|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Bayrak hadisesi doğrudan yanlışa doğru seyretmeye başladı. Doğru olan, bayrak çiğneme - yakma girişimi karşısında bayrağa saygının vurgulanmasıydı. Bu gösterildi. Artık herkes, Türkiye'de bayrağın özel yerinin farkında olmalı. Yanlış olan ise şu: Bayrağa saygının, bir toplum kesimini dışlayıcı niteliğe bürünmeye başlaması. Ya da bayrağa saygı etrafında bir Türk - Kürt ayrımının vurgulanması... Şunu düşünmek gerekiyor: Belki de bayrak çiğneme - yakma girişimi, tam da bu sembol hassasiyetinde potansiyel bir fay hattını hareketlendirme amacı taşıyordu. "Türk Bayrağına saygı" eylemleri büyüyecek, bir kademe ilerde dışlayıcı bir nitelik kazanacak, ve bu, öteki toplum kesiminde farklılık - ayrılık bilincini besleyecekti. Eğer, diyorum, bayrağa saygı eylemleri içinde bulunanlar, Türkiye'nin bölünmez bütünlüğünü, kuvvet yoluyla sağlamanın çok da sağlıklı ve uzun vadede sonuç verecek bir yol olmadığını düşünüyor, dışlayıcı tavırların ancak bir "karşı taraf" oluşturacağının, "karşı taraf" oluşturmanın ancak ayrılıkçılık sürecini derinleştireceğinin farkında bulunuyorlarsa, ayrılıkçılık kışkırtmalarını etkisiz hale getirmede toplumun tüm kesimlerinin gönüllü, iradi katılımının vazgeçilmezliğine inanıyorlarsa, bence, her mesajın sağlıklı verilmesine itina etmek zorundadırlar. Türkiye'de en zor söz, artık, Türk - Kürt ilişkisi üzerine söylenecek sözdür. Türk'ün onuru için söylenen, Kürd'ü rencide ediyorsa, yapılan Türkiye için hayırlı değildir. Ne yazık ki Kürt hareketi içinde ayrılıkçı bir çizgi oluşmuştur. Ama ben, bu çizginin bile Kürt nüfus içinde azınlık olduğunu düşünüyorum. Bu çizgi, bir takım atraksiyonlarla, kendine toplumsal taban oluşturma çabasındadır. Bu çabayı besleyecek olan şey ise, Türklük adına ortaya konacak "dışlama" hareketleridir. Sağduyulu insandan beklenen böyle bir dışlamaya asla prim vermemektir. Birileri, bu "dalga"dan siyasi rant elde etmek istiyorsa - ki bu her zaman ve hem de kutsal davalar için bile var olmuştur- sağduyu ona karşı çıkmayı gerektirir. Türkiye'nin bölünmez bütünlüğü için, -ki bana göre bu Türkler ve Kürtler için en hayati zarurettir- her tarafın sağduyu adımı atması gerekiyor. Ankara adına Ak Parti'nin büyük sorumluluğu var. Kürt cenahında da, -HADEP ne yazık ki sağlıklı bir temsilden ziyade bunca provokasyonun aktörü olmayı tercih ederek yanlıştan yanlışya sürükleniyor- sağduyulu oluşumların sesini yükseltmesinin zamanıdır. Yaraları kanata kanata varılacak yer hiç kimse için yüz güldürücü olmayacaktır. Amerika'daki mesajlar Şu ifadeleri, Milliyet'in Washington muhabiri Yasemin Çongar'ın haftalık değerlendirmesinden aldım. Çongar "Kızılelma uyarısı" ara başlığı ile sunduğu bölümde, AKP Genel Başkan Yardımcısı Murat Mercan'ın Amerika'daki temasları sırasında verdiği mesajları anlatıyor. Şöyle ki: "Son dönemde gerek Washington'a gelen, gerekse Ankara'da ABD yetkilileriyle temas eden AKP'liler iki ana mesaj veriyorlar. Birincisi, "Bizi, 'Kızılelma' ile bir tutmayın" mesajı. Meali şöyle: "Gerçek AB ve ABD karşıtlarıyla, gerçek Musevi düşmanlarıyla bizi karıştırmayın. AKP, Türkiye'nin ana eksenine oturmuştur. ABD'yle yakın ittifak ve AB'ye katılım yanlısıyız." İkinci mesaj, "'Kızılelma'yı büyütecek politikalardan kaçının" diye özetlenebilir. Açılımı şu: "ABD'li yetkililer, Türkiye'de sağda ve soldaki marjinal milliyetçilerin güçlenmesine yarayacak bir üsluptan kaçınmalı. KKTC'ye desteğinizi sınırlı tutarak, Irak'ta PKK'ya karşı önlem almamakla Türkiye'deki milliyetçi kabarışa hizmet ediyorsunuz." Bu mesajları, en son geçen hafta Washington'da temaslar yapan AKP Genel Başkan Yardımcısı Murat Mercan verdi. Beyaz Saray, Dışişleri ve Musevi dernekleriyle görüşen Mercan'a, "Temaslarınızda Türkiye'de AB ve ABD karşıtı bir milliyetçilik tehlikesinden söz ettiniz mi" diye sordum. Yanıtı netti: "Evet, her yerde bunu söyledim." Mercan bu mesajı sadece kapalı görüşmelerde de vermedi. "American Enterprise Institute" adlı kuruluşun panelinde konuşurken, Türkiye ile ABD'nin ortak çıkarlarını yansıtan "büyük resmin" gözden kaçırılmamasını istedi ve "Aksi halde kesin biçimde anti - Semitik ve anti - Amerikan olanlar bizi yutabilirler" dedi. Mercan'ın ABD ve AB karşıtlığını birbirinden ayrı tutmaması da çarpıcıydı. "Türk - Amerikan ilişkilerinin kötüye gitmesi, Türkiye'nin ana eksenindekilere değil, radikal unsurlara fayda sağlar" dedi; bu radikal unsurları da, "AB sürecine, modernleşme sürecine en çok karşı çıkan unsurlar. Dine, ırka dayalı milliyetçiliğe, bölgesel milliyetçiliğe karşıyız. AB'ye karşı olanlar en soldan en sağa kadar birçok marjinal grup" diye tanımladı." (Milliyet, 28 mart 2005) Ben rahatsız oldum Mercan'ın Amerika'daki mesajlarından... AKP'nin Amerika ile ilişkilerini düzeltmek için Türkiye'deki kimi siyasi - fikri gelişmeleri şikayet etmek... "Anti semitik ve anti Amerikan olanlar bizi yutabilir!" gibi bir çığlık neyi ifade ediyor? Mercan, Amerikalı ve muhtemelen Yahudi lobisi huzurunda seslendirdiği bu düşünceleri Türkiye'de söyleyebilir mi? Bu psikoloji ile sağlıklı bir dış politika inşası mümkün mü? Bu psikoloji ile mi İncirlik gibi Amerikan taleplerinin müzakeresi yapılacak? Bu psikoloji, peşinen yamulmuş bir çizginin yansıması değil mi? Bu psikoloji, iktidarını tehlikede gören bir kadronun görüntüsünü vermiyor mu? Kim görevlendirdi Mercan'ı bu mesajları vermesi için? Bu, Ak Parti iktidarının genel çizgisini mi sergiliyor?
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |