|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Ekonomi bilimi, karamsar bilim olarak tanınır. Söz konusu karamsarlık, sadece iktisatçıların kanına işlemiş olan eleştirel yaklaşımdan veya kuramsal düzlemde ideal olarak nitelenen bir modelden uzak düşen gerçek dünya politikalarının "eksikliklerinden" kaynaklanmıyor. Sınırsız addedilen insani heveslerini bu dünyanın sınırlı kaynakları ile tatmin edebilmek gibi hiçbir zaman başarıya ulaşmayacak bir gayesi olduğu için de karamsardır ekonomi bilimi. Bu anlamda ekonomi, sosyal bilimler içinde belki de en dünyevi olanıdır. Fizik bilimler gibi, maddi olanla uğraşır ve söz konusu maddiyat, insanoğlunun en değer verdiği para kavramına yoğunlaşır. Gerçek şu ki, gözlerini bu dünyaya açan, bu dünya üzerinde aklı ile yaşamını sürdürmeye çalışan insanoğlunun bilincinde maddi varlığın bu kadar ön plana çıkmış olması çok da şaşırtıcı değil. Başta din olmak üzere insanoğlunun kabul ettiği manevi kurumların, insanın bu maddi yönünü dizgin altında tutmaya çalışması, onu daha genel bir manevi bütünün küçük bir yönü olarak kabul ettirmeye çalışması biraz da bu sebepten kaynaklanıyor. Ne var ki, ekonomi gibi temel başlangıç noktasını fayda kavramı üzerine kurmuş bir bilim, bu tür maddi olmayan yaklaşımları daha baştan reddeder. Toplumsal kurumlar, hangi gerekçe ve geleneklerle oluşmuş olursa olsunlar, ekonomistlerin gözünde, sadece insanoğlunun fayda temini sürecini etkileyen kısıtlar olarak anlam bulur. Mümkünse kaldırılmaları, yoksa değiştirilmeleri gerekir. Bu ise pek ifade edilmeyen temel bir varsayıma dayanır: İnsanoğlunun hayatiyeti sadece bu dünya ile sınırlıdır. Pazar günü, sevilen bir aile büyüğümüzün kaybı ile esasında bu dünyadaki maddi varlığın, son kertede ne kadar anlamsız olduğunu bir defa daha müşahede ettik. Ölüm evrakını imzalayan belediye doktorunun, merhumenin kafa kâğıdına el koymasıyla iktisadi ömrün de tamamlandığı ilan edilmiş oldu. O artık ne bir üretici, ne de bir tüketici idi. Bırakınız fayda temin süreçlerinde verili kısıtlar içinde faydayı azamileştirmek gibi kaygıları, temel ihtiyaçları bile kalmamıştı artık. Ahiret inancının eksikliği ile bu dünyadan yok oluş korkusu ve bu korkudan hareketle hayatta iken faydayı azamileştirme çabası arasında tabii bir ilişki var. Oysa ahirete göre düzenlenmiş olan insanoğlunun manevi boyutu, bu dünyanın kısıtlı imkânları ile tatmin edilemiyor. Bu tatminsizlik, ekonomiyi karamsar, insan davranışlarını zalim kılıyor. Öte yandan ölüm, bir öbür dünyanın varlığına inananlar için aslında bir geçiş merasiminden, kara toprak kaplı kabir ise bir kapıdan ibaret. Bir vuslat, bir gurbetin sona erişidir ölüm. Bir son değil, belki bir teneffüs. Eşini, dostunu bir bilinmeyene uğurlayan yakınları için tabii olarak hüzünlü bir merasim bu, ama gaibe, yani bilinmeyene, iman etmiş olanların ölümü kötü görebilmeleri mümkün değil. Hayat aslında ölümle anlam kazanıyor. Belki biz de bu anlamı işleyebilmeliyiz ekonomi bilimine. Karamsar ekonomi bilimi ölümle süslenirse belki böylece iyimser olacaktır. Kim bilir?
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |