|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Kaza borcu olanın nafile kılmasıyla ilgili yazımız konusunda gönderilen iletileri bugün de gözden geçirmeye devam ediyoruz. Bu iletilerde söylenen görüşler, aynı zamanda pekçok kişinin aklından geçen düşünceler. Dolayısıyla her birini ele almak ve değerlendirmek uygun düşer. Sünnet Namazların Önemi Değerli okurumuz Birol Çubukçu, biraz uzunca iletisinde kaza/farz-nafile önceliği konusunda şu görüşleri belirtmiş: "Kaza namazları konusunda mezheplerin durumu farklı değerlendirmesi benim de kafamı karıştırıyor. Hanefi mezhebine mensup bir kişi olarak (ki bu mezhepler konusundaki anlayışım değişmeye başladı veya değişti) sünnet namazlarını kılmak ve yanında kazaya kalan farz namazları kılmak gerekiyor (zamanımız olursa) düşüncesi bence biraz yanlış. (Konuyu detaylı araştırmadım) Toplumumuzdaki sünnet namazlarını ne pahasına olursa olsun kılma anlayışı bence biraz yanlış. Peygamber Efendimiz'in hiçbir sünnet namazını camide kılmaması bizlere bu konuda verilen büyük bir mesaj değil midir? Birçok gelenek, göreneklerle dinimize birçok bidatı soktuk. Yaptığımız birçok yanlış artık bizim için ve bizden sonra gelecek Müslümanlar için doğru algılanıyor. Araştırmadan, sorgulamadan kabulleniyoruz. Müslüman insanların (ben de dahil) en büyük kaybı bu değil midir? Mantıken: İnsan öncelikle sorumlu olduğu bir namazın yükümlülüğünden kurtulması gerekmez mi? Bu benim mantığıma daha yakın geliyor! Bu durumda kazaya kalan bir namazı sünnet (nafile) namazdan önce kılması gerekir diye düşünüyorum. Ne olursa olsun hassasiyet farz namazları için olmalı: (..) Bu durumda: Farz namazı erteleyecekse, sünneti kılmasın. Yine Peygamber Efendimiz savaş esnasında bile hiçbir farz namazı ertelemezken, bizler birçok nedensiz sepepten dolayı namazlarımızı erteliyoruz. İnsanlara her yazınızda lütfen şunu sorun: İnandığınız dinin kitabını bir kere olsun anladığınız dilde okudunuz mu? Saygılarımla." Peygamberimiz'in sünnet namazlarını camide kılmaması, onların önemini azaltıcı olarak görülemez. Zaten evi, caminin hemen yanındaydı. Burada dikkat etmemiz gereken, namazın evde ya da camide kılınmış olması değil, bizatihi hangi sıklıkta ve önemde kılınmış olmasıdır. Bu açıdan, sabah ve öğle namazının sünnetleri en güçlü sünnet namazlardır. Bizim geleneğimizdeki vakit namazlarının sünnet ve farzlarıyla camide kılınması, herhangi bir bid'at unsurunu içermez. Gelenek görenekleri ayrımsız bid'at olarak değerlendirmek doğru olmaz. Bid'atın en önemli özelliği, dinin özüne ve ruhuna aykırılık içermesidir. Namazların ertelenmesiyle ilgili olarak şunu belirtelim: Peygamberimiz'in Hendek Savaşı'nda dört vakit namazı kılamadığını, bunları ilk fırsatta toptan kaza ettiğini biliyoruz. İletinizin sonundaki soru, hepimiz için geçerli güzel bir dilek-soru. Haram Kavramının Kapsamı Eğitimci-yazar Arif Bilgin, daha farklı bir konuya dikkat çekiyor: "(..) Şafiî Mezhebi'ne göre, acele kılması vacip kaza namazı bulunan bir mükellef, bu namazları kılıp borcundan kurtuluncaya kadar, revâtib denilen beş vakit namazın sünnetleri veya başka nafile namazlarını kılması mutlak surette haramdır. Sayın Akyüz; daha önce de yazmıştım: Bir mezhebin görüşü: "kılınması gerekir" (helaldir); diğerininki, "haramdır" hükümleri göz önüne alınarak; bir şeyi helal ya da haram kılmak sadece ve sadece Cenab-ı Allah'a ait değil midir? Bir beşer; üstelik peygamber olmayan bir beşer, nasıl olur da yapılan ibadeti (veya herhangi bir şeyi) helal veya haram olarak belirler. Dahası, onlara uyan da ya haram işlemiş ya da helal işlemiş sayılacaklar... Cenab-ı Allah, öteki dünyada, 'sen falanca kulumun görüşüne uydun, öyleyse kıldığın namaz helaldir; sen de feşmekânca kulumun görüşüne uydun, öyleyse kıldığınız namaz haramdır' diyerek yargılayacak mı? Not: Mezhebim Hanefî'dir. Niyetim hasbîdir... Sadece, kendi kendime sorduğum ve çok karşılaştığımız benzer sorulara cevap aramak derdindeyim... Selâm ve dualarımla." Bu gibi yerlerde kullanılan 'haram' ifadesi, 'yapılmamalı, yanlış olur, doğru değil, yakışmaz, yakışık almaz, uzak durulmalı' anlamlarında, daha iyinin arayışı titizliğidir, bir yetki aşımı sözkonusu değildir. Allah'a ait helal-haram kılma, Müslüman kişiliği oluşturacak çok temel konulardadır. Bu konularda, Peygamber'in açıklaması bile Allah'ın bu hedefini belirtmeye, kapsamını ve uygulanma biçimini göstermeye yöneliktir. Her helâli-haramı Allah'ın hükümlerini açıkladığı Kur'an-ı Kerim'de bulamayız. Kur'an-ı Kerim'de tek tek sayılan haramların sayısı azdır; daha çok ana ilkeler (en başta iyi, temiz ve yararlı şeylerin helâl, kötü, pis ve zararlı şeylerin haram olması ilkesi) belirtilmiş, günlük hayatımızda bu ilkelerin uygulanması istenmiştir. Konuyu bu çerçevede değerlendirirsek, doğru bir zeminde bulunmuş oluruz. Ayrıca kimin namazının doğru olduğu konusunu tartışmaktan çok, belirttiğim çerçevede, 'daha yakışan ve uygun düşen' anlamında bir değerlendirme yapmalıyız.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |