanalın internet sitesine bir tebrik mesajı atmak için masanın başına geçtim. Ama o da ne? Klavyenin başına yeni geçmiştim ki NTV etranında (da) bayrağı görmeyeyim mi? Meğerse beni yanıltan görüntüler, bayraksız "reklam" görüntüleriymiş. Tahmin ettiğiniz gibi tam bir hayal kırıklığı. Sadece sendikacı Mustafa Özbek'in sahibi olduğu ART ya da Kanaltürk'te değil, NTV de dahil bütün televizyon kanallarının ekranlarında RTÜK'ün "tavsiyesine" uyulmuştu...

Sonra açtım (klavyenin başına geçtiğimi söylemiştim!) RTÜK'ün internet sitesini. Bakalım bu "tavsiye" nasıl formüle edilmiş. Şöyle:

"Türk bayrağı Türk devletinin bağımsızlık sembolüdür. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Mersin'de 20 Mart 2005 tarihinde gerçekleştirilen (...) Üst Kurul Türk bayrağına saldırı (...) bütün televizyon kanallarını ulusal bayramlarda olduğu gibi 24 Mart 2005 tarihinde tam gün ekranlarına Türk bayrağı yerleştirmeye davet etme kararı almıştır. Kamuoyunun ve ilgililerin dikkatine sunulur."(!)

RTÜK'ün davetini çok "enteresan" buldum. Bulmakla yetinmeyip, belki ben hatırlamıyorum diyerek sitede yer alan "Üst Kurulun Görev ve Yetkileri" kutusunu tıkladım. Neyi merak ettiğimi biliyorsunuz tabii ki; Üst Kurul'un "ekranlara bayrak asın" şeklinde bir "davet" çıkartmaya yetkili olup olmadığını, bu işin görev alanına girip girmediğine bakacağım tabii ki...

Sonuç tahmin ettiğiniz gibi... Ne gezer... Anayasa Mahkemesi'nin kararıyla "yasası" oradan buradan delinmiş (hatta "yasasız kalmış") bulunan RTÜK'e böyle bir görev ve yetki verilmemiş. Zaten niçin verilsin ki? Bu memleket Askar Akayev'in memleketi mi? Hadi o uçtu gitti diyelim; bu memleket sıraya girmiş olan Niyazof'un, Kerimov'un, Nazarbeyef'in memleketi mi? Olur mu öyle şey. Bu memleket AB yolunda ilerleyen bir "medeni memleket" değil mi? RTÜK kim oluyor ki, henüz frekanslarını kontrol edemediği -yani parasını alamadığı- televizyon kanallarına "Bayrak tak!" diye "davet" çıkaracak...

Tercüman'dan (Ilıcaklar) Mustafa Erdoğan, hemen her yazısında olduğu gibi geçen gün yine "kuşatmayı kırıcı" (tabii ki "idelojik kuşatma"dan söz ediyoruz) sözler söylüyordu: "Her toplum kendi bayrağına yönelik fikri ve fiili saldırılara -daha medeni olanlar bu tür bir saldırının başka ulusların bayrağına yöneltilmesine de- tepki gösterir. Prensip olarak bunun -ve sadece bunun- sağlıklı bir tepki olduğunda şüphe olmamak gerekir. (Yani, bu tür çirkin tezahürlere cezai, hatta hukuki müeyyide uygulanması gerektiğini söylemiyorum) (...) Mamafih, her toplumda bayrağa öte anlamlar yükleyen, bir tür bayrak fetişizmine saplanan kimseler ve gruplar da vardır..."

Yeri gelmişken sizlere önümde duran şu bir iki haberi de hatırlatayım:

İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, 1 kilometre uzunluğunda Türk bayrağı yaptırdıklarını söylemiş. Cerrah, "Bayrağımızı, 3 Nisan'da Mecidiyeköy'den Taksim'e taşıyacağız" demiş.

(Görüyorsunuz, bu iş giderek bir yarışmaya dönüşecek. Cerrah'ın bu girişimi karşısında Şişli Belediye Başkanı Sarıgül'ün sessiz kalması mümkün mü? Göreceksiniz, yakında o daha da uzununu yapacak. Tabii bir de 1 Nisan günü, İstanbul polisinin önemli bir bölümü bayrak altında olacağı için şehirdeki güvenlik önlemlerinin aksayıp aksamayacağı sorunu var...)

Marmara Üniversitesi Senatosu da boş durmamış. Gazeteye verdikleri ilanda, "Cumhuriyetimizin ve toprak bütünlüğümüzün ilelebet koruyucusu olan milli ve kültürel değerlerine sahip çağdaş Türk gençliğini eğiten Marmara Üniversitesi Senatosu yüce milletimizin namusuna ve en büyük değer varlığı olan Türk bayrağına karşı yapılan çirkin saldırıyı...." diye devam ediyor. Sizi bilmem ama ben bu açıklamayı da fazla "eforik" buldum. Ne gereği var...

Bir haber de İzmir'den: İzmir Barosu'ndan bir avukat bir "internet kafe"nin girişine yapıştırılan Türk bayrağı çıkartmasını kazıdığı gerekçesiyle dükkan sahiplerinden 3 dişi ve çene kemiği kırılana kadar bir güzel dayak yemiş. Yaralı avukat hastanede tedavi altına alınmış. Dükkan sahipleri ise "savcının talimatıyla serbest bırakılmış."

Şimdi farkettim ama iş işten geçti, oradan buradan derken yerimiz tükenmiş bile... Oysa bugün "olgusal hakikatler" meselesine devam etmeyecek miydik?

Neyse, yarın devam ederiz...


27 Mart 2005
Pazar
 
KÜRŞAT BUMİN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Online İlan

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği
Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED