|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Anayasa Mahkemesi Başkanı'nın tesettür yasağına yönelik açıklaması şekil açısından, TBMM yetkileri ve Anayasa Mahkemesi'nin yapısı açısından bolca tartışıldı. Ancak işin özü, tesettürün toplumsal, siyasal, vicdani kısmı yine ortada kaldı. Bu can yakıcı soruna kimse değinmek, el atmak istemiyor; konu etrafında adeta bir tabu oluştu. Siyasi partiler, sivil örgütler, kanaat önderleri tesettüre yapılan muamelenin ürettiği tahribatı bile görmezden gelmeyi yeğliyorlar. Toplumsal bir sorunun görmezden gelinmesi, yok sayılması o sorunu ortadan kaldırmaz. Tersine derinleştirir. AK Parti'nin iktidar olmasından sonra, üniversitelerde tesettür sorununun çözümünü zamana ve kendiliğinden oluşacak toplumsal uzlaşmaya havale ettiği ve bunun olumlu etki yarattığı günlerden çok uzaktayız. 15 Mayıs günü Ankara'da İnanca Özgürlük Platformu'nun düzenleyeceği mitinge 100.000 kişinin katılacağı iddiaları bu koşularda hiç şaşırtıcı değil. Siyasi aklın çalışmadığı, toplumsal isteklerin dışa vurulmasının doğal kabul edilmediği diyarlarda ne yazık ki bu tür girişimler meydan okuma olarak algılanır. Türk siyasi sistemi mitinglere katılan, kitlesel hak talebinde bulunan insanları potansiyel tehlike ve asayiş sorunu olarak tanımlama alışkanlığına sahiptir. Bu sistemin siyasetten anladığı, yasaları hukuk ölçüleri içinde taleplere göre yeniden yapılandırmak değildir. Talepler ve talep sahiplerini hak ve özgürlükleri keyfi biçimde düzenleyen yasalara göre yoğurmak ve dizayn etmektir. Tesettür meselesinin izlediği güzergah bu durumun tipik örneğidir. Nitekim tesettür sorunu, özellikle tesettür mağdurları tarafından tek yanlı askıya alınmış durumdadır. Buna karşılık tesettürü sadece kamusal alandan değil, neredeyse toplumsal yaşamdan kazıma niyeti her geçen gün derinleşmekte, 28 Şubat tipi uygulamalar her geçen gün doğallaşmaktadır. Açıkçası iş, rendice edici bir ayrımcılık noktasına varma yolundadır. Yüzlercesi arasından üç örnek verelim. İki hafta önce bir gazeteci arkadaşımızın eşi, çocuğunun okuduğu okulun Anıtkabir ziyareti için İstanbul'dan Ankara'ya düzenlediği bir turda bir çok anne gibi evladına refakat ediyor. Anıtkabir'de tesettürlü anneler tek tek ayıklanıyor ve Çelenk törenine katılmalarına müsaade edilmiyor. Başörtülü veliler daha sonra ve toplu halde ziyaret edebiliyorlar Anıtkabir'i. Bir süre önce başörtülü bir ressam açacağı sergi öncesinde hazırladığı resimlerin diyapozitiflerini çektirmek üzere Mimar Sinan Üniversitesi'nde görevli bir fotoğrafçıyla randevusuna gidiyor, kapıdaki görevliler rencide edici bir edayla "kim olursanız olun, ne için gelmiş olursanız olun, bu kılıkla içeri giremezseniz" diyerek alıkoyuyorlar. Randevu soğuk havada kapı önünde gerçekleşiyor. Önceki gün başörtülü avukatlar İstanbul Barosu'nun yeni TCK'la ilgili düzenlediği Kadir Has Üniversitesi'nde yapılan paralı bir seminere sokulmuyorlar. Açık: Sorun sadece örtülü öğrenci sorunu değildir, sorun sadece tesettür sorunu da değildir. Bir özgürlük sorunudur. Git gide genişletilen ve muğlak bir tanıma kavuşturulan, toplumsal alanla iç içe sokulan kamusal alana giriş ve çıkışlar "sembolik uygunluk kriteri"ne tâbi tutulmakta ve ciddi bir toplumsal ayrımcılık kemikleşmektedir. Tesettürlü bir kadın oğlunun diploma törenini izleme, halka açık bir seminere katılma, resmi bir kurumdaki düğüne gitme gibi sıradan bir hakkı kullanmaktan alıkonmakta, daha beteri, bu yolla dışlanmakta, hatta tahkir edilmektedir. Buna kimsenin hakkı yoktur. Ne acıdır ki, kendiliğinden çözüm kanalları üreten kimi meseleleri ya da doğal kimi halleri bu sistem kendi eliyle, hak gaspıyla, dışlama yoluyla tahrik etmekte, siyasi mesele haline getirmektedir.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |