|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
'Kara' ve 'aykırı' olarak da tanımlanan 'yeraltı edebiyatı' popüler damarın dışında ve muhalif olmanın yanında her türlü ahlaki-toplumsal kaygıdan azade temaları da içeriyor. Son dönemde ise ahlaki bir hezeyanı yaşıyor.
M.SAİD ENGİN
Ahlaki ve toplumsal kaygıdan azade Kimliklendirmenin kuşatıcılığını hayatın her alanında kaçınılmaz bir sonuç olarak karşımıza çıkaran modern zamanımızda edebiyatın bu tanımlamalardan azade kalması beklenemez elbette. Kuramsal açıdan henüz genel geçer kabule sahip bir kimlik oluşturup oluşturmadığı tartışmalı olan edebiyatımız sınıflandırma açısından oldukça zengin. Hatta tüm edebi kaygılardan uzak islamcı, solcu, sağcı gibi atgözlüklü değerlendirmelerin bolca kullanıldığı bir iklim hâlâ capcanlı duruyor. Dolayısıyla, tanımlama ve ayrışım için kullanılan referans noktaları anlamlandırmanın üstünü örtmeye dönük araçlar olarak kullanıldığı zaman uğruna gayret gösterilen hedef asıl amacını da yitiriyor. Son zamanlarda 'yeraltı edebiyatı' diye tanımlanmaya çalışılan konunun da aynı noktalarda zaafiyete uğratıldığı açık. Yeraltı edebiyatı olarak adlandırılan edebiyat olgusunun tanımlanmasında üç referans noktası öne çıkarılıyor. Biri "ana damarın dışında, popüler olma kaygısı taşımadan üretilen edebiyat", diğeri "muhaliflik" vasfı, bir diğeri ise "her türlü ahlaki ve toplumsal kaygıdan azadelik" vurgusu. Yeraltı edebiyatı tasvirinde bu üç tanımlama biçimi tek başına yeterli olmadığı gibi birlikte kullanıldıklarında da kifayet göstermiyor. Ancak yine de eğer bir tanımlama ihtiyacı duyulacaksa bu "her türlü ahlaki ve toplumsal kaygıdan azadelik" vurgusu içerisinde ele alınmalı. Dışarıdan "bıçkın bir itirazın" hüviyetine bürünmüş haliyle aidiyet bunalımındaki çoğunluğun peşin kabulüne mahzar bu hastalıklı bakış açısının sonuçları üzerinde neden durulmadığı da yine aynı bakış açısıyla değerlendirilmeli. Tüm bu tanımlamalar çerçevesinde yeraltı edebiyatının muhteviyat açısından ahlakdışılığının gözardı edilişi edebiyatımızda artık "ahlaki kaygı" diye bir unsurun düşünce boyutunda bile yeterince kaale alınmadığının bir göstergesi. Bu noktada öne çıkacak "neye ve kime göre ahlak?" sorusunun herkese göre net bir cevaba sahip olmaması da etkili muhakkak. "Bayağı olan üstündür" hastalıklı bakış açısından hareketle ahlakiliğin zaafiyet olduğuna Nietzsche'nin "Ahlakın kendi kendini yok etmesi hangi ölçüde hâlâ kendi gücünün kanıtıdır?" tezine eşdeğer bir bakış açısıyla yaklaşanlara ise ahlaksızlığın yok ediciliğini daha ciddiye almalarını öneririz. Ki burada kastedilen eksiksiz bir ahlakçılıktan ziyade topyekun ahlaksızlıktır. İyi niyet sınırlarını daha da zorlayıp konu Epiktetos'un "eğer iyi olmayı istiyorsan, önce kötü olduğunu düşün" savı içerisinde işlense dahi bunun kötüyü uygula veya etrafa yay anlamına gelmediği de aşikar. Yeraltı edebiyatı eşcinsel temaya kaydı Bizde yeraltı edebiyatı var mı yok mu sorusuna gelirsek. 'Yeraltı', 'kara', 'aykırı' edebiyat damarlarının bizdeki varoluşunu "eşcinsel tema"nın varlık göstermeye başlamasıyla eş zamanlı düşünmek daha doğru olacaktır. II Meşrutiyet'te Mehmet Rauf'un başını çektiği yazarların 1910-15 yılları arasında kaleme aldığı eserlerden sonra eşcinsel edebiyata ait ilk ürün 80'lerde Attila İlhan'dan geldi. 'Fena Halde Leman' ile başlayan eşcinsel tema 1990-2000 yıllarında birkaç kitapla sınırlı kalsa da 2002 yılından itibaren hızlı bir yükselişe geçti.
Eşcinsel temanın dışında Kanat Güner'in Eroin Güncesi gibi farklı kulvarlarda ortaya çıkan birkaç örnekten başka konuya malzeme olacak çok fazla ürün de yok zaten.
|
|
|
![]() |
|
|
|
|