|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
AİHM'nin "Öcalan kararı" yeni ve hararetli tartışmalara, tepkilere yol açıyor. Muhalefet itiraz edin şiarlarıyla yeniden yargılama sorumluluğunu siyasi iktidarın üzerine atmaya çalışıyor, siyasi iktidar ise zaman kazanmaya... Oysa mahkemenin Büyük Dairesi'nin verdiği bu karar kesin; medet umulan Bakanlar Komitesi bu kararın sadece yerine getirilip getirilmediğini takipten sorumlu. Şu gerçeği görmek gerek: AİHM'nin yargı yetkisi meselesi ve bunun etrafında yapılan tartışmalar Öcalan davasını aşıyor. AB çerçevesinde Türkiye'yi bir süredir kuşatan "milli egemenlik" devri tartışmasını kamuoyu açısından görünür kılıyor. AHİM kararları bireysel başvurular sonucunda Türkiye'nin askıda kalmış derin ve büyük sorunlarına temas ettikçe bu farkındalık derinleşiyor. Nitekim özü ve adı itibariyle Öcalan kararı, Türkiye kamuoyu nezdinde Kürt meselesine gönderme yapan bir davadır. Bu kararı 18 Mayıs'ta açıklanması beklenen Şahin davası izleyecek. Malum, tesettür yüzünden üniversiteye devam edemeyen Şahin AİHM'de açtığı davayı kaybetmişti, Yapılan itirazı aynı Öcalan davasında olduğu gibi mahkemenin Büyük Dairesi değerlendirecek. Bu dairenin verdiği karar Türkiye'nin anayasa değişikliklerine bile ipotek koyacak güç ve kesinlikte olacak. AİHM'nin Türkiye'yle ilgili alacağı kararlardan birisi de yüzde 10'luk baraj yüzünden TBMM'ye giremeyen iki DEHAP adayının açtığı dava. Bu dava kaybedilirse tazminat yanında seçim barajı meselesi gündeme gelecek... AİHM'nin bir başka kararı SHP eski milletvekili Erol Göngör'ün oğlunun Meclis lojmanlarında öldürülmesi nedeniyle milletvekili dokunulmazlığının adi suç soruşturmasını engellemeyecek şekilde değiştirilmesi... Şimdi şu üç gerçeği kabul etmek gerekiyor: 1. AB ile müzakere safhasında olan ve AİHM'nin denetim yetkisini kabul etmiş her ülke gibi Türkiye için de bu mahkeme yabancı değil, kendi mahkemesidir. 2. AİHM yargı yetkisi Kopenhag kriterlerine uyum ve uygulama faslının en önemli ayaklarından birisidir. 3. Türkiye AİHM'nin verdiği kararları uygulamazsa, hakkında alınmış kararları uygulamayan herhangi Avrupa Konseyi üyesi gibi önce Avrupa Konseyi'den dışlanır, ardından AB müzakereleri sona erer. Bu çerçevede görmek gerekir ki içinde bulduğumuz aşama Türkiye'nin AB'nin getirdiği yük ve sorumluluklarını taşıyıp taşıyamayacağına karar vermesi aşamasıdır. Bu yetki devri ne pazarlıklarla sınırlandırılabilir ne politik girişimlerle... Kararları uygulamamanın tek yolu vardır: AB'den tümüyle vazgeçmek... Nitekim Öcalan kararına aktif olarak karşı çıkan kesim, parti ve grupların bir kısmı, bu durumu AB'den uzaklaşmanın vesilesi kılmaya çalışıyorlar. Bu durumda Türkiye'nin siyasi ve toplumsal hayatının cehenneme döneceğine, şikayet edilen hukuk sürecinin mumla aranacağına, siyasi keyfiliğin ülkede derin yaralar açacağına, hatta demokratik rejimde kopmalara yol açacağına kimsenin şüphesi olmasın... Türkiye kendi selameti ve geleceği için bu kararlara uymak ve bunları uygulamak zorundadır... Bu zorunluluk elbette her kararın doğru olduğu ve tartışılmadan sindirilmesi gerektiği anlamına gelmez. Kanımızca Öcalan kararı teknik hukuki bir prosedürün uygulanması talebinden başka bir şey değildir. Buna karşılık yukarıda zikrettiğimiz, DEHAP milletvekilleri ve özellikle Şahin davası, siyasi iradeyi aşan ucu toplumsal siyasete ve toplumsal dokuya dokunan davalardır. Tesettür konusunda Şahin'in, seçim barajı konusunda Türkiye'nin aleyhine verilecek muhtemel kararlar "toplum-siyaset-hukuk ilişkileri" açısından sorunlu ve siyasi, toplumsal nitelikli kural koyan kararlar olacaktır. Bu çerçevede uluslararası hukuki sürecin, bir ülkedeki toplumsal siyasetin hareket alanını ve sorun çözme imkanlarını tıkayabileceğini kabul etmek gerekir. Özellikle tesettür sorununda verilecek "yasak" kararı global düzeyde de medeniyetler ilişkisini gerecek nitelik taşır. Bununla birlikte şu aşamada tecrit edilmek istemiyorsa, Türkiye'nin bu kararları uygulamaktan, Türkiye kamuoyunun ise benimsemekten başka yolu yoktur. Unutmamak gerekir ki, Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı ve kalacağı durumlar yıllardır çözemediği dev sorunlardan kaynaklanmaktadır. AHİM'nin bu kararlarını ister beğenelim ister beğenmeyelim, bunlar belli bir ülkeyi, belli bir inancı, belli grubu hedef alan siyasi nitelikli kararlar değildir. Kimi yönleriyle olumlu, kimi yönleriyle sorunlu bir uluslararası sistemin sonuçlarıdır...
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |