AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Kadife pantolon özgürlüğü

Digitürk'te bir film izledim dün sabah. Adam Amerika'da sakal bırakınca işyerinden kovuluyor. Memlekette ne kadar sakallı varsa sokağa dökülüp eylem yapıyor. Bazıları da adamı sarhoş edip sakalını traş etmeye kalkıyor. Yarısı kesiliyor sakalın. Bizimkisi yarım sakalla piyasaya çıkıyor. En sonunda mücadeleyi kazanıp işine geri dönüyor, "Birşey olmak, hiç kimse olmaktan daha iyidir" diyor. İlginç bir filmdi.

12 Eylül öncesi Türkiye'de bluejean üreten Türk firması yoktu. Sadece Amerikan Levis vardı memlekette. Amerika karşıtlığını ideoloji edinen solcular şiddetle karşı çıkıp giymiyordu Amerikan Levis'ı... Kadife pantolon ve yeşil parkaya yönelmişlerdi. Sokakta kadife pantolla gezeni görünce "Aaa bu solcu" diyordun. Yani siyasal bir simgeydi bir nevi kadife...

İki gazeteci türbanlı oldukları gerekçesiyle bir üniversitedeki toplantıdan adeta kovuldular. Gazeteciler Cemiyeti Başkanı da bu kovulmaya destek çıktı. Kanunlardan bahsetti.... Eskiden solcuydu, mutlaka kadife giymiştir beyefendi... Acaba gençlik dönemlerinde üniversite kapısından "Kadife pantolon siyasal bir simge, lütfen pantolu çıkarınız, okula öyle giriniz" deselerdi kendisine... Veya odalara kapatıp, kadife pantalonun, çağdaş ve uygarlıklar dünyasından koskoca ülkeyi nasıl uzaklaştırdığını anlatarak beyin yıkamaya çalışsalardı... Kanun var, kadife pantol yasak deselerdi... Ne yapardı?.. Çıkarır mıydı?... Çağdaşlık emaresi olarak gösterilse Levis'ı giyer miydi?..

Özgürlükleri savunan, özgürlükler elden gidiyor diye yeni yasaya şiddetle karşı çıkan.... Türbanlı kovulunca "E ne yapalım kanun var" diyen Gazeteciler Cemiyeti Başkanı, diken kendine batınca kanunlara veryansın ediyor.

Ahmet Hakan Coşkun, iki türbanlı gazeteciyi kovan üniversitenin, Başbakan Erdoğan'ın türbanlı eşini nasıl kabul ettiğini yazmış dün. Bu bir ilkesizliği ve ikiyüzlülüğü teşhir yazısıdır diyor. İlkesizlik ve ikiyüzlülük konusunda teşhir edilecek o kadar çok alan var ki sevgili Ahmet Hakan... Sayfalar yetmez ne sana, ne de bana...

Ben Gazeteciler Cemiyeti üyesiyim... Daha doğrusu idim... Geçenlerde bir mektup geldi, "Aidatlarınızı ay sonuna kadar ödemezseniz atılacaksınız" diye... Birbuçuk milyon lira civarında bir aidat... Düşündüm taşındım "Bu cemiyetin bana ne faydası oldu" diye düşündüm... Kocaman bir hiç... İkinci kez düşündüm 5000 gazeteci işsiz kaldı, Cemiyet bu arkadaşlarımız için ne yaptı diye?.. Yine kocaman bir hiç... Rahmetli Nezih Demirkent'in başkanlık yaptığı dönemlerde kapısını çalan her işsiz gazeteciye mutlaka iş bulunurdu. Şimdikilerin kimisi üniversiteden gazeteci kovulmasını destekliyor, kimi de birbuçuk milyonluk aidatın peşinde...

Ve karar verdim. Yatırmayacağım bu aidatı... Beni de üniversiteden kovulan gazeteciler gibi cemiyetten kovsunlar. Cemiyete vermeyeceğim parayla Digitürk aboneliğini sürdürüp, yarım sakalla sokağa çıkıp özgürlük savaşı veren adamın filmini izlerim... Daha iyi... Cemiyet üyeliğim süresince hiçkimse olduğumu hissettim dün.

Ben hiçkimse yerine birşey olmayı tercih ediyorum artık. Atın beni!...


29 Mart 2005
Salı
 
BEKİR HAZAR


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Online İlan

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği
Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED