|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
En güzeli de ne, biliyor musunuz? Erzurum'daki bir törende, masaya, üzerinde Türk ve Alman bayrağı resmedilmiş büyücek bir pasta geliyor. Pasta, "Türk-Alman dostluğu" şerefine kesilecektir. Fakat kesim sırasında bir kamu görevlisi müdahale ediyor: "Hayır, bu bayrak kesilemez..." Pasta bu! Kesmeden nasıl yiyeceksin? Tabii ki bayrak kesilmez, vatan bölünmez. Ama pasta bu. Bildiğimiz pasta. Neyse, görevliler (diplomatik kriz olmasın diye herhalde) bayrağa dokunmadan, pastayı alttan alttan oyup öyle servise koyuyorlar. Mesele de çok şükür büyümeden kapanıyor. Değerli kamu görevlisinin hangi saikle müdahale ettiğini bilmiyorum. Kendince bir açıklaması vardır. Fakat, ilk kez rastladığımız bir uygulama değil bu. Dostluk günü, yahut sıklıkla idrak ettiğimiz önemli haftalardan birinde görmüştüm. Belki de televizyonda izlemiştim; tam hatırlamıyorum... Masaya Türkiye desenli pastayı yatırmış kıtır kıtır kesiyorlardı. Hazirun arasında, değerli kamu görevlisi gibi düşünen birileri olsaydı mutlaka müdahale ederdi: "Türkiye bölünemez..." Bu desenli ya da resimli pasta geleneği (alışkanlığı), Türk sonradan görme burjuvazisinin bir icadıdır. Pasta yapımcıları, artık talebe göre, yaptıkları pastayı günün mana ve ehemmiyetine uygun bir resimle süslüyorlar. Hoş oluyor. Örneğin, nikah töreninde evlenecek çiftlerin, sünnet düğününde kesilecek veletin resmi... Uygulama, doğum günü pastalarında da sürüyor. Bir gelenek.
Şunu demek istiyorum: Üzerinde çocuğumuzun resmi bulunan pastayı kestiğimizde nasıl çocuğumuzu kesmiş olmuyorsak, bayrak desenli pastayı kestiğimizde de bayrağımızı kesmiş olmuyoruz. Kesmek eyleminde, genellikle, makas kullanılır. Bir kişi, eline makası alıp, birçoğumuzun "mukaddes" bildiği bayrağı kesiyorsa, müdahale edelim. Mesela, Mersin'deki Nevruz kutlamalarında, birçoğumuzun mukaddes bildiği bayrağımızı yakmaya kalkıştılar. Bir polis memuru müdahale etti. Doğrusunu yaptı. Fakat, iş burada kalmadı. Bayrağımıza olan düşkünlüğümüzü göstermek için bütün kamu binalarını, bütün bulvarları, bütün caddeleri, bütün evleri bayraklarla donattık. Hızımızı alamadık, mitingler, yürüyüşler düzenledik. Bu da kesmedi, en uzun, en büyük, hacim olarak en geniş bayrağı yaptık. Tam ortalık sakinleşiyor derken, bu kez RTÜK talimatı geldi: "Ekranlar bayraklanacak..." Tamam, bayrağımızı seviyoruz, ülkemize tapıyoruz. Tamam da, niçin biraz daha sakin olmayı, meselelerimizi suhuletle halletmeyi denemiyoruz? Bayrağımıza sahip çıkalım derken niçin gülünç işler yapıyoruz? Bayrak hepimizin. Kimsenin kuşkusu yok. Hepimiz bayrağımızı çok seviyoruz. Kendilerine "öteki" rolü verilenler de bu bayrağı çok seviyorlar ve her fırsatta "Bu bizim de bayrağımızdır, ona saygısızlık etmeyi asla düşünmeyiz" diye açıklama yapıyorlar. Daha ne? Elbette bayrağımızı çok sevelim, onu koruyalım. Ama şu başımızın belası "anakronizm hastalığı"ndan da kurtulalım; durup dururken olayı ırkçı, şoven, militarist bir alana taşımayalım.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |