|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Size bir şey söyleyeyim mi: Bizim işadamlarımız arasında bazıları gerçekten cesur, doğru bildiklerini yapmaktan şaşmayan insanlar... Aksi halde, dünyanın her tarafında havaalanı peronları inşaatı yapmak ve işletmek üzere organize olmuş, birkaç ülkede o görevi üstlenmiş TAV Mısır'a sefer düzenlemezdi. Bunun sebeplerine geleceğim, ama önce övgülerimi tamamlayayım. Bizde en az kullanılan sözcükler övgüye dairdir. Geçen gün etrafıyla küs, bu yüzden fazla sevilmeyen bir dostuma, "Yahu" dedim, "Bizim insanımız zaten başka insanları pek sevmez, sen bir de üstelik seni sevmesinler diye özel çaba harcıyorsun; vazgeç yırtınmaktan..." Önce ne dediğimi anlamadı, sonra gülmeye başladı. Bizde insanlar her şeye eleştirel bakar, en ufak bir eksik gördüğünde onu büyütür de büyütür... Bu yüzden, haklı övgülere bile 'şakşakçılık' ve 'yalakalık' gibi hazır sıfatlar yapıştırılır bizde... Çok uzun yıllar önce, uluslararası bir organizasyon içerisinde düzenleyici bir görev üstlenmiştim. Aralarında krallar, cumhurbaşkanları, bol miktarda başbakan ve bakan da bulunan 100 kadar konuk ağırlayacaktık İstanbul'da; onları üç-beş gün bir toplantıda buluşturacak, akşamları da etrafı görmelerini sağlayacaktık. Türkiye adına üstlenilen en büyük organizasyonlardan biriydi. "Ya yanlış giderse" diye öncesinde günlerce uyuyamadığımı hatırlıyorum... Binlerce kişinin değişik işlevler üstlendiği o dev organizasyonun 'başarılı' geçmesini kimler sağladı biliyor musunuz: Neredeyse boğaz tokluğuna istihdam edilen üniversiteli gençler... Toplantılara Türkiye adına katılanlar arasından birbiriyle kavga edenler çıktı, birinci sınıf otellerde suların akmadığı, yemeklerin beğenilmediği oldu, belgeleri zamanından biraz geç yayınlayabildik; ancak her alanda yardımımıza koşan o gençler müşkülpesentliğiyle tanınan delegelerden bile tam not aldılar... Üç gün boyunca gözünü kırpmadan hizmet veren, salonun bir köşesinde iki saat kıvrıldıktan sonra "Ben hazırım" diye kapımıza dayanan genç kızlar ve erkekler, amatör oldukları halde, profesyonelce çalıştılar... Aradan bunca yıl geçtikten sonra neye yandığımı bu vesileyle kayda geçireyim: Türkiye'nin o güne kadar düzenlediği en büyük organizasyonda görev verdiğimiz o gençlere yeterince teşekkür edemediğimize... Kendilerini ödünç aldığımız kurumlara, üniversitelerine haklarında övücü birer tebrik yazısı yazabilirdik pekâlâ; toplantının başkanı dönemin cumhurbaşkanıydı, onun imzasıyla bir teşekkür mektubu o gençlerin özgeçmişinde iyi dururdu. Bu deneyimime rağmen ben de övgü ve tebrik faslında biraz hasisim. TAV şirketi 48 saat bile sürmeyen kısa bir gezi için bir uçak dolusu insanı Kahire'ye götürdü. Kısa geziler zaten sorunludur; bir de ekzotik bir ülkeye yapılıyorsa çok bilinmeyenli bir denkleme dönebilir geziniz. Pek çok aksamayla karşılaşırsınız. Yanlışlıkları önlemeye Firavun hazinesi yetmeyebilir... Oysa, TAV'ın gezisi, mükemmele yakın bir başarıyla geçti. Verimli olması için çaba gösterenlere baktığımda, sanki yıllar önce o dev organizasyonda beraber çalıştığımız üniversiteli gençleri gördüm. Bu defakiler eğitim hayatlarını tamamlamışlardı, profesyoneldiler, ama amatör ruhları gözlerinden okunuyordu. Başarıları göğüs kabartıcıydı. Tıpkı TAV'ın Türkiye içi ve dışında yaptıkları gibi... İstanbul/Atatürk Havaalanı bugün Avrupa'daki benzerleri arasında hemen kendini belli ediyor. Yakında Ankara/Esenboğa da yine TAV sayesinde o hale gelecek. Bir çok ülke, Türk şirketinin başarılarını kendi havaalanlarında da denemek niyetinde. Hepsini aklımda tutamadım, ama Kahire tek değil, başka başkentler de sıraya girmişler... Dünya Bankası Kahire Havaalanının genişleme projesinin yüzde 70'ini üstlenmiş; TAV yönetim kurulu başkanı Sani Şener, "Bu pek rastlanır bir jest değil" dedi basın toplantısında... "Nazar değmez inşallah" dememiz gereken bir durum. Çünkü, Tahran/İmam Humeyni Havaalanını da üstlenmişti TAV, kısa sürede başardı da; ancak son anda ne olduysa oldu, İranlılar Türk şirketine kapıyı gösteriverdi. Etraftan gelen sinyallere göre, itirazlar, 'Siyonist irtibatı' olduğu yolunda... İddianın iler tutar tarafı yok. Nazar değmesi başka sebeplerden... Bir kere, TAV'ın ilgi alanına giren ülkeler kendilerini Türkiye ile kıyas ettiklerinde rahatsızlık duyabiliyorlar. Bir ABD, Avrupa veya Japon şirketi yapsa havaalanını, bunu dert etmezler; ama bir Türk şirketi? "Türkler yapabiliyor, biz yapamıyoruz" kıskançlığı önemli... Bizler de 'Oryantalist' diye ünlenmiş yanlış yaklaşımın pençesine düşmemeliyiz. Bir ülke iki günde tanınabilir mi? Yalnızca otobüsle geçilen sokaklarda görülenlere ve kulaklara fısıldananlara dayanarak bir ülkenin karmaşık yapısı hakkında hüküm verilebilir mi? Eskiden Batılılar Batılı-olmayan ülkelere önyargıyla yaklaşırlardı; 'Oryantalist yaklaşım' deyimi onlar için kullanılırdı. Oryantalist tuzağa düşmek bizler için kötü bir şey... Bir şey bildiğimden değil, ama kuşkumu yazayım: Tahran'ın iptal kararında gezinin ardından yazılanların etkisi olmuş mudur acaba? TAV'ın başarısı Türkiye'nin başarısıdır. Kahire havaalanı projesinin tutarı 350 milyon dolar; ne kadar övünsek az...
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |