|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bugünlerde girin internette bir arama motoruna, "rapor" ve "lise son" diye yazın, karşınıza, ülkenin günlük gazetelerinde yayımlanmış yüzlerce haber çıkacak... Konu, malûm, lise sonların rapor alıp okullarıyla ilişkilerini kesmeleri... "Ne var" diyeceksiniz şimdi, "gazeteler bir sosyal yarayı deşiyor işte, daha ne istiyorsunuz?" Bir şey dediğimiz yok, bu vesileyle biz de bir "medya yarası"nı, medyanın "sosyal"den kopukluğunu deşmek istiyoruz...
"Lise son sınıf öğrencileri yıllardır raporlar alıp derslere girmiyor, sınavlara hazırlanmak üzere dershanelere gidiyormuş... Türkiye'nin en büyük gazetesinin etkili bir köşe yazarı bu 'absürd' sosyal gerçeği, kendisini ziyarete gelen bir grup lise son sınıf öğrencisinden 'tesadüfen' öğreniyor. Ülkenin Milli Eğitim Bakanı köşe yazarına mektup yazarak 'durum aynen böyle' diyor, iki gün sonra da 'sorun' başka bir büyük gazete tarafından manşete taşınıyor... Tuhaf değil mi?" ŞAŞKINLIK EFEKTLERİ EŞLİĞİNDE... İki yıl önceki bu değerlendirmede durumu abarttığımızı sanmayın... Gerek Hürriyet yazarı Emin Çölaşan, gerekse de manşetinde Milliyet, zaten daha önce defalarca dile getirdikleri büyük bir eğitim problemini, yeri ve zamanı geldiği için bir kez daha gündeme getiriyor değillerdir; hayır, gerek yorumda gerek manşette sorun şaşkınlık efektleri eşliğinde dile getirilmektedir... Çölaşan'dan başlayalım... Kronik Medya'daki 13 Nisan 2003 tarihli yazıda, "olay"ı ilk kez öğrenen Çölaşan'ın şaşkınlığını şöyle dile getirmişiz: "Hürriyet köşe yazarı Emin Çölaşan, kendisiyle söyleşiye gelen bir okulun lise son sınıf öğrencilerinden öğrendiği sorunu şöyle anlattı 'Bu çocuklardan utanalım' başlıklı yazısında: 'Önce biraz lafladık. Dersler nasıl gidiyor, diye sordum. Yanıt verdiler: Ders falan yok ki, hepimiz raporluyuz. Önce anlamadım. Büyük bir saflıkla hasta mı olduklarını sordum. Çocuklar anlattılar: Lise ikinci sınıftan başlayarak hepimizin derdi üniversite sınavı oluyor. Dershaneye gitmeye başlıyoruz. Son sınıfa gelince devamsızlık süremizi dolduruyoruz, sonra rapor alıyoruz. Artık okul yok. Şimdi bizim sınıfta iki veya üç öğrenci ancak bulursunuz. Ders falan da yapılmıyor. Bütün okullar böyle." İki yıl önceki yazımızdan öğreniyoruz ki, Çölaşan, 'Öğrencilerin doğru söylediğinin belli' olmasına rağmen bununla yetinmemiş, 'işin içindekileri' aramış ve hepsi de öğrencilerin anlattığı tabloyu doğrulamış… Bir lise müdürü, bir matematik öğretmeni ve Hürriyet Ankara bürosundan Milli Eğitim muhabiri Kâmuran Zeren… Çölaşan, şaşkınlıklar içinde varlığını öğrendiği bu büyük sorunu yorumlarken de gayet yerinde bir tespitte bulunmuş, şöyle demiş: "Şimdi gelelim esas rezalete ve utanç verici tabloya. Bu gencecik pırıl pırıl çocuklar, daha lise çağında bir şey öğreniyorlar: 'Türkiye'de sistem A'dan Z'ye bozuktur. Üniversiteye girmek için eğitimi okullar değil, ticaret yeri olarak çalışan özel dershaneler verir. Sınavda başarıya ulaşmak için okula gidilmez. Bunun için sağlık raporu gerekir. Rapor ise ancak yalanla, danışıklı dövüşle, torpille, rica minnetle, hatta parayla alınır...' Ve sahteciliğe bu yaşta itilen çocuklar, kafalarına yerleştirilen bu anlayışla yarın Türkiye'yi yönetecekler!" Yukarıda dediğimiz gibi, Çölaşan'dan (6 Nisan 2003) üç gün sonra bu kez Milliyet konuyu manşetine taşımış: "Hababam Sınıfı..." Haberin spotunda da şöyle deniyormuş: "Üniversiteye hazırlanan lise son sınıf öğrencileri uyduruk rapor alarak okula uğramıyor. Bakan Çelik, 'Lise 3 fiilen bitti" diyor..." BAKMAYIN BUGÜNKÜ HABER ÇOKLUĞUNA... Diyeceğimiz, bakmayın siz bugünlerde gazetelerin harıl harıl "rapor borsası", "rapor rezaleti" haberleri vermelerine... Bakmayın sanki sorunu yıllardır işliyorlarmış da şimdi bir kez daha dile getiriyorlarmış gibi yapmalarına... Dediğimiz gibi, olayın farkına varılması şunun şurasında iki yıl öncesine gidiyor... Bu garip durumla ilgili olarak iki yıl önce şöyle yazmışız: "Bu kadar büyük, aynı zamanda 'absürd' bir sorun 'yıllardır yaşanıyor' olacak ve ülkenin medyası bu sorunu harıl harıl tartışmayacak; böyle şey olur mu? Düşünün ki, Türkiye'nin en büyük gazetesinin etkili bir köşe yazarı bu meseleden ancak birkaç gün önce ve bir tesadüf sonucu haberdar olabilmiştir... Çünkü onun çalıştığı gazete ve öteki gazeteler (üstelik Milli Eğitim muhabirlerinin her şeyi bilmelerine rağmen) bu büyük sosyal sorunu derinlemesine işlemeye gerek görmemektedir... Söyleyin, bir ülkenin medyası 'sosyal'e bu ölçüde sırt çevirebilir mi?" O NE 'NOT'TU ÖYLE!.. Bakın az kalsın unutuyorduk... O yazıyı çok hoş bir "not"la bitirmişiz... Çok şey söylediği için bu yazıyı da aynı "not"la bitirmeyi uygun gördük: NOT. Milliyet'in "Hababam Sınıfı" manşetiyle yayımlandığı gün, içeride, gazetenin "eğitim sorunları"nı ele alan köşe yazarı Abbas Güçlü tam olarak şöyle yazdı: "(…) Güya sınava hazırlık nedeni ile lise 3'üncü sınıflarda ders yapılamıyormuş. Çünkü rapor alan derse gelmiyormuş. Milli Eğitim Bakanı bile her yerde bunu söylüyor. Rektörler ve doktorlar rapor isteklerinden bıkmışlarmış... Oysa bu konudaki yönetmelik çok açık. Bir öğrenci, mazeretsiz olarak 10, raporlu olarak da 20 olmak üzere en fazla 30 gün devamsızlık yapabilir. Oysa öğretim süresi 180 gün. Yani bir öğrencinin rapor ya da farklı bir gerekçe göstererek 31 gün devamsızlık yapması mümkün değil. Geçen yıldan biliyorum, üniversiteyi kazanan birçok öğrenci, fazladan bir iki gün devamsızlık yaptığı için liseden mezun olamadı ve bu yüzden üniversite kayıtlarını yaptıramadı. İki yıl öncesine kadar toplam devamsızlık süresi 90 güne kadar çıkabiliyordu. Belki de o zamanlardan kalan alışkanlık ile liseler boşalıyor demek, sistemi yıpratmaya yönelik ucuz politikadan başka bir şey değil…" Abbas Güçlü'nün bu "yorum"unu biz de şöyle yorumlamışız: Bu yorum, manşet haberin iç sayfadaki başlığı olan "Lise 3 fiilen bitti"nin hemen bitişiğinde yer aldı. Biz "dumur" olduğumuz için durumu yorumlayamadık. Artık siz nasıl yorumlarsanız... (A.G.)
'Herkes' kimlerin bir araya gelmesiyle oluşur?
Önce sözlüğü açıp "herkes" sözcüğünün ne anlama geldiğini aktaralım: "Herkes: kim var kim yoksa bütün insanlar, bir yerde bulunanların hepsi, olur olmaz kimseler, rastgele insanlar, önüne gelen..." Güzel... Şimdi de Cumhuriyet'in (12 Mayıs) baş sayfasında yer alan bir başlığı aktaralım: "AKP'ye herkes tepkili". Bu da tamam. Şimdi de Cumhuriyet'in "herkes" adı (zamiri) ile işaret ettiği "herkes"in kimlerden oluştuğunu (yine gazeteden) aktaralım:
"TTB İkinci Başkanı Metin Bakkalcı, hükümetin...."
Sıralanan bu kişi ve kurumların AKP'ye niçin tepkili olduklarını hatırlatmaya gerek yok herhalde.. Ancak Cumhuriyet'e şu sorunun yöneltilmesi meşrudur herhalde: Başlıkta yer alan "herkes" sözcüğü, Türkçe Sözlük'ün bu sözcüğe karşılık verdiği anlamlardan hangisi esas alınarak kullanılmıştır?
"kim var kim yoksa bütün insanlar" anlamında olamaz, çünkü haberde "herkes" diyerek işaret edilenler bu tanıma uymuyor.
Peki "önüne gelen" anlamında kullanılmış olabilir mi acaba? Bu ifadenin "küçültücü" anlamını dışarıda bırakırsak olabilir herhalde. (K.B.)
Dalgacı medya!
Hürriyet'ten (12 Mayıs) bir "üçüncü sayfa" haberi: "İkisi de asker kaçağı". Resimaltının üzerindeki fotoğrafa bakar bakmaz anlıyorsunuz ki Hürriyet bugün yine işin dalgasında... Çünkü yukarıdaki fotoğrafta iki travestiyi görüyorsunuz... Gazetenin "İkisi de asker kaçağı" dediği onlar... Meğerse polisin İstanbul'da başlattığı "Bahar Temizliği"(!) adı verilen operasyonda 52 travesti ve 8 "hayat kadını"(!) gözaltına alınmış ve travestilerden ikisinin "yoklama kaçağı" olduğu tespit edilmiş. Gazete (Hürriyet) bu "kaçaklık" meselesinde bayağı ısrarlı da; "...işlemlerinin bitiminin ardından askerlik yoklamalarının yaptırılacağı belirtildi" diyor. Yani "Doğru askere!" Belki siz de hatırlıyorsunuzdur, "Doğru askere!" başlığını da geçenlerde bir başka (yoksa aynısı mıydı?) gazete kullanmıştı. O da tutup "yoklama kaçağı" bir travesti fotoğrafı basıp, altına "Doğru askere!" resimaltını yerleştirivermişti... Görüyorsunuz, medyamız çok "dalgacı" bir medya aynı zamanda... Şimdi siz söyleyin; "travestiler" hakkında ne düşünüyorsanız düşünün ama söyleyin: Ülkenin en büyük gazetesinin büyük ihtimalle okuyucuları arasında yer alan (herhalde yani, hayat tarzları gereği Yeni Şafak okuru değillerdir herhalde!) iki travestinin fotoğrafını eline geçirip altına "İkisi de asker kaçağı" resimaltını yerleştirerek okurlarını gülümsetmeye çalışmasının adı "gazetecilik" midir? (K.B.)
Gazeteler, AİHM'nin kararını nasıl verdiler?
Biliyorsunuz, kritik haberlerde, araya hiç girmeden gazetelerin o haberi hangi başlıklarla sunduklarını size aktarıyoruz... Öcalan'ın Türk mahkemesindeki yargılanmasına ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararının da bu çerçevede mütalaa edilmesi gerektiği açık... Aşağıda, gazetelerin bu haberi nasıl sunduklarını aktarıyoruz... "Araya girmeyeceğimizi" söylemiştik ama izin verirseniz Milliyet'in manşetinin hakkını vermek istiyoruz... Biliyorsunuz, bu tür "rutin" haberlerde gazeteler haberi "farklı" bir açıdan verebilmek, varsa eğer, ilk anda görülmeyen ama önemli bir tarafından sunabilmek isterler... Haberi vermek yerine bağırıp çağırmayı tercih eden birkaç gazeteyi saymazsak, bu son örnekte hemen hemen bütün gazeteler, AİHM'nin "adil yargılanmadı" kararını başlığa çıkardılar. Haberlerde de AİHM kararının otomatik olarak "yeniden yargılama" anlamına geldiği belirtiliyordu. Milliyet ise, AİHM'nin Türk yargıcı Rıza Türmen'le görüşmeyi akıl etmiş ve aşağıda göreceğiniz gibi bu sayede öbür gazetelerden bambaşka bir haberle duyurmuş gelişmeyi... Milliyet'in sunumuna dikkat edin, Yeniçağ ve Milli Gazete'yi de ihmal etmeyin... (A.G.)
Hürriyet: 'Bebek katili'ne beklenen karar... AİHM'nin 17 hakimden oluşan Büyük Dairesi, teröristbaşı Abdullah Öcalan'ın 'adil yargılanmadığına' karar verdi. Akşam: AİHM'den beklenen karar: Öcalan adil yargılanmadı. Radikal: Avrupa'yla yargı sınavı... Türkiye'nin üç ihlali: Adil yargılamadı, gözaltında çok tuttu, kötü muamele yaptı. Mahkemenin iki önerisi, Türkiye'ye yönelik talepte yol gösterecek: Ya yargılamanın yenilenmesi ya da yeni bir dava. Sabah: Beklenen karar... AİHM'nin iki yıl önceki kararı onaylandı. Türkiye'ye Öcalan'ın yeniden yargılanması gerektiği tavsiye edildi. Milliyet: AİHM yargıcı Türmen, Öcalan kararını yorumladı: "tekrar yargılayın demedik..." (...) AİHM yargıcı Rıza Türmen, kararı Milliyet'e şöyle değerlendirdi: "Artık yeniden yargılama yetkisi Bakanlar Komitesi'nin yetkisinde. AİHM, genel uygulamanın aksine, Komite'ye, 'Bence alınması gereken tedbir şudur' diye bir işaret vermedi. AİHM ilk kez 'özel koşul'dan söz ediyor. Konu artık siyasidir. Türkiye, 'AİHM'nin yeniden yargılama talebi yok. Mahkeme genel tutumunu izah etmiş ve özel koşuldan bahsetmiş' diyebilir." Yeniçağ: Tükürün ehli salibin o hayasız yüzüne... Tükürün onların asla güvenilmez sözüne... Tükürün milleti alçakça vuran darbelere... Tükürün onlara alkış tutan kahpelere... HAAAAK TUUUUU." (NOT. Yeniçağ'ın birinci sayfasında habere ilişkin başka bir şey yoktu. Yani, konuyu bilmeyenlerin kimin yüzüne, neden tükürülmesi gerektiğini çıkarabilmesi mümkün değildi.) Star: İstismar etmeyin... AİHM'nin bölücübaşı "adil yargılanmadı" kararı tepkiyle karşılandı. Başbakan, "Bu dosya millet vicdanında kapanmıştır. Hiç kimse istismar etmesin" dedi. Yeni Şafak: APO kararında top Bakanlar Komitesi'nde... AİHM'nin terör örgütü başı Öcalan'ın adil yargılanmadığına dair kararı, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nde ele alınarak incelenecek. Birgün: Ya yargılama ya kriz... Hükümet, Öcalan'ın yargılanmasına 'mesafeli' yaklaşırken, hukukçular, 'AİHM kararına uyulmaması AB sürecini etkiler' diyor. Zaman: AİHM'den beklenen karar çıktı, son sözü Türk yargısı söyleyecek... Milli Gazete: Yıllarca yazdık, çizdik, söyledik ama anlamadınız... İşte AB'ınız bu. Ortadoğu: AİHM, 30 bin kişinin katilini korumaya aldı... Bunların hakkı ne olacak? AB'nin Yüksek Mahkemesi, "adil yargılama hakkının ihlal edildiği" yolundaki görüşü eyit ederken, karanlık emellere hizmet edip terörü de destekledi. Dünden Bugüne Tercüman: Öküzün altında buzağı arıyorlar... AİHM, APO'nun "adil yargılanmadığına" karar verdi. Bölücübaşı'nı mahkûm eden Turgut Okyay, kararı böyle değerlendirdi. Cumhuriyet: AİHM, terör örgütü liderinin adil yargılanmadığına hükmetti. Dışişleri, gereğinin yapılacağını açıkladı... Yargılama sinyali.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |