AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
K Ü L T Ü R
Edebiyat hayata yön verir

22 yıllık gazetecilikten sonra üniversiteye dönerek 'Edebiyat ve Hayat' adlı bir kitap yayınlayan Ali Budak edebiyatın hayatın ve insanın ta kendisi olduğunu söylüyor. Budak, "Edebiyat sadece hayata ayna tutmaz, ona yön vermeye de çalışır" diyor.

  • HALE KAPLAN ÖZ
    Daha önce 'Ömrümüz İki Geceli Yürüyüş', 'Boşlukta Büyürken Zaman' isimli iki şiir kitabı ve doktora tezinden oluşan 'Münif Paşa'yı yayımlayan Ali Budak'ın 'Edebiyat ve Hayat' isimli deneme kitabı, Kitabevi Yayınları arasından çıktı. Yazarın 1991-1993 yılları arasında Tercüman Gazetesi'nde 'Gündem Dışı' başlığı altında yayımlanan yazılarından oluşan kitap şiir, roman, sanat ve insan, İstanbul, yankılar-çağrışımlar, zamana tanıklıklar olmak üzere altı bölümden oluşuyor. 22 yıl gazetecilik yaptıktan sonra Yeditepe Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde öğretim üyesi olarak görev yapmaya başlayan ve şu aralar doçentlik için çalışan Ali Budak'la eski ve yeni edebiyatı, Türk şiirini, dil sorununu ve İstanbul'u konuştuk.

    Edebiyatta yenilik, kitabınızın ilk bölümüne aldığınız yazılarınızda önemli bir yer tutuyor. Türk modernleşmesinin en önemli yansımalarından biri de edebiyat alanında görülmüş. Mevcut durum itibariyle Türk edebiyatının bu süreci tamamladığı söylenebilir mi?

    Modernleşme, daha doğrusu batılılaşma maceramız 18. yüzyıl başlarından beri devam etmektedir. Başlangıçta amaç elbette köklü bir değişim geçirmek değildir. Osmanlı Devleti'nin lokomotifi olan ordu artık savaş kaybetmeye başlamış, yöneticiler telaş içinde çare arayışına girmişlerdir. Bulunan en kestirme yol, Avrupa devletlerinin ordularını üstün kılan teknikleri alıp yurda getirmek olarak görülmüştür. Batı'nın yeni bilim ve teknikleriyle ordu yeniden eski güçlü haline getirilecek, böylece fetihlere tekrar başlanabilecektir. Ama bu kez evdeki hesap çarşıya uymamış, askeri ihtiyaçlar karşılanmak istenirken, bir medeniyet değiştirme sürecine girilmiştir. Bunun da farkına, ancak yüz yıl sonra, iş işten geçtikten sonra varılmıştır. İşte, Yeni Türk Edebiyatı'nın başlangıcı kabul ettiğimiz Tanzimat Devri Edebiyatı, bu sosyal değişimin ve dönüşümün edebiyatıdır. O zamandan bu zamana da neredeyse yüzelli yıl geçmiştir. Henüz sosyal dönüşüm tamamlanmadığına göre, edebiyatımızın batılılaşma süreci de devam etmektedir diye düşünüyorum. Çünkü edebiyat, içinde oluştuğu toplumun, içinde yaşanılan hayatın yansımasıdır.

    Kendi şiir dilimizi bulmamız konusunda neler söyleyeceksiniz?

    Şiir, bizim en kuvvetli olduğumuz edebî türdür. Başlangıçtan beri hep güçlü bir şiir damarımız olmuştur. Dolayısıyla şiir dilimiz de. Ancak, bu noktada bize özgü trajik bir durum sözkonusudur. Atalarımız İslamiyet'i kabul ettikten sonra, Kur'an-ı Kerim dili olan Arapça'yı bilim dili haline getirirken, Farsça'yı da edebiyat dili olarak seçmiş ve yüceltmişlerdir. Türkçe ise halka, daha doğrusu kendi haline bırakılmıştır. Ve Türkçe'nin bu öksüzlüğü ve yalnızlığı yirminci yüzyıl başlarına kadar devam etmiştir. Her zaman gürül gürül çağlamış olan Halk Edebiyat ürünleri bir yana, okumuş yazmış Türkler konuştukları gibi, konuştukları dilde yazmayı ancak Ömer Seyfettinler, Ali Canipler, Ziya Gökalplerle 1912'lerde başarabilmişlerdir. Yahya Kemal'le de kendi gerçek şiir dillerini yeniden bulmuşlardır. Türk şiiri zengin bir geleneğe sahiptir. Sahip olunan miras o kadar büyük ki, bu damar kolay kolay kurumaz.

    Nitelikli okurun ülkede hâlâ mevcut olmadığını söylüyorsunuz kitapta. Bu kitlenin oluşmamasında edebiyatın rolü de oldu mu?

    Nitelikli okurun olmadığını söylemek haksızlık olur. Belki, yeterince yok demek lazım. Aslında bunun da bize özgü sebepleri var. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuna bir bakalım. Yıl 1923, yaklaşık 11 milyon dolayında nüfusumuz var. Bu nüfusun önemli bir bölümünü çocuklar ve kadınlar oluşturuyor. Diğerleri yaşlılar, gaziler vs... Bu da tabii. 1908'den itibaren sürekli savaşmışız. Sadece Çanakkale'de büyük bir kısmı genç aydınlardan oluşan 250 bin şehit vermişiz. Böyle, yaralı ve epeyce hırpalanmış bir yapının nitelikli ve muhkem bir yapıya dönüşmesi elbette kolay olmayacaktır. Olmamıştır da. Daha 10-15 sene öncesine kadar nüfusun büyük bölümü kırsal kesimde yaşayanlardan oluşmaktaydı. Bugün bile, hâlâ nüfusun yüzde 35'i köylerde yaşıyor. Okur-yazarlık sorununu bile tam olarak aşamadık. Bence asıl problem bu yapıda. Edebiyatın bu işte günahı pek yok.

    Bir yazınızda modern insanın yaşantısını bilim-teknik-sanat üçgenine oturtmak zorunda olduğuna değiniyorsunuz. Diğer taraftan teknoloji refahı arttırırken kültürleri değiştiriyor. Toplumun sanatı da bu değişimden etkilenirken bu denge nasıl sağlanacak?

    Değişim kaçınılmaz bir gerçeklik... Değişime direnmek akıntıya kürek çekmektir. Mümkün de değildir; çünkü değişmeyen tek şey değişimdir. Asıl olan Tanpınar'ın dediği gibi, değişerek devam etmektir. Burada can alıcı soru; değişirken devam ettirilecek olanlar nelerdir? Dünden bugüne kalanlar nelerdir, yarına kalanlar neler olacaktır? Burada edebiyata büyük iş düştüğüne inanıyorum. 'Edebiyat ve Hayat'ın arka kapağındaki yazı, sanki bu soruya cevap gibi: Edebiyat, sadece hayata ayna tutmak değil, aynı zamanda ona bir yön vermek çabasıdır. Şairler ve yazarlar, yaşantılarını kendi merceklerinden binbir renkte yansıtırlarken; sezgileri, hayalleri, duyguları ve düşünceleriyle çevrelerinin de öncüsü olurlar. Yani, hem hayata kılavuzluk ederler hem de yeni yeni yaşama alternatifleri sunarlar.

    Şu halde, edebiyat, insanı ve hayatı anlamaya ve anlatmaya çalışmak olduğu kadar, insanı ve hayatı biçimlendirmeye, zenginleştirmeye ve güzelleştirmeye de çalışmaktır. Bu bakışla edebiyat kutsal bir uğraştır. Çünkü edebiyat; insandır, çünkü edebiyat; hayattır....

    Bu noktada dilde zedelenme yaşıyor. Sizin bu konuda kaygılarınız neler?

    Dilimiz, güzel Türkçemiz, biraz önce özetlemeye çalıştığım gibi, ne çektiyse bizden çekmiş. Zamana direnmiş, bütün olumsuzluklara rağmen özelliklerini yitirmemiş... Ama biz her ne hikmetse her zaman ona haksızlık etmişiz... 19. yüzyıla gelinceye kadar onu Arapça ve Farsça'yla aldatmışız, Tanzimat'tan sonra Fransızca'yla, şimdi de İngilizce'yle... Diller canlı birer organizmadırlar. Bir toplumun herşeyini alabilirsiniz, ama dilini asla... Türkçe inanıyorum ki bugünleri de atlatacak, varlığını eskisinden güçlü bir şekilde sürdürecektir.

    Harıl harıl doçentliğe hazırlanıyorum

    Edebiyat ve Hayat'ın bir bölümünü İstanbul yazılarına ayıran Ali Budak, İstanbul üzerine çok düşünüp çok yazdığını, kaybolan güzelliklerin ardından yas tuttuğunu söylüyor. "Ama" diyor Budak "İstanbul öyle güzel bir şehir ki, insan bir türlü umudunu kesemiyor. Bütün olumsuzluklara rağmen, İstanbul'un tükenmeyeceğine inanıyorum." 22 yıllık gazetecilik hayatından sonra, üç yıldır Yeditepe Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde öğretim üyeliği yapıyor Ali Budak. Yakın dönem projeleriniz nelerdir sorumuzu da "Sanki hayata yeni atılmış gibi heyecanlıyım, harıl harıl doçentliğe hazırlanıyorum." diyerek cevaplıyor.

  •  
    Necdet Konak'a rahmetle
    Geçtiğimiz yıl Hakk'a yürüyen karikatürist Necdet Konak çizgilerini, resimlerini ve düşüncelerini içeren bir albümle anılıyor. Konak'ın mizahçı, muhalif ve dost yönleri anlatılıyor.
    21. Gençlik
    Günleri için genç tiyatroculara çağrı

    Uluçay'ın 'kısa'ları gösterilecek
    Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak isimli ilk uzun metrajlı filmiyle sadece Türkiye'de değil dünya festivallerinde de adını duyuran Ahmet Uluçay, bir avuç meraklının dışında kimselerin tanımadığı dönemlerde yaptığı kısa filmleriyle İFSAK'a konuk oluyor. Uluçay'ın Kütahya'nın Tavşanlı ilçesinin Tepecik köyünde yaptığı 3 kısa filmininin (Minyatür Kozmosta Rüya, İnci Denizin Dibinde ve Exorcise) gösterimi 31 Mart Perşembe günü saat 19.30'dan itibaren İFSAK Nurettin Erkılıç Gösteri Salonu'nda gerçekleştiriliyor.
    Alternatif ABD'ye bakıyor
    Kültür, sanat ve fikir dergisi Alternatif Bakış, son sayısında ABD'yi mercek altına aldı. İmparatorlu-ğun Dünyası kapağıyla çıkan dergide ABD'nin hakimiyet çılgınlığı inceleniyor, Türk-Amerikan ilişkileri ele alınıyor. Ali Bulaç'la yapılan röportajı Prof. Nevzat Tarhan bütünlüyor. Dergi Mevlüt Dinç'le yeni teknolojiler ışığında oyun dünyası üzerine bir söyleşiye de yer veriliyor. Bilgi tel: 0 212 519 66 19
    Seyahatnâme'de
    sona bir kaldı

    Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi, bizi dünyasında kendi alışkanlıkları ve kendi dili ile ağırlamaya devam ediyor. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman ve Robert Dankof'un yayına hazırladığı, Yapı Kredi Yayınları'nın yayınladığı, 10. ciltte tamamlanacak olan büyük külliyatın 9. cildi de okuyucusuyla buluştu. Bu ciltte Evliyâ Çelebi İstanbul'dan hareketle Kütahya, Afyon, Manisa, İzmir, Sakız, Kuşadası, Aydın, Tire, Denizli, Muğla, Bodrum ve Ege adalarından güneye geçişiyor ve Haleb, Şam, Beyrut, Kudüs, Medine, Mekke ve çevresini geziyor, anlatıyor. Bilgi tel: 0 212 473 04 44
    KÜLTÜR HARİTASI
  • Prof. Saim Yeprem, saat: 14.00'te Altunizade Kültür Merkezi'nde Modern Çağda İnanç Problemleri'ni anlatacak. Tel: 0 216 341 05 00

  • İtalyan fotoğraf sanatçısı Gabriele Basilico, saat: 19:00'da İtalyan Kültür Merkezi'nde 'Beyrut 1991- Berlin 2000 : yıkılma ve yeniden yapılanma arasında iki fotoğrafik yolculuk' başlıklı bir konuşma yapacak.

  • Adalet Bayramoğlu'nun minyatür sergisi 5 Nisan'a dek CRR Fuayesi'nde.

  • Hanefi Yeter'in 'Kitapların 100'ü' sergisi Terakki Vakfı Sanat Galerisi'nde.

  • Yavuz Kılıçer resim sergisi 2001 Sanat Galerisi'nde. Tel: 0 212 662 33 10

  • 29 Mart 2005
    Salı
     
    Künye
    Temsilcilikler
    Abone Formu
    Mesaj Formu
    Online İlan

    ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği
    Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
    Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv
    Bilişim
    | Dizi | Çocuk

    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
    © ALL RIGHTS RESERVED