|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
İki gün bekledim; bu konuda en iyi yazıyı şeyhim yazar diyordum, ses çıkmadı. Şu sıra bir kısım okuyucusuna fırça atmakla meşgul... Ya kafası karışıktır, ya da elinde iş vardır... Ya da Cumhuriyet gazetesinin 82. yılını idrak etmekte olduğu aklına gelmemiştir. Gelse bile, konularını tamamlaması ve normale dönmesi birkaç gününü alır. Bu arada ben yazıp çıkmış olurum... Evet, 82 yıl olmuş. Rakip bulunduğumuz için, bu konuda söz söylemem belki doğal karşılanmayacak ama, Cumhuriyet benim gözümde "rakip ihtiyacını" karşılayan bir gazete değil. Hatta, (bildiğimiz anlamda) bir gazete bile değil. Ne?
Bunun ne tür bir "şey" olduğunu anlamak için, isterseniz önce Cumhurbaşkanımız Sayın Ahmet Necdet Sezer'in, 82. kuruluş yıldönümü münasebetiyle gazeteye gönderdiği kutlama mesajına bakalım. Sonra da bu önemli "şey"in imtiyaz sahibi İlhan Selçuk'un söylediklerini anlamaya çalışalım. Sezer şöyle diyor: "Toplumun aydınlatılması amacına yönelik olarak her zaman sorumlu ve öncü bir yaklaşım sergileyen Cumhuriyet gazetesinin yayınlarını aynı bilinçle sürdüreceğinden kuşku duymuyoruz..." Birincil görevi "haber vermek" olan bir gazete için ne kadar ağır bir yük, görüyorsunuz değil mi? Tabii ki, bir gazetenin "kamuoyu oluşturmak" gibi bir görevi de var (tabii devlet yararına değil, toplum yararına kamuoyu oluşturmak), dolayısıyla ondan tarafsız ve objektif olmasını beklemek biraz haksızlık olur. Her yayın organı, (buna açık bir ideolojik tercih üzerinde yürümeyen bulvar gazeteleri de dahil) doğası gereği biraz manipülatiftir, böyle olması da yadırganmamaktadır. Fakat bir gazete niçin bütün enerjisini "toplumun aydınlanmasına" sarfetsin? Bir Cumhurbaşkanı niçin bir gazeteden böyle bir şey istesin? Bu gazetenin başka işi yok mu? Bakalım toplum, taşıyıcılığını bu gazetenin yaptığı ve çoğunluğun (adına "halk" denilen kara kalabalıkların) niza halinde bulunduğu "aydınlanma çağına" ait düşüncelerle (birtakım arkaik düşüncelerle) aydınlanmak istiyor mu? Buna ihtiyaç duyuyor mu? Hem, sen ne hakla beni aydınlatıyorsun? Ne hakla kendinde böyle bir yetke (otorite) görüyorsun? Ben aydınlanmışım aydınlanacağım kadar. Buharlının icadını da biliyorum, sanayi devrimini de, yeni üretim ilişkilerini de, teknoloji çağını da... Belki senden fazlasını biliyorum. Sen bana haber ver. Senin öncelikli görevin bu. Demek ki Cumhuriyet, sadece bir "gazete" değilmiş... Bunu, kuruluş yıldönümü toplantısında bir konuşma yapan İlhan Selçuk ağabeyimiz de teyid ediyor: "Aydınlanmanın çocukları olmak zorundayız. Biz bunu tek başımıza üstleniyoruz..." Herşeye rağmen bir gazete olarak Cumhuriyet'in bendeki, daha doğrusu toplumdaki karşılığını yazacaktım ama, gördüğünüz gibi yer kalmadı. Yazıyı, CHP'yle Cumhuriyet gazetesi arasında koşutluk kuran Ufuk Güldemir'in bir tespitiyle bitirmek istiyorum: "Gerçekle düş arasındaki uçurum açılınca CHP küçüldü; tıpkı bir dönem severek çalıştığım Cumhuriyet gazetesi gibi. Oysa tarihin en başarılı şirketleri, partileri, devletleri gerçekle düş arasındaki uçurumu daraltabilmiş olanlardır. (....) Cumhuriyet hangi nedenle küçülüp marjinal kaldıysa, CHP de aynı nedenle seçmen kaybına uğradı..."
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |