|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Çocuk sahibi olmak istedikleri halde, buna imkân bulamayan evli çiftler, pekçok sorunla karşı karşıya gelirler. Çok kapsamlı olan kısırlık konusunu, kısaca da olsa ele almayı deneyelim. İlâhî Kaderin Belirleyiciliği Evli çiftlerin fiziksel ve psikolojik yönden sağlıklı olmaları, çocuk sahibi olmanın en temel, ama her zaman yeterli olmayan koşuludur. Çocuk sahibi olmak, evli çiftlerin en doğal hakları olmakla birlikte, ilâhî takdirin de önemli olduğu, hatta başat rol oynadığı unutulmamalıdır: "Allah size, kendinizden eşler, eşlerinizden de çocuklar ve torunlar var eder." (Nahl, 19/72. Ayrıca bk. Nisa, 4/1); "Göklerin ve yerin hükümranlığı, yalnızca Allah'ındır. Dilediğini yaratır. Dilediğine kız çocuklar, dilediğine de erkek çocuklar lutfeder. Yahut, hem erkek, hem de kız çocuklar bahşeder. Dilediğini de kısır yapar. O bilen ve gücü yetendir." (Şûrâ, 42/49-50) Bu durumu, bir atasözümüz, çok güzel açıklar: "Çocuk altı olur, yedi olur, hep Allah'ın dediği olur." Kısırlığın incinmeler, enfeksiyonlar, ameliyatlar, anormal anatomik vücut yapıları (fizyoloji), büyüme bozuklukları, hormonal dengesizlikler, vücutça çok sağlıklı olunsa bile cinsel ilişkilerdeki uyumsuzluklar ve ameliyatlar gibi, kimisi giderilebilen, kimisi de giderilemeyen pekçok kaynağı vardır. Dolayısıyla çareler de, bu durumlara göre aranmalıdır. Bazı hastalık türleri ise, potansiyel olarak çocuk sahibi olabilecek kadınların, gebe kalmaları veya doğum yapmaları açısından hayatî tehlike taşıdığından çocuk yapmaya engeldirler. Kısırlığın Boşandırması Çocuk doğuramayan hanımdan boşanmanın ve ikinci hanımla (kuma) evliliğin önemli sebeplerinden biri, çocuk sahibi olamamaktır. Ayrıca, çiftlerden biri, daha çok da erkek, sırf bu yüzden eşine fena muamele etmekte, geçimsizlik çıkarmakta ve evliliği sürdürülemez hale getirerek karşı tarafı boşanma talebinde bulunmaya zorlamaktadır. İslâm hukukunda ve sadece belli şartlarla akıl hastalığını boşanma sebebi kabul eden Türk Medeni Kanunu'nda (m.161-166) kısırlık, doğrudan bir boşanma sebebi olarak kabul edilmemiştir. Hanefilerden İmam Muhammed başta olmak üzere, İslâm hukukçularından bazıları, yalnızca zührevî (cinsel) ve bazı bulaşıcı hastalık ve kusurları, belirli şartlar altında boşanma sebebi kabul etmişlerdir. (Hukuk-ı Aile Kararnamesi, m. 119-123) Kadı Şurayh, İbn Şihâb ez-Zührî, Ebu Sevr ve İbnu'l-Kayyım el-Cevziyye gibi önemli İslâm hukukçuları, evliliğin gayesini ve zararın giderilmesi ilkesini göz önünde bulundurarak, karşı tarafta nefret uyandıran ve birlikte yaşamaya zarar verici ve meşakkatli kılan her türlü hastalık ve kusuru, diğer taraf için boşanma sebebi saymıştır. Hastalık ve kusurları son derece genişleten bu son görüşte dahi kısırlık açık bir biçimde boşanma sebebi olarak görülmemiştir. Kısırlığa Çareler Kısırlık, pekçok dinî, ahlakî, tıbbî, psikolojik, hukukî ve toplumsal sorun ve tartışma konusu ortaya çıkarmaktadır. Bunun için kısırlık, çok önemli toplumsal yaralarımızdan biridir. Çocuk sahibi olmak isteyen eşler, belirli bir süre içinde bunda başarılı olamazlarsa, çok çeşitli yollara başvururlar. Hacet Baba ya da Helvacı Baba türbelerine veya başka bir takım özellikle ulu ağaçların bulunduğu yerlere giderek salıncak veya kundaklanmış bebekçik bırakmak ve bağlamak, bir türbede dua sınırını aşmakta, temelsiz ve yararsız bir ritüel (bid'at ve hurafe) durumuna dönüşerek inanç zayıflığını ortaya koymaktadır. Bizim inanç zayıflığı diye gördüğümüz bu davranışlar, yapanlarca çok yanlış bir anlayışla âdetâ imanın bir gereği gibi algılanmaktadır. Halbuki sorun, dua etmek ve takdire inanmak yanında, uygun psikolojik ve tıbbî çareler arayışına girmekle daha kolay ve arzulanan çözüm yoluna girebilir. Kısırlığın psikolojisini ve toplumsal baskıların kaynağını, aşağıdaki şiir çok güzel yansıtmaktadır: Yakarış İçimde hep bu ateş, yüreğimde hep bu kor,
Çocuk yapma konusunda meşru yollarla tıbbî yardım için ilgili tıp uzmanlarına başvurmak gerekir. Uzmanlar bu konudaki çalışmalardan sonra, eşlere tıp teknolojisinin ulaştığı aşamaya göre bazı önerilerde bulunabilirler. Bu öneri ve imkânlardan, dinimizce ve Türk hukukunca meşru sınırlar içinde olanlardan yararlanılabilir. Belirli meşruluk şartları altında tüp bebek ve çok sınırlı durumlarda taşıyıcı annelik, bu yollardan ilk akla gelenlerdir. Bu yöntemleri ve meşruluk durumlarını, bununla bağlantılı olarak evlat edinmeyi, okurlarımızdan sorular veya uygun fırsat gelirse ileride ele almayı düşünüyorum.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |