AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
"Bildiri"nin böylesi de var!

Bugün de sıra bir başka "tarihçiler bildirisi"nde. Kaç gündür tekrarlıyorum, "Tarih" diğer sosyal bilimlere benzemiyor. Tamam, "coğrafya" ya da "etnoloji" gibi akla ilk gelen başka bilimler de sırasında benzer sorunlar yaşamışlar ama bu çerçevede "Tarih"in yeri bambaşkadır.

Çünkü söylemiştik: "Tarih" bilimi "geçmiş"i didiklemekle meşgul. Ve tabii, "geçmiş"in didiklenmesi de öyle ya da böyle ama hiçbir zaman hiçbir rejimde "başıboş" bırakılmamıştır.

Pierre Vidal-Naquet, yaşı epeyce ilerlemiş bir Eski Yunan tarihçisi. Çok önem verilen, eserlerinin "çığır açıcı" nitelikte olduğu söylenen bir tarihçi. Vidal-Naquet'nin bir Eski Yunan uzmanı olması dışında öne çıkan bir başka özelliği de, "pratik"ten (daha doğrusu "politik"ten) hiçbir zaman uzak düşmemiş olması, "angaje birisi" olmasıdır. Mesela bu büyük tarihçi aynı zamanda çok eskiden beri kolonyal savaşlara karşı çıkan birisidir.

Vidal-Naquet, "negasyonistler" ya da "revizyonisler" olarak adlandırılan soykırım inkârcılarından söz ettiği "Hafızanın katilleri kimlerdir?" başlıklı yazısında George Orwell'in şu sözünü aktarıyor: "Geçmişi kontrol eden bugünü de kontrol eder."

Güzel bir laf doğrusu... Toplumların hayatında "hafıza"nın ne derece olumlu, onun düşmanı olan "unutma"nın ise ne derece olumsuz bir etkisi olduğunu hatırladığında, Orwell'in sözünün tam yerine oturduğunu söyleyebiliriz.

Pierre Vidal-Naguet, bir yönü ile "Biz"i de yakından ilgilendiren bir tarihçi. Çünkü o, Fransa'da 15 yıldır geçerli olan ve bu arada doğrudan olmasa da dolaylı yönden Bernard Lewis'in mahkûm olmasında da etkili olan "Gayssot Yasası"nı gereksiz, hatta tarih-tarihçi açısından fevkalade sakıncalı bulan birisidir. (Kısmetse bu konuya bir başka yazıda döneceğiz.) Vidal-Naquet, "liberal" ya da "totaliter" olsun hiçbir rejimin "geçmiş"e kayıtsız kalmadığını söylüyor. Tabii ki, bu kontrolun totaliter bir toplumda liberal topluma nazaran çok daha sıkı olacağını hatırlatmayı da unutmayarak.

Ünlü tarihçi bu görüşünde de çok haklı. O kadar haklı ki, geçen yıl Fransa'da parlamenterlerin ve senatörlerin olurunu alarak kanunlaşan bir kanun tasarısı, söz konusu "kontrol"e ilişkin verilebilecek en iyi örneği teşkil ediyordu.

Bu kanun, 23 Şubat 2005'te yürürlüğe girmiş. Gerçekten çok ilginç, çok "ufuk açıci" bir kanun bu. Türkçe basında -benim bildiğim kadarıyla- sadece Ahmet İnsel söz etti bundan. (İsteyenler Gazetem.net'in açılış sayfasından ulaşabilir.)

Kanunun başlığı şöyle: "Ülkeye geri dönen Fransızlara karşı Ulus'un müteşekkir olması ve ulusal destek sağlaması hakkındaki kanun". (Unutmadan ekleyelim ki, Olivier Duhamel, bu kanuna daha başlığından itibaren karşı çıkmıştı.)

Kanunun başlığında sözü edilen "Ülkeye geri dönenler" ifadesinden, özellikle, "Cezayir'in bağımsızlık savaşı sırasında Fransa saflarında yer alan, Harki olarak adlandırılan Müslüman Araplar"ı anlamamız gerekiyor. Konuya ilgi duyanlar hatırlıyordur: "Harkiler"e ilişkin tartışma Fransa'da neredeyse elli yıldır gündemden düşmüyordu.

Peki bu kanun, "Ülkeye geri dönen" vatandaşlarının haklarına çeki düzen vermeye çalışırken, aynı zamanda başka ne tür maddeler içeriyordu ki Fransa'nın tarihçiler başta olmak üzere aydınları ayağa kalktı?

Tarihçileri ayağa kaldıran madde şu idi:

"Lise ders programları denizaşırı bölgelerde ve özellikle Kuzey Afrika'da Fransız varlığının olumlu bir rol oynadığını özellikle vurgular ve Fransız ordusunda çarpışan bu bölgeler kökenli savaşçıların tarihte hak ettikleri yeri teslim eder."

Görüyorsunuz, kanunun amacı apaçık: "Fransa'nın kolonyal geçmişinin yaldızlanması." Bir yüzyıldan fazla Fransız yönetimi altında yaşamış toplumların "hafızası"nın yok sayılması...

Fransız tarihçiler tabii ki bu "resmi bir yalan"a karşı başkaldırdılar. Meclis'in ve Senato'nun "tarih"i ve dolayısıyla "tarihçiler"in işine bu dışardan müdahalesine karşı kısa sürede bini aşkın imza topladılar, peş peşe açıklamalar yaptılar.

Yayınlanan bildirinin önemli bir bölümünü (İnsel çevirisiyle) biz de aktaralım: "Bu kanun, kolonizasyonun sadece 'olumlu rolünü' dikkate alarak, işlenen ağır suçlar, bazen soykırıma kadar varan katliamlar, kölecilik, bu geçmişten miras alınan ırkçılık hakkında resmi bir yalan empoze ediyor. Bunu yapanken, milliyetçi bir cemaatçiliği yasallaştırıp, tüm tarihleri ellerinden alınmış grupların buna tepki olarak cemaatçiliğe sarılmalarını özendiriyor."

Ve hep birlikte şu talep: Bu kanunu yürürlükten kaldırın!

İsterseniz, Vidal- Naquet'nin bu kanuna ilişkin yaptığı açıklamadan şu cümleyi de aktaralım: "Tarihin nasıl öğretileceğini belirlemek devlete kalmamış."

Bakın hiç de fena olmadı... Üç gün boyunca bir "bildiri"yi, bugün de bir başka bildiriyi gözden geçirmiş olduk... İyi bir yöntem bu; meseleleri her zaman karşılaştırmalı olarak gözden geçirmek gerçekten iyi bir yöntem değil midir?


10 Mayıs 2005
Salı
 
KÜRŞAT BUMİN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Online İlan

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği
Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED