|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Aklın yolu birdir derler. Yollar bir olmayınca aklımızın eksikliğinde mi kusur arayacağız? Yoksa Türk insanının tabii mizacı olduğu üzere aklımızı ortak iyilik yerine, bireysel uyanıklığa kullandığımız için mi orta yolu bulamıyoruz? Ekonomi biliminde iki uç vardır. Bir uçta piyasa fanatizmine dayalı liberal anlayış, öbüründe aşırısı komünizme kadar uzanan planlı ekonomi yaklaşımı. Tabii ki bu ikisi arasında çeşit çeşit ara kuramlar ve okullar bulunur. Ama maalesef iktisatçıların önemli bir kısmı ya bir uca, ya da öbürüne bağımlı hissederler kendilerini. Cephesiz kalmak, akademik dünyada ciddi sıkıntılarla yüz yüze kalmak anlamına geliyor. Taraftarlık, akademik dünyada da en az sporda olduğu kadar fanatik bir hal alıyor böylece. Ancak yine da Batı'da akademik fanatizmin de belli sınırları var. Önemli sayıda iktisatçı, karşı cephenin ortaya yakın duran akademisyenleri ile fikir teatisinde bulunabiliyor, ortak çalışmalara imza atabiliyor. Fanatizm, bizim gibi ülkelere geldikçe belirgin bir hal alıyor. Açıkçası ben Türkiye'de fikri ahlakın yeterince yerleşmediğini, Türkiye'de fikir adamı olarak geçinenlerin önemli bir kısmının, savunduğu fikirleri doğru bulduğu veya hazmettiği için değil, satabildiği veya bu fikirleri öne sürmekten kaynaklanan bir menfaati olduğu ölçüde fikirlerinin ardında durabildiklerini düşünüyorum. U dönüşlerin ülkemizde bu kadar yaygın olmasının geri planında fikri ahlakın yerleşmemiş olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Piyasa köktenciliği yapanlara bir bakın mesela. Kimdir bunlar? Finans çevreleri mi, medya mı, büyük sermaye grupları mı, sanayiciler mi? Yoksa serbest piyasaların olmazsa olmaz unsuru olan küçük üreticiler, hizmet sağlayıcıları ve tüketiciler mi? "Aman, devlet müdahale etmesin, düzenlemeden ve denetimden dahi elini çeksin" diyenler, aynı zamanda bugüne dek kârlarını devletin finansman ihtiyacını karşılayarak temin edenler değil mi? Piyasalara çarşaf çarşaf yer ayırıp, maaşlı köşe yazarları aracılığıyla kamunun ekonomi politikalarını eleştirenlerin, aynı zamanda Ankara'da ihale takipçiliği yapanlarla aynı kişiler olması ne kadar tesadüf? Büyük sermaye grupları piyasaları savunurken, Türkiye'nin güzide sanayici ve işadamları kayıtdışını yerden yere vururken, aslında kendi büyük ölçeklerine rağmen bu ülkenin küçük sermayeli işadamlarıyla başa çıkamadıkları için bunu istediklerini, piyasanın hâkim olduğu bir ortamda tekelci güçleri ile bir anda güçlerine güç katacaklarını bilerek mi saklarlar? Türkiye'de her vesile ile piyasayı savunanların iyi niyetli olduklarını düşünmüyorum. Gerek Batı'nın iktisadi gelişimini, gerekse Güneydoğu Asya'nın hızlı kalkınma süreçlerini inceleyecek olursanız, buralarda piyasalarla anlamlı bir sinerji, karşılıklı çalışma ortamı ve eşgüdüm sağlayabilmiş kamu yönetimlerinin varlığı ile karşılaşırsınız. Bugün piyasaların düzgün ve etkin bir şekilde çalışması, fiyat sinyallerinin anlamlı olabilmesi için uygun şartların önemli bir kısmının ancak devlet tarafından tesis edilebileceği yavaş yavaş kabul gören bir görüştür. Bugün gerek Batı'da, gerekse Asya kaplanlarında araştırma ve geliştirme, mevzuat ve standart tesis etme, düzenleme ve denetleme süreçlerinin hepsinde kamu, özel kesim ve akademik çevreler işbirliği yapıyor. Geçmişte Türkiye'de kamu yönetiminin ekonomiye müdahalesi hemen her zaman bu ülkenin başına iş açmış, ekonominin kaynaklarını israf etmiştir. Ancak sadece bu durum, devletin ekonomideki yerini sıfırlamak için yeterli bir sebep olamaz. Bir yanlışa karşı durmak için bir başka yanlışa sarılmak demek olur bu. Zaten bu ülkede o yanlışa sarılanların önemli bir kısmının başkaca gerekçeleri de var.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |