|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Başbakan'ın tüm dünyada bir yılda silahlanmaya tam 900 milyar doların, yoksullukla mücadele içinse bununla kıyaslanmayacak kadar küçük bir paranın harcanmasından şikayet etmesi normal. Gerçekten de tüm dünya ülkeleri hâlâ silahlanmaya büyük paralar harcamaktadır. Kıt bütçelerinin önemli bir kısmını güvenlik ve savunma maksatlı harcamalara, yatırımlara ve askeri projelere tahsis etmek zorunda kalmaktadır. Bir ülkenin savaş halinde böyle yapmasını anlamak zor değil; ortada savaş olmadığı halde bunu yapıyorlarsa bu cevaplanması gerekli ciddi bir soru olarak kabul edilmelidir. İlk bakışta bunun bir öncelik meselesi olarak ele alınması ve değerlendirilmesi mümkün. Yani bir ülke önceliği askeri alanda güçlü gözükmeye mi, yoksa yoksulluğu ortadan kaldırmaya mı verecek? Yoksullukla mücadelede başarılı olan bir toplum eğer ciddi bir güvenlik sorunuyla karşı karşıya ise bunun fazla bir anlamı olabilir mi? Soruyu böyle de sormak mümkün. Güvenlik öncelikli bir sorundur… İnsanlık hayatına bakıldığında güvenlik meselesi en öncelikli problemlerden biri olduğunu görürüz. İnsan öncelikle kendisini güvenlik içinde görmek istemekte, güvenliğine yönelik tehdit ve tehlikeleri gidermek için hazırlıklar yürütmektedir. Bu bireysel hayatımızda da, toplumsal ve devlet hayatımızda da öncelikli bir konu olarak öne çıkmaktadır. Ortaçağ kentlerinin etrafı büyük surlarla çevrilidir. Bunun tamamen bir güvenlik sorunu olduğunu ve bu kentte yaşayanların kendilerini güvenlik içerisinde görmeleri amacıyla bu büyük surları inşa ettiğini biliyoruz. Çinlileri Çin Seddi'ni inşa etmek mecburiyetinde bırakan temel saik ne idi acaba? Diyarbakır'ı çevreleyen o muhteşem surların inşası elbette güvenlik ve savunma maksatlıdır. Suriçi İstanbul'u çevreleyen o muhteşem surların güvenlik dışında ne amacı olabilir ki? İnsanların güvenlik ihtiyacını en iyi şekilde anlatan pek çok örnek var. Trabzon'daki Sümela Manastırı veya Ihlara Vadisi'ndeki yer altı şehrinin en iyi sembol olduğunu düşünmekteyim. Güvenlik sorunu olmasa insanlar birkaç yüz metre yükseklikteki kaya içerisinde manastır inşa ederler mi? Bugün de güvenlik içerisinde yaşama ihtiyacı milyarlarca dolar silaha para ayrılmasına yol açıyor. Soğuk Savaş döneminde nükleer silahların geliştirilmesine ayrılan büyük paralar, Yıldız Savaşları Projesi, kıtalararası balistik füzeler gibi büyük projelerin gerisinde güvenlik ihtiyacı ve düşmana karşı üstünlük elde etme veya üstünlüğü koruma saiki yatmaktadır. Silahlanma birilerinin lehine işleyen bir süreç… Silahlanma yarışı elbette birilerinin çıkarına işleyen bir mekanizmadır. Bu çılgınca yarıştan büyük paralar kazanan devletler var. Bu devletlerin ekonomileri için silahlanma önemli bir sektördür ve ülkeler ne kadar çok silaha para yatırırlarsa kendi ekonomileri de o derece olumlu gelişme göstermektedir. Mesela Amerika Birleşik Devletleri, Rusya, Almanya, Fransa, İngiltere gibi gelişmiş ekonomilerin önemli bir kalemini silah sektörü oluşturmaktadır. Bu yarışta Üçüncü Dünya ülkeleri gelişmiş Batı ekonomilerine muhtaç durumdadırlar. Silahı dışarıdan temin eden ülkeler kendi yerli silah sanayilerini kursalar bile bu yarışta teknolojik bakımdan öne geçmeleri ve ihtiyaçlarını kendilerinin karşılamaları mümkün değil. Sorunun çözümü öncelikle global ve ulusal düzeyde güvenlik sorunlarının çözümüne çalışmak ve güvenliği tehdit eden gelişmelere karşı kolektif savunma mekanizmaları geliştirmektir. Aslında tartışılması gereken temel konu, bunca uluslararası işbirliği ve yakınlaşma çabalarına rağmen güvenliğe ilişkin meselelerin hâlâ çözüm bekleyen öncelikli problem olarak gündemin baş yerinde durmasıdır. Dünya İkinci Dünya Savaşı sonrasında büyük bir tecrübe yaşadı. Dünya ikiye bölündü; Batılı ülkeler NATO'yu kurdu, Sovyet Bloku Varşova Paktı'nı oluşturarak güvenlik sorununu kolektif çabayla çözmeye yöneldi. Buna temel oluşturan dünya sistemi çökünce Varşova Paktı dağıldı. Ama NATO hâlâ yerinde duruyor. Belki onun varlık nedeni ortadan kalktı, ancak güvenlik problemi varlığını sürdürmektedir. Güvenliğe ilişkin problemlerin en can yakıcı şekilde hissedildiği ülkeler genelde Batı dışındaki toplumlardır. İşin kötü tarafı bu ülkeler hem güvensiz bir çemberde bulunmakta hem de güvenlikleri için ihtiyaç duydukları silah ve diğer malzemeyi kendileri üretemeyip dışarıdan almak mecburiyetinde kalmaktadırlar. Bu ülkelerin aynı zamanda yoksulluğu en can yakışı şekilde yaşamaları ise trajedinin bir başka boyutunu resmetmektedir. Güvenliği sorunsallaştıran önemli bir özellik de bu ülkelerdeki halktan kopuk siyasi rejimler ve yöneticilerdir. Devamlı bir meşruiyet sorunu yaşayan, halka rağmen iktidarlarını korumaya çalışan Üçüncü Dünya yönetimlerinin çoğu mevcut konumlarını silahlanma yarışına ayırdıkları büyük paralarla sağlamaya yönelmektedirler. Güvenlik konusu bütün toplumların en önemli sorunu olmaya devam ettiği müddetçe bu alana büyük paraların aktarılması, buna karşılık yoksulluk ve sosyal politikaların ihmal edilmesi kaçınılmaz bir sonuç olarak ortaya çıkmaktadır.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |