AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

D Ü Ş Ü N C E    G Ü N L Ü Ğ Ü
Sınava değil, hayata hazırlayan eğitim sistemine ihtiyacımız var

Ülkede her işi yapan, ama aslında hiçbir işi doğru dürüst yapamayan insan yetiştirmeye son verilmelidir. Gençler hangi işi yapacaksa onun mutlaka eğitimini almalıdır. İş hayatına, ekonomiye kalite getirmeye mecburuz.

  • AHMET GÜNDOĞDU
    Eğitim sistemi, öğrenciyi LGS ve ÖSS'ye hazırlıyor ve hayatın gerçeklerini yok sayıyor. Şehirlerin en büyük caddelerindeki köşe başlarını dershaneler tuttu. Dershanelerin hedefi, Fen ve Anadolu Liselerine ve üniversitelere öğrenci sokmaktır. Dershaneler olmasa da bu okullara girecek olan öğrenci sayısı aynıdır. Dershanelerin eğitim sisteminin kalitesine bir katkısı yoktur. 'Devlet okulları sadece diploma verir'e doğru tehlikeli bir gidiş var. LGS ve ÖSS, sol beynin fonksiyonlarını ölçmekte, ezberci eğitimi güçlendirmektedir. Ezberci eğitimin yetiştirdiği insanlar, ülkemizi kalkındıramamış, kalkınmış ülkelerden kredi dilenir duruma düşürmüştür. 81 yılda Türkiye, Yunanistan'dan beş-altı kat geri kalmıştır. Yunanistan'da kişi başına düşen milli gelir 20 bin, ülkemizde 4.173 dolardır. Üreten değil, tüketen bir ülke konumundayız. İhracatımız, ithalatımızı karşılamamaktadır. Bir yılda alınan yerli patent sayısı Türkiye'de 44, Amerika'da 122.000.

    LGS ve ÖSS ne işe yarar?

    Sol beyin yarım küresi, matematik işlemler yapar, konuşma ve yazma, eleştiri becerisine sahiptir. Bilgiyi ezberler ve geri verir. Sağ beyin yarım küresi ise icatçı, keşifçi, sezgici, buluşçudur, sanat faaliyetlerine ilgi duyar. Ezberci eğitim sistemi sağ beyin yarım küresini geliştirmez. Oysa bilgi çağındayız. Düşünen, hayal eden, keşifler yapan, bilgiyi kullanan insanlara ihtiyacımız var.

    Amerika'nın en zengin adamı Bill Gates, fabrikalar ve büyük sermaye sahibi bir insan değildir; aksine beynini kullanan ve bilgi satarak zengin olan bir insandır. Asıl zenginlik kaynağı, yeniliklere açık, keşif yapabilen, yetişmiş insandır. Müfredat sisteminde yapılacak değişiklerle, öğrencilerin sınava değil, hayata hazırlanması hedef alınmalı, LGS ve ÖSS'den bir an önce vazgeçilmelidir. Okullarda öğrencilerin yeteneklerini geliştirmeyi esas alan eğitim programları uygulamalı ve bu gelişme sürecini değerlendiren sınav sistemleri geliştirmelidir. Tek bir ÖSS'yle öğrencilerin geleceği belirleniyor. Böyle bir ölçme biçimi pedagojik değil, sınava girecek lise son sınıf öğrencilerinin psikolojisi bozuluyor. Kaybedenler, başarısız damgasını yiyor. 1998 yılına kadar üniversiteye giriş sınavları iki basamaklı idi. Eğitimciler sınavların en azından üç basamaklı olmasını beklerken pedagojik ve psikolojik gerçekler gözardı edilerek teke indirildi.

    Sorular sağlıklı değil

    Sınavlarda sorulan sorular, okulda anlatılan ve sorulan sorularla örtüşmüyor. Öğrenciye nasıl ders anlatılıyorsa o bilgiyi ölçecek şekilde soru sorulması gerekir. ÖSYM'nin müfredat programları ile çakışmayan bir sınav mantığı var. Ådeta okulları ve müfredatı yok sayıyor. Ya YÖK, müfredatı ve okullardaki verilen bilgileri ölçecek bir sınav sistemi geliştirmeli veya sınav yapma hakkı Milli Eğitim Bakanlığı'na devredilerek çelişkili ölçme biçimine son verilmelidir. Hükümetin acil eylem planındaki vaadlerine rağmen meslek lisesi öğrencilerinin mağduriyeti devam ediyor. ÖSS'deki katsayı adaletsizliği, kanayan yaraya dönmüştür. Bu yaraya bir an önce neşter vurulmalıdır.

    Meslek lisesi öğrencileri kendi alanlarında üniversitelerde mühendislik okuyabilmeli, meslek liseleri kaliteli hale getirilmelidir. Kalkınmış ülkelerde öğrencilerin meslek liselerine gidiş oranı % 70, düz liselere giden öğrenci yaklaşık % 30'dur. Biz de tam tersi bir durum söz konusudur. Eğitim sistemi, ülke kalkınmasını, eğitimin ekonomiye katkısını, gençlerimizin hayatta başarılı olmasını dikkate almak zorundadır. 1.700 bin öğrenciyi üniversite kapısına yığıyor, 16 sene eğitim verdiğimiz gençlere bir meslek bile öğretemiyoruz ve işsizler ordusuna katıyoruz. Böyle bir eğitim anlayışı hiçbir izan ve vicdanla bağdaşmaz. Gençlerimizi israf etmenin mantığı yoktur. Onlara ya üniversite kapılarını açmalı veya gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, meslek liselerine göndererek bir meslek öğretmeliyiz.

    Ülkede her işi yapan, ama aslında hiçbir işi doğru dürüst yapamayan insan yetiştirmeye son verilmelidir. Gençler hangi işi yapacaksa onun mutlaka eğitimini almalıdır. Hiç kimse eğitim almadığı alanda, yarım yamalak bilgi ile işyeri açmamalı, eğitimini almadığı işe alınmamalıdır. İş hayatına, ekonomiye kalite getirmeye mecburuz.

    Okullar değil, öğrenciler yarışsın!

    Okulların başarı puanının ÖSS puanı hesaplamasına etkisi kaldırılmalıdır. Okullar değil, öğrenciler yarışmalıdır. Okulun başarı puanı sayesinde Galatasaray Lisesi öğrencisi Hakkari Lisesi veya Vefa Poyraz Lisesi öğrencisini geride bırakmaktadır. Aynı sayıda soru çözen öğrenci eşit puan almalıdır.

    Gelişmiş ülkelerde, öğrencinin yeteneklerine uygun eğitim alması için yönlendirme daha erken yaşlarda yapılmaktadır. Almanya'da üniversiteye öğrenci hazırlayan gmnasiumlara gidecek öğrenci 4. ve 5. sınıflarda seçilmektedir. Eğitim sistemimiz hem yönlendirmeyi geciktirmekte, hem de meslekî eğitimi ihmal etmektedir.
    * EĞİTİM- BİR-SEN GENEL BAŞKANI.

    Bilgiye ulaşmanın yolu öğretilsin

    Gelişmiş ülkelerde her mesleğin okulu bulunmaktadır. Çantadan yetişme marangoz, duvar ustası, sıvacı, berber, ayyakkabı tamircisi bulunmamaktadır. Artık eğitim sistemi, öğrenciye bilgiyi öğretme ve ezberletme çabasından kurtulmalıdır; gençlere bilgiye nasıl ulaşabileceği öğretilmelidir. Öğrenilmesi gereken bilgi seçilirken şu soruların cevabı verilmelidir: Bu bilgi neden öğrenilecektir? Bilgi ne işe yarayacaktır? Kullanılamayacak bilgiyi, öğrencinin hafızasına boca etmenin faydası yoktur. Eğitim sistemi demokratikleştirilmeli ve sivilleştirilmelidir. Amerika'da yapılan bir araştırmaya göre, ders kitaplarındaki konuların % 60'ı öğrencinin ilgisini çekmiyor. Bu oranın Türkiye'de daha yüksek olduğu kanaatindeyim. Öğrenciler, sınav ve not endişesi ile hayatta lâzım olmayacak bir yığın bilgiyi öğrenmeye zorlanmaktadır. Öğrenci merkezli bir eğitim sistemi geliştirilmelidir. Sivil toplum önemsenmeli, öğrencinin kişiliğini ve kimliğini geliştirmesi hedef alınmalıdır. Sivil, kişilikli ve kimlikli bireyler yetiştiremezsek sivil toplumu kuramayız. Kısaca söylemek gerekirse; öğrenci merkezli, öğrenmeyi öğreten, kişilikli ve kimlikli bireyler yetiştiren, demokratik, sivil toplum oluşturmayı, ileri ülkelerle yarışmayı hedef alan bir eğitim sistemi geliştirmek zorundayız.

  • Türkiye ekonomisi ve yabancı sermaye

  • NURULLAH ÖZTÜRK
    Ekonomide yıllar sonra düzenli bir gelişimin işaretlerini görüyoruz. Mevcut siyaset yönetimi Türkiye ekonomisi ve siyasetini morgdan teslim alarak canlandırmaya ve yaşatmaya çalışmaktadır. Şu ana kadar yapılanlar ve yapılamayanlar ekonominin hastalıktan nekahet dönemine geçmesine yardımcı olmuştur. Bu aşamadan sonra köklü reformlara ihtiyaç vardır. Cumhuriyet kurulduğundan bu yana birçok soruna çözüm bulmak yerine görmezden gelme ve hasıraltı etme alışkanlığı devasa sorunlar yumağının görmezden gelinemeyecek düzeye ulaşmasını sağlamıştır. Bahsettiğimiz bir şirket olsaydı bugüne kadar onlarca defa iflas etmiş olurdu.

    Türkiye ekonomisinin zayıf noktaları

    Geçmişten bugüne birikerek ve büyüyerek gelen sorunlar çözüm beklemektedir. Türkiye ekonomisinin acil olarak güçlendirilmesi gereken sorunları şunlardır: Kamu yönetiminin merkeziyetçiliği ve verimsizliği. Yolsuzluklar neticesinde zayıflayan kamu bütçesi. Sorunlu ve yavaş işleyen yargı sistemi. Verimsiz, hantal, genellikle görev zararı üreten kamu işletmeleri. Sermaye yetersizliği. Döndürülmesi zor, yüksek kamu borçları İşsizlik oranının düşürülemeyişi. Kayıt dışı ekonomi ve vergi sistemindeki sorunlar. Kişi başı gelirin AB ülkelerinin çok altında seyretmesi. IMF patronluğunda çıkartılan tahsilat esaslı yol haritası. Ekonominin IMF vesayetinde olması. Rantabl bir özelleştirmenin yapılamaması. Statükocu ve güdümcü bürokrasi.

    Ekonominin büyümesi

    2001 yılında yaşanan ekonomik buhran gelirde %25'lik bir gerilemeyi de beraberinde getirmiştir. 90'lı yıllarda ekonomide yaşanan yalancı baharda kamu kaynaklarından beslenen ve şu anki kamu açıklarının da alt yapısını oluşturan savrulmanın çok büyük etkisi olmuştur. Mevcut kaynakların yanlış kullanımı neticesinde deniz bittiğine göre büyüme nasıl sağlanabilir? Türkiye ve ekonomisinin büyümesi için en temel şart; kendisinin ve kendi kaynaklarının farkında olması, bu kaynakları harekete geçirmesi ile mümkündür. Sermaye yetersizliğinin çözümü için alternatif, doğrudan yabancı sermaye yatırımları katkı yapabilir. Yabancı sermayeden anlaşılması gereken, yabancı sermayenin temelli bir yatırım için gelmesidir. Sermaye piyasasına giriş çıkışlar kalıcı olamaz. Atıl kaynakların ekonomiye kazandırılması, devletin temel işlevlerine çekilmesi ile küçülmesi de ekonomide açılım kazandıracaktır.

    Yabancı sermayeden beklentiler

    Türkiye'de 1980'den bugüne kadar ülkeye giren yabancı sermaye toplamı yaklaşık 14 milyar dolar civarındadır. Halbuki bu ülkenin yeşil sermaye diye tabir edilen kuruluşlar vasıtasıyla yurt dışında yaşayan Türklerden topladığı ve çarçur ettiği sermaye miktarı otuz milyar doların üzerindedir. Türkiye'de şu ana kadar faaliyette bulunan yabancı firma sayısı 4600 civarındadır. Yorgun ve durgun AB ekonomisinin dinamik, güçlü ve genç Türkiye ekonomisine ihtiyacı vardır. Türkiye'nin ihtiyacı olan şey de sadece ve sadece sermayedir. Türkiye atıl kaynaklarını harekete geçirebilirse, kapasite ve kabiliyetinin farkında olursa gözü dışarılarda kalmasına da gerek kalmaz.
    *ŞİRKET YÖNETİCİSİ, İKTİSATÇI.

  • İzzet Baysal'a vefa

  • YRD. DOÇ. DR. SÜLEYMAN DOĞANH

    "Benim gibi Türkiye'de bir milyon insan var. Onlara hayır işleri yapmalarını öneriyorum. Benim yaptıklarımın yarısını yapsalar bu ülke Amerika'yı geçer." İzzet Baysal

    İzzet Baysal denince Bolu, Bolu denince İzzet Baysal akla geliyor. Bunun sebebi İzzet Baysal'ın Bolulu olması değil, Bolu'ya yaptırdığı eğitim ve sağlık tesisleridir. Baysal, Türkiye'de bir model oluşturdu. Türkiye'de iki çeşit üniversite var. Biri devletin, diğeri vakıfların açıp işlettikleri üniversite. İzzet Baysal'ın servetiyle Bolu'da vücut bulan Abant İzzet Baysal Üniversitesi'nde ise işletmesi dahil her şeyi devletin, ancak sosyal ve kültürel tesislerin işletmesi vakfa ait. İzzet Baysal üniversiteye ait tüm binaları ve içini donanımıyla birlikte üniversiteye bağışladı. Üniversite öğrencilerinin sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını, yardımdan tutun da öğrenci bursuna varıncaya kadar İzzet Baysal Vakfı karşılıyor. Vakıf 18 yıllık hizmeti içinde bugüne kadar eğitim ve sağlık hizmetine yaklaşık 170 trilyon harcamış. İzzet Baysal Vakfı'nın kuruluş fikri yeğen Ahmet Baysal'ın.

    İzzet Baysal'ı İzzet Baysal yapan Türk gençlerine sağladığı imkanlar, yaşlı ve bakıma muhtaç insanlar, kimsesiz çocuklar için yaptığı hizmetler ve belki de dünyanın en büyük bağışını yaparak bir model oluşturması ve bütün bunları yaparken sevmesi ve inanmasıdır. Baysal, bir gönül insanıdır.

    Bolu'nun babası!..

    İzzet Baysal, Bolu için yaptıklarıyla Bolu'nun Babası unvanını alan insandır. Ancak yaptığı hizmetlerin sadece Bolu için yapılmış olduklarını düşünmek yanlış olur. Evet eserler Bolu'dadır ama bu eserlerin yapılması için harcanan para, verilen emekler dolayısıyla, devletin kullanması gereken imkanların, başka bölgelerde değerlendirilmesi imkanı doğmuştur. İzzet Baba, güçlü bir ülke için insanların her şeyi devletten beklememeleri gerektiğini de vurgulamaktadır. İnsanların güçleri oranında devlete yardımcı olmalarını bekler, bunları çeşitli söylemlerinde görürüz: "Benim gibi Türkiye'de bir milyon insan var. Onlara hayır işleri yapmalarını öneriyorum. Benim yaptıklarımın yarısını yapsalar bu ülke Amerika'yı geçer."

    İzzet Baysal, 1907 yılında Bolu'nun Karaçayır Mahallesi'nde dünyaya geldi. Babası Rüştiye Mektebi mezunu memur Ahmet Canip Efendi, annesi de Bolu'nun Alpagutbey Köyü'nden Hafız Behiye Hanım'dır. İkisi erkek, ikisi kız dört çocuklu ailenin en küçük çocuğu İzzet Baysal'dır. İlk ve orta öğrenimini Bolu'da yapmış, 1926 yılında İstanbul'da Mekteb-i Sultan-i Nefise'ye (bugünkü ismi ile Mimar Sinan Üniversitesi) kaydolur ve 1931 yılında mimar olarak mezun olur. Dar gelirli bir ailenin çocuğu olan İzzet Baysal, 1927 yılında babasını da kaybetmiştir. 1932 yılında birkaç arkadaşı ile birlikte Gerede İlçesi'nin imar planını yaptı. Bardakta kalan bir yudum suyu bile israf etmediğini belirten yeğeni Ahmet Baysal'ı dinleyelim: "Hayatı boyunca israftan kaçmış ve tasarruf bilinci içinde yaşamıştır. Onun tabağında yemek, bardağında su artırdığını göremezdiniz. Matbu evrakların arka yüzünü müsvedde olarak kullanmadan atmak, ona göre israftır. Ona göre başarıya ulaşmanın yolu; azim, sabır, sebat, cesaret ve çalışmadır. Randevu yerine herkesten önce gelirdi. Her sabah gazetesini en ince teferruatına kadar okurdu. Ülke meseleleri ile yakından ilgilenirdi. Politikaya hiç karışmamıştır."

    İzzet Baysal 2000 yılında vefat etti. Merhuma Allah'tan rahmet dilerken, kendi adına kurulan üniversitede İzzet Baysal için master ve doktora yapılmasını teklif ediyorum.
    *ÖĞRETİM ÜYESİ.



  • 16 Mayıs 2005
    Pazartesi
     


    Künye
    Temsilcilikler
    Abone Formu
    Mesaj Formu
    Online İlan

    ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği
    Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
    Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv
    Bilişim
    | Dizi | Çocuk
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
    © ALL RIGHTS RESERVED