|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
22 yıllık gazetecilikten sonra üniversiteye dönerek 'Edebiyat ve Hayat' adlı bir kitap yayınlayan Ali Budak edebiyatın hayatın ve insanın ta kendisi olduğunu söylüyor. Budak, "Edebiyat sadece hayata ayna tutmaz, ona yön vermeye de çalışır" diyor.
HALE KAPLAN ÖZ
Edebiyatta yenilik, kitabınızın ilk bölümüne aldığınız yazılarınızda önemli bir yer tutuyor. Türk modernleşmesinin en önemli yansımalarından biri de edebiyat alanında görülmüş. Mevcut durum itibariyle Türk edebiyatının bu süreci tamamladığı söylenebilir mi? Modernleşme, daha doğrusu batılılaşma maceramız 18. yüzyıl başlarından beri devam etmektedir. Başlangıçta amaç elbette köklü bir değişim geçirmek değildir. Osmanlı Devleti'nin lokomotifi olan ordu artık savaş kaybetmeye başlamış, yöneticiler telaş içinde çare arayışına girmişlerdir. Bulunan en kestirme yol, Avrupa devletlerinin ordularını üstün kılan teknikleri alıp yurda getirmek olarak görülmüştür. Batı'nın yeni bilim ve teknikleriyle ordu yeniden eski güçlü haline getirilecek, böylece fetihlere tekrar başlanabilecektir. Ama bu kez evdeki hesap çarşıya uymamış, askeri ihtiyaçlar karşılanmak istenirken, bir medeniyet değiştirme sürecine girilmiştir. Bunun da farkına, ancak yüz yıl sonra, iş işten geçtikten sonra varılmıştır. İşte, Yeni Türk Edebiyatı'nın başlangıcı kabul ettiğimiz Tanzimat Devri Edebiyatı, bu sosyal değişimin ve dönüşümün edebiyatıdır. O zamandan bu zamana da neredeyse yüzelli yıl geçmiştir. Henüz sosyal dönüşüm tamamlanmadığına göre, edebiyatımızın batılılaşma süreci de devam etmektedir diye düşünüyorum. Çünkü edebiyat, içinde oluştuğu toplumun, içinde yaşanılan hayatın yansımasıdır. Kendi şiir dilimizi bulmamız konusunda neler söyleyeceksiniz? Şiir, bizim en kuvvetli olduğumuz edebî türdür. Başlangıçtan beri hep güçlü bir şiir damarımız olmuştur. Dolayısıyla şiir dilimiz de. Ancak, bu noktada bize özgü trajik bir durum sözkonusudur. Atalarımız İslamiyet'i kabul ettikten sonra, Kur'an-ı Kerim dili olan Arapça'yı bilim dili haline getirirken, Farsça'yı da edebiyat dili olarak seçmiş ve yüceltmişlerdir. Türkçe ise halka, daha doğrusu kendi haline bırakılmıştır. Ve Türkçe'nin bu öksüzlüğü ve yalnızlığı yirminci yüzyıl başlarına kadar devam etmiştir. Her zaman gürül gürül çağlamış olan Halk Edebiyat ürünleri bir yana, okumuş yazmış Türkler konuştukları gibi, konuştukları dilde yazmayı ancak Ömer Seyfettinler, Ali Canipler, Ziya Gökalplerle 1912'lerde başarabilmişlerdir. Yahya Kemal'le de kendi gerçek şiir dillerini yeniden bulmuşlardır. Türk şiiri zengin bir geleneğe sahiptir. Sahip olunan miras o kadar büyük ki, bu damar kolay kolay kurumaz. Nitelikli okurun ülkede hâlâ mevcut olmadığını söylüyorsunuz kitapta. Bu kitlenin oluşmamasında edebiyatın rolü de oldu mu? Nitelikli okurun olmadığını söylemek haksızlık olur. Belki, yeterince yok demek lazım. Aslında bunun da bize özgü sebepleri var. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuna bir bakalım. Yıl 1923, yaklaşık 11 milyon dolayında nüfusumuz var. Bu nüfusun önemli bir bölümünü çocuklar ve kadınlar oluşturuyor. Diğerleri yaşlılar, gaziler vs... Bu da tabii. 1908'den itibaren sürekli savaşmışız. Sadece Çanakkale'de büyük bir kısmı genç aydınlardan oluşan 250 bin şehit vermişiz. Böyle, yaralı ve epeyce hırpalanmış bir yapının nitelikli ve muhkem bir yapıya dönüşmesi elbette kolay olmayacaktır. Olmamıştır da. Daha 10-15 sene öncesine kadar nüfusun büyük bölümü kırsal kesimde yaşayanlardan oluşmaktaydı. Bugün bile, hâlâ nüfusun yüzde 35'i köylerde yaşıyor. Okur-yazarlık sorununu bile tam olarak aşamadık. Bence asıl problem bu yapıda. Edebiyatın bu işte günahı pek yok. Bir yazınızda modern insanın yaşantısını bilim-teknik-sanat üçgenine oturtmak zorunda olduğuna değiniyorsunuz. Diğer taraftan teknoloji refahı arttırırken kültürleri değiştiriyor. Toplumun sanatı da bu değişimden etkilenirken bu denge nasıl sağlanacak? Değişim kaçınılmaz bir gerçeklik... Değişime direnmek akıntıya kürek çekmektir. Mümkün de değildir; çünkü değişmeyen tek şey değişimdir. Asıl olan Tanpınar'ın dediği gibi, değişerek devam etmektir. Burada can alıcı soru; değişirken devam ettirilecek olanlar nelerdir? Dünden bugüne kalanlar nelerdir, yarına kalanlar neler olacaktır? Burada edebiyata büyük iş düştüğüne inanıyorum. 'Edebiyat ve Hayat'ın arka kapağındaki yazı, sanki bu soruya cevap gibi: Edebiyat, sadece hayata ayna tutmak değil, aynı zamanda ona bir yön vermek çabasıdır. Şairler ve yazarlar, yaşantılarını kendi merceklerinden binbir renkte yansıtırlarken; sezgileri, hayalleri, duyguları ve düşünceleriyle çevrelerinin de öncüsü olurlar. Yani, hem hayata kılavuzluk ederler hem de yeni yeni yaşama alternatifleri sunarlar. Şu halde, edebiyat, insanı ve hayatı anlamaya ve anlatmaya çalışmak olduğu kadar, insanı ve hayatı biçimlendirmeye, zenginleştirmeye ve güzelleştirmeye de çalışmaktır. Bu bakışla edebiyat kutsal bir uğraştır. Çünkü edebiyat; insandır, çünkü edebiyat; hayattır.... Bu noktada dilde zedelenme yaşıyor. Sizin bu konuda kaygılarınız neler? Dilimiz, güzel Türkçemiz, biraz önce özetlemeye çalıştığım gibi, ne çektiyse bizden çekmiş. Zamana direnmiş, bütün olumsuzluklara rağmen özelliklerini yitirmemiş... Ama biz her ne hikmetse her zaman ona haksızlık etmişiz... 19. yüzyıla gelinceye kadar onu Arapça ve Farsça'yla aldatmışız, Tanzimat'tan sonra Fransızca'yla, şimdi de İngilizce'yle... Diller canlı birer organizmadırlar. Bir toplumun herşeyini alabilirsiniz, ama dilini asla... Türkçe inanıyorum ki bugünleri de atlatacak, varlığını eskisinden güçlü bir şekilde sürdürecektir.
Harıl harıl doçentliğe hazırlanıyorum
Edebiyat ve Hayat'ın bir bölümünü İstanbul yazılarına ayıran Ali Budak, İstanbul üzerine çok düşünüp çok yazdığını, kaybolan güzelliklerin ardından yas tuttuğunu söylüyor. "Ama" diyor Budak "İstanbul öyle güzel bir şehir ki, insan bir türlü umudunu kesemiyor. Bütün olumsuzluklara rağmen, İstanbul'un tükenmeyeceğine inanıyorum." 22 yıllık gazetecilik hayatından sonra, üç yıldır Yeditepe Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde öğretim üyeliği yapıyor Ali Budak. Yakın dönem projeleriniz nelerdir sorumuzu da "Sanki hayata yeni atılmış gibi heyecanlıyım, harıl harıl doçentliğe hazırlanıyorum." diyerek cevaplıyor.
|
|
|
![]() |
|
|
|
|