AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Gelişmeler ve kuşatılmışlık...

Son günlerde yaşanan gelişmeler unutulmuş bazı soruların yeniden gündeme gelmesine yol açmış gözüküyor. Hükümet giderek artan ve tedirginlik uyandıran bir kuşatılmışlık çemberine sıkıştırılmakta olduğunun kaygısını taşıyor. Bunu Başbakan'ın "düğmeye bastılar" ifadesinden anlamak mümkün.

Herkesin sorduğu temel soru şu: Bu gidiş nereye?

Aslında Türkiye'nin hassas dengeleri hakkında bir gözleme sahip olanlar için bu durum fazla şaşırtıcı değil. Zira bu tür seçilmişlerin veya hükümetlerin kuşatılması yeni bir durum değil.

İşin kaygı uyandıran yanı benzer kuşatılmışlıkların yaşandığı dönemlerin genelde olağanüstülüklerin gelişmelerin öncesine rastlamasıdır. İlk anda akla gelen 1957 seçimleri sonrasındaki gelişmeler, 1969 seçimlerinin ardından yaşananlar, yine 1977 seçimlerini takiben olup bitenler...

Bugünkü durum elbette bunlardan oldukça farklı, ancak siyasal iktidarın ve siyasetini kuşatılmışlığı noktasından bakılınca benzerlik yok değil.

Hükümeti ve hükümetin temsile çalıştığı değişim, demokratikleşme ve Avrupa Birliği yanlısı açılım ve politikalarına karşı ciddi bir muhalefetin olduğunu biliyoruz. Her ne kadar hükümet partisinin Meclis'teki temsil payı yüzde altmışbeşlerde gözükse de seçimde muhaliflerin oyları iktidar partisininkinden daha çoktu. Seçim sisteminin azizliği nedeniyle yüzde on ulusal barajı geçemeyen partiler Meclis'te temsil edilememişlerdi. İşin trajik yanı 2002 seçimlerinde kullanılan oyların yaklaşım yüzde kırk beşinin çöpe gitmiş olmasıdır.

Seçimlerde değerlendirilmeyip çöpe giden yüzde kırk beş oranındaki oyun sahipleri hükümete karşı muhalefet safında yer almışlardır. Buna Meclis'te bulunan tek muhalefet partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi'ni (CHP) de ilave ettiğimizde muhalif cephenin iktidar cephesinden daha büyük olduğunu anlamak zor olmaz.

Ülkede tek partiye dayalı istikrarlı bir hükümet var, ancak toplumun yarısından çoğu muhalefet cephesini oluşturmaktadır. Bu durumun herhangi bir olumsuz gelişme alında muhaliflerin hükümeti kuşatmaya yönelmelerini kolaylaştırmakta olduğu açıktır. Bugün gözlemlediğimiz hükümete ve onun politikalarına karşı yükselen kuşatılmışlık ve refleks böyle bir zeminden güç bulmaktadır.

İşin bir diğer tarafı hükümete karşı refleksin harekete geçirilmesinde öncelikle iç toplumsal güçlerden önce dünyaya yön veren sistemik güçlerin öncü rolü oynamalarıdır. Amerikan basınında Türkiye aleyhine yazıların çıkması ve bu yazılar temelinde bir tartışmanın oluşması, bugünlerde izlediğimiz gelişmelerin de fitilini çekmiş gözükmektedir. The New York Times'de, Washington Post'ta, Middle East Quarterly'de yayınlanan yazıların Türkiye'deki gerçekliği ne kadar yansıttığı ayrı tartışma konusu olsa da bir gerçek var ki bu yazılar Türkiye karşıtı, Türkiye'de hükümet karşıtı hareketlerin ortaya çıkması ve harekete geçmesinde çok etkili olmuştur.

Bundan dolayıdır ki Amerika Birleşik Devletleri yönetiminin Ak Parti iktidarından umudunu kesin kesmediği tartışma gündeminde gelmektedir. Oysa ki Amerikan yönetimindeki sorumlular Türk-Amerikan ilişkilerinin normal seyrinde devam ettiğini belirtmektedirler.

Türkiye'de olayları ve muhalefet refleksini tırmandıran en önemli olay kuşkusuz Mersin'deki gösteride Türk bayrağına karşı takınılan tavırdır. Bunu kimsenin normal bir adli vaka olarak görmesi elbette mümkün değil. Ancak bu olay temelinde mobilize olan Türkiye'nin nerelere doğru ilerlemekte olduğu herkesin üzerinde durması gereken temel sorudur. Türkiye bir kez daha klasik merkezi güçlerle kenar/çevresel güçler arasında bir mücadeleye sahne olmaktadır. Türkiye'nin gelişim çizgisinde temel dinamik faktörlerin siyasal merkez ile toplumsal çevre/kenar kesimleri olduğunu bilenler için bu şaşırtıcı değil. Toplumsal kenar/çevre oy gücüyle ve demokratik süreçte merkeze nüfuz etmeye çalışırken merkezde konumlanmış kesimler, kenardaki paydaşlarıyla birlikte direnme ve kenara karşı içe kapanma sürecine girmektedir.

Kenar/çevrenin siyasal temsilcisi Ak Parti iktidarı merkezdeki statüko yanlısı güçlerle belli bir uzlaşı içerisinde iktidarı kullanmanın ötesine geçip merkezi dönüştürmeyi ve merkez-kenar ilişkilerini yeniden kurmayı denemek isteyince gözlemlediğimiz bu gelişmelerle karşı karşıya gelindi.

Yaşananlar medyası, bürokrasisi, burjuvazisi ve onların konumlarını siyasette temsil etmeye çalışan siyasal çevrelerden oluşan merkez ile bunların bilinen statükocu konumunu dönüştürmeyi hedefleyen kenar/çevrenin temsilcisi siyasal iktidar arasında yaşanan bu yarış ve mücadelenin nasıl bir noktada duracağı merak konusudur. Bakalım nasıl bir anlaşma ortaya çıkacak?



29 Mart 2005
Salı
 
DAVUT DURSUN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Online İlan

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği
Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED