AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
K R O N İ K  M E D Y A
'Dumanaltı' durumunda
bir Uğur Dündar haberi!

Hürriyet gazetesi 16 Mayıs tarihli sayısında yine büyük bir "Özel" haberle büyüklüğünü gösterdi... Hem de -dünyada bir gün öncesinde manşetlik başka bir olay yaşanmamış gibi- Uğur Dündar imzalı bu habere ana sayfasının manşetini açarak. Haberi, üniversite amfisinde esrar içen bir erkek ve bir kız öğrencinin fotoğrafı süslüyor. Ama belli ki, İrem Okan'ı teşhir, "E."yi ise "dumanaltı" etmek isteyen bir haberdir bu...

Bir Uğur Dündar haberinin nasıl bir şey olduğunu uzun uzayıda açıklamaya gerek yok herhalde.. Tabii ki en başta, bu haberciliğin omurgasını oluşturan "gıda terörü" meselesi... Biliyorsunuz, yirmi yıldır bitmeyen ve anlaşıldığı kadarıyla hiç mi hiç de etkisi olmayan bir dosya bu. Sucuk-sosis ya da peynir imalathaneleri basılacak, fırınlar denetlenecek, ekrana taşınan her türden haşarat görüntülerinin eşliğinde halkın sağlığı ile oynayan gözünü para hırsı bürümüş bir takım adamlar ifşa edilecek... "Uzat ellerini", "Aç bakalım şu kutuyu", "Bu kokmuş peynirleri piyasaya sürmekle nasıl bir kötülük yaptığınızı bilmiyor musunuz?", vesaire vesaire...

Evet artık iyice anlaşıldı ki, yirmi yıldır ekrana gelen Dündar'ın bu programları hiçbir işe yaramıyor. Hatta, bazı kimselerin artık gülümseyerek söyledikleri gibi, bu programların varlığı sanki baskın yapılan imalathenelerin sayısının artmasına bile neden oluyor!

Çünkü bu programların birer "program" olmaktan ötede anlamları yok; "basılan" imalathaneleri üç ay sonra yine basabilir ve yeni programı yine aynı mekanda çekebilirsiniz. Çünkü asıl olarak Uğur Dündar'ın elinden çıkan, merkeze "Uğur Dündar"ı koyan bu programların sözü edilen "gıda terörü"nün kim tarafından, nasıl ve hangi yaptırımların uygulamaya konmasıyla ortadan kalkabileceğine ilişkin hiçbir fikri ve önerisi filan yok... Ekrana gelen görüntüler hep aynı: Pislikten geçilmeyen imalathaneler ve bu manzaralarla kontras oluştursun diyerek sanki özellikle son derece şık ve bakımlı bir şekilde karşımıza gelen program yapımcısı ve sunucusu Uğur Dündar bir arada! (Yeri geldiği için hatırladık: Uğur Dündar'ın bu eskimeyen programlarına CNN Türk gibi ilgileri herkesin malumu olan bir televizyon kanalında yer açılmasının nedenleri nedir acaba?)

BU KEZ UYUŞTURUCU SORUNU...

Söylemiştik, Dündar'ın programlarının "omurgası"nı "gıda terörü" dosyaları oluşturuyor. Dündar arada bir başka konulara da giriyor. Sırasında bir dolandırıcılık ya da bir arazi-arsa yolsuzluğu, sırasında da 16 mayıs tarihli Hürriyet'in manşetinde karşımıza çıktığı gibi ülkenin uyuşturucu sorunu.... İsterseniz lafı daha fazla uzatmadan şimdi de bu taze habere geçelim.

Uğur Dündar imzalı haber (içeride haberin Ertuğrul Erbaş adlı bir ortağı daha olduğu anlaşılıyor ama nedense baş sayfada bu isme yer verilmemiş) Hürriyet'in manşetine şu biçimde kurulmuş: "Amfide esrar partisi". Yani: "Yer İstanbul Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi amfisi. Tarih: 20 Nisan 2005 Çarşamba, saat 14.50. Biri kız, öteki erkek iki öğrenci güpegündüz esrar içiyor."

Gerçekten baş sayfanın göbeğine yerleştirilen fotoğraftan da anlaşılan o ki, biri kız öteki erkek iki öğrenci ellerindeki pet şişeden esrar çekiyor... Ancak yaklaşık bir ay önce çekildiği söylenen fotoğrafın tanıklık ettiği olayın ayrıntılarına ilişkin bilgilerde bir tuhaflık var. Haberde önce bu fotoğrafın bir cep telefonu ile çekildiği ve narkotik şube dedektiflerine yollandığı şeklinde okurların aklının ermeyeceği bir bilgi yer alıyor. Hemen sonra da şu bilgiler: "Fotoğraftaki iki öğrenci pet şişe içinde esrar çekiyordu. Polis fotoğraftaki kızın Sanat Tarihi öğrencisi İrem Okan olduğunu belirledi. Öteki ise Edebiyat öğrencisi E. idi. Amfi dumanaltı olduğu için fotoğraf bile pusluydu. İki öğrencinin aynı zamanda okulda uyuşturucu sattıkları belirlendi. Polis müşteri gibi Okan'dan esrar alırken suçüstü yapıldı. İrem Okan cezaevine konuldu, erkek arkadaşı ise aranıyor."

NASIL 'DUMAN'SA?

Uğur Dündar'ın "büyük haberci" olduğu kesin ama size göre de bu haberde bazı unsurlar "dumanaltı" olmuş gibi durmuyor mu? Bizce duruyor. Bir kere adı sanı apaçık aktarılan genç kızın yanında bulunan ve arkadaşına "pet şişe" servisi yapan genç erkeğin adı niçin sadece "E."den ibaret? Fotoğrafta İrem Okan, sokakta karşılaşsanız seçilecek derecede net bir görüntü vermişken, "pet şişe"yi tutan "E." adlı gencin görüntüsü niçin "dumanaltı"? Bakmayın siz gazetenin "Amfi dumanaltı olduğu için fotoğraf bile pusluydu" demesine; bu nasıl bir "pus" ki, genç erkeği tamamen içine alıp İrem Okan'a ulaşınca nasılsa aniden dağılıveriyor!

Anlaşılan o ki, önümüzde İrem Okan'ı teşhir, "E."yi ise "dumanaltı" etmek isteyen bir haber durmaktadır...

Şimdi de gelelim işin bambaşka -ama en önemli- cephesine: 70 milyonluk ülkenin ve 12 milyonluk İstanbul'un en büyük gazetesine böyle bir manşet yakışıyor mu? Gazeteciler de başta olmak üzere hemen herkes iyi biliyor ki bu ülkede ve bu şehirde -gazetenin haberin içine yerleştirdiği bir çerçeve yazıda açıkladığı gibi- "esrar" kullanan kim bilir kaç bin kişi var... Tamam keşke kullanmasalar ama bu böyle... 70 milyonluk bir ülke ya da 12 milyonluk bir şehirden söz ediyorsanız, bu ülke ya da şehirde de -dünyanın benzer her yerinde olduğu gibi- bu türden alışkanlığı olan insanlardan çok var. Dolayısıyla bir gazetenin bir "Uğur Dündar haberi" ile eline nasıl, hangi koşullarla yayınlanmak üzere tutuşturulduğu bilinmeyen böyle bir fotoğrafla ülkede uyuşturucuya karşı mücadele bayrağı açmaya çalışması yersiz, hatta komik bir durum değil mi? Görüyorsunuz; gazetenin manşetine tırmanan bu haberin de -aslında- toplumda gözlenen önemli bir soruna işaret etmek, bu sorunla mücadele yönünde bir katkı sağlamak gibi bir derdi yok. Mühim olan bir kez daha bir "Uğur Dündar haberi" patlatmaktan ibaret, hepsi bu. Yani bir bakıma, haberi yapanın asıl derdi kendisini haber yapmak... (K.B.)


'Fırsat fırsattır, AİHM ile AB'yi aynı gösterelim...'

CNN Türk'teki ortalığı birbirine katan ünlü söyleşide TBMM Başkanı Arınç'ın son sözü şöyle olmuştu: "Türban konusunda Türkiye'nin iddiaları paralelinde karar verince 'yaşa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi', Öcalan'ın adil yargılanması konusunda Türkiye'nin iddialarına karşı karar verince 'yuh Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi...' Böyle şey olur mu?"

Olmaz ama, oluyor işte; malum, işimize nasıl gelirse... Arınç'ın eleştirdiği çifte standart sahipleri, gene işlerine öyle geldiği için bugünlerde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi sanki bir Avrupa Birliği kurumuymuş gibi mahkemenin kararı üzerinden Avrupa Birliği'ne salvo atışları yapmakla meşgul... Öyle ki, Öcalan kararı bir gazetemize "İşte AB'ınız bu" manşetiyle yansıyabilmişti...

Aynı problem, yukarıda tanımladığımız "kasıt"ı taşımayan bazı gazetelerde de görülüyor. Burada da bilgi eksikliği böyle bir rol oynuyor... Milliyet'in dış politika yazarı Semih İdiz, "AİHM konusunda elmalarla armutları karıştırıyoruz" başlıklı yazısında işte bu karışıklığa dikkat çekiyor. İdiz'in yazısının bazı bölümlerini, bilgi eksikliği nedeniyle "kargaşa"ya katkıda bulunanlara yararlı olur umuduyla yayımlıyoruz... "Kasıt" sahiplerine gelince; nasıl olsa huylarından vazgeçmeyecekleri için, onlar İdiz'in yazısını okumasalar da olur...

Elmalarla armutları karıştırma alışkanlığımız Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Öcalan kararıyla tekrar baş gösterdi. AİHM'nin kararından sonra eleştiri okları yeniden Avrupa Birliği'ne döndü. Toplumun Avrupa Birliği perspektifi konusunda son derece donanımsız bırakılmış olması ve bu yüzden neyin ne olduğunu ayırt edememesi ise bazıları tarafından istismar ediliyor.

Diğer bazı "kanaat önderleri" ise yazıp çizdiklerinden de anlaşıldığı gibi, neyin armut, neyin elma olduğunu pek anlayamadıklarını ortaya koyuyorlar. Kanaat önderlerinin böyle olduğu bir yerde, sokaktaki adamın çok daha bilgili olmasını beklemek hayaldir. Onun için, Başbakan Erdoğan'ın Konsey'in geleceğini belirleyecek tarihi kararlar alması beklenen Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi için Varşova'da bulunduğu şu sırada, bazı şeyleri en basit şekliyle tekrarlamakta yarar var.

AİHM, AB'YE BAĞLI DEĞİL

Her şeyden önce, AİHM Avrupa Birliği'ne değil, Avrupa Konseyi'ne bağlıdır. Avrupa Konseyi denince, AB'nin en yüksek organı olan "AB Konseyi" kastedilmiyor. Türkiye henüz AB üyesi değil. Olup olamayacağı ise kesin değil. Öte yandan Türkiye, 9 Ağustos 1949 tarihinden beri Avrupa Konseyi'nin asli üyesidir. Başka bir ifadeyle, Türkiye bir anlamda Konsey'in kurucularındandır.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan Avrupa Konseyi'nin amacı üye ülkelerdeki insan hakları ve demokrasinin mümkün olan en üst seviyeye çıkarılmasıdır. Üyelerinin zorunlu olarak taraf oldukları Avrupa İnsan Hakları Konvansiyonu burada yol göstericidir. Bazı ülkeler Konsey'in hızına yetişebilmiş, diğerleri geride kalmıştır. Türkiye, son 55 yıllık perspektif açısından bakıldığında, Konsey'in kronik olarak en geride kalan üyelerinden biridir.

(...)

YANLIŞ BİLGİLENDİRME

Varşova zirvesinde Konsey'in insan hakları ve demokrasi ile ilgili kıstaslarının daha da katılaşması bekleniyor. Burada AB Anayasası ile bir etkileşim olduğu kuşkusuz. Yani koşullar, her zaman "Benim özel durumum var" argümanına sığınmış olan Türkiye için daha da zorlu hale gelecek. Buna ne denli hazır olduğumuzu anlamak için Türkiye'de hâlâ yaşananlara bakmak yetiyor.

Son olarak bir şeyin altını kalın bir çizgiyle çizmekte yarar var. Türkiye'nin AB perspektifinden vazgeçmesi bizi Avrupa Konseyi çerçevesindeki yükümlülüklerimizden kurtarmıyor. AİHM gibi "belalardan" kurtulmak için, Avrupa Konseyi üyeliğimizden vazgeçmemiz gerekiyor. Onu yapmak da Avrupa'dan vazgeçip Türkiye'yi yepyeni bir rotaya sokmak anlamına gelir.

Buna hazırsak yapalım. Değilsek, o zaman elmalarla armutları karıştırıp bu konularda donanımsız bırakılmış halkı yalan yanlış bilgilerle yönlendirmeyelim.


17 Mayıs 2005
Salı
 
YÖNETENLER: Kürşat Bumin
Alper Görmüş


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Online İlan

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği
Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED