|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
İki değerlendirme var: Birisine göre, "Türkiye Ak Parti iktidarında daha çok İslamlaşıyor, laiklik için tehlike büyüyor." Diğerine göre ise, "Ak Parti iktidarı, tabanının, özellikle başörtüsü ve İHL'ler gibi alanlardaki beklentilerinden hiçbirini yerine getiremedi, aksine tabanını sisteme entegre eden bir işlev üstlendi." Bu değerlendirmelerden birincisi, iktidara karşı laik çevrelerin tepkisini besliyor, ikincisi ise, bu iktidardan inanç özgürlüğü adına beklentisi olan kesimlerin duygularını kırıyor. Aslında, bazı kesimlerdeki muhalefetin diri tutulması ve bir taşma noktasında harekete geçmesi için birinci değerlendirmenin bilinçli olarak üretildiği odaklar var. Bu odaklar bir korkuyu beslemeyi, büyütmeyi ve ondan siyasi rant devşirmeyi amaçlıyor. Bunun yanında bir de, başka bir motif olmasa dahi "İslam korkusu"na hazır halet-i ruhiye taşıyan kesimler mevcut. Her camiden, her namaz kılandan, her başörtüsü takandan korku üreten kesimler... İkinci, yani Ak Parti'nin hiçbir meseleyi çözmediği tezi de iki türlü tepkiye yol açıyor. Bir kesim, sanki hiçbir şeyin çözülmemesini, Ak Parti çizgisinin zaten başarısızlığa mahkûm olduğu kanaatini beslediği ve içinden çıkılan yola yeniden dönüşü sağlayacağı düşüncesiyle, kaçınılmaz ve biraz da faydalı bir sonuç gibi görüyor. Bir başka ve daha geniş bir kesim ise, üzüntülü. "Meclis'e yansıyan böylesine bir çoğunlukla bile, en tabii insan hakları alanında bir genişleme olmazsa, nasıl olacak?" sorusunu soruyor. Bu soruda derin bir kırılma olduğu muhakkak. Ak parti iktidarıyla Türkiye'de gerçekte ne oluyor? "Refah iktidarı nasıl olurdu?" sorusunun cevabı çok net olmasa da, en azından beklentiler ve sergilenen imaj açısından Ak Parti iktidarının, bir Refah iktidarı olmadığı kesin. Zaten Ak Parti de, Refah iktidarı gibi olmayacağını seslendirerek halk huzuruna çıktı ve oy aldı. Ak Parti iktidarı, "Türkiye'de islami söylemle iktidar olunamayacağı" ön tespitine dayanıyor. Ak parti iktidarı CHP iktidarı da değil. Ak Parti iktidarı, kitle partisi olma yönünden DP - AP formatını önemseyen, ANAP'ın Özal'lı çizgisine daha yakın tespitlerle yola çıkan, ama kadro itibariyle ANAP'tan daha homojen ve (en azından eşlerin başörtüsü sebebiyle) islami görünülürlüğü daha belirgin bir siyasi hareket niteliğini taşıyor. Bu hareketin ana hassasiyetinin "Türkiye gerçekliği" olduğunu söylemek mümkün. Yukarda adını saydığım, DP, AP, ANAP.... Hepsi halktan tek başına iktidar olabilmek için fazlasıyla oy alabildiler... "Türkiye gerçekliği"ni göz önünde bulundurdular, ama varıp ona toslamaktan da kurtulamadılar. Aslında bu, özde Refah'ın o yapıya toslamasından da farklı bir toslayış değildi. Sanırım Refah da, o yapıyı gözetti, toslamaktan "kaçındı" ama, toslamak "kaçınılmaz" oldu. Ak Parti, bu yapıya toslamadan hükümet, daha doğrusu iktidar olabilir miydi? Tek başına anayasayı değiştirecek sandalye sayısına sahip olmak ve iktidar olmak... Yani demokrasi... Ve daha önce üç partiye iktidar olma fırsatı vermeyen "Türkiye gerçekliği!" Menderes, CHP'nin içinden gelmişti, toplumda çok derin yaralar açan bir hadiseyi çözmek için adım attı, ezanı asli ifadeleriyle okuttu... Bütün suçu buydu. Demirel, farklı dünyalarla ilişkisine rağmen, oy aldığı halkın manevi değerlerine saygı göstermek zorundaydı, "irticanın üç ayağından biri olmak"la suçlandı. Özal, askerlerin bile ekonomiyi kurtarmak için başvurduğu isimdi, ama "takunyalı!" damgasını bir türlü silemedi. Bunların hiçbiri "islamcı" söylemlerle siyaset yapmadılar, ama "Türkiye gerçekliği" denen acayip hadise, hepsine dokuz doğurttu. Tayyip Erdoğan ve arkadaşları, bütün bunları görerek geliyor. En önemlisi, daha hemen önce yaşanan 28 Şubat sürecini görerek geliyor. Onun için yoğurdu üfleyerek yemek, onların hakim davranış tarzı... Onun için kendi tabanlarınca "hiçbir şey yapmadılar" yargısına maruz kalacak kadar çekingen durdular... Onun için, kendi tabanlarının "başörtüsü - İHL" duyarlılığını bilinmeyen bir zamana erteleyip, bir numaralı sorun olarak ekonomiyi gördüler, dış politikada Türkiye'nin Batı eksenli gidişine heyecanla sarıldılar, Amerika ile işleri iyi götürmeye çalıştılar vs... Bunlara bakıp, "İslamcılık" bunun neresinde, diye sormak elbet mümkün... Gene bunlara bakıp bu hükümetin "Türkiye'de insan hakları, ekonomi, devlet - toplum ilişkisinde iyileştirmeler gerçekleştirelim, toplumun tümü rahatlasın, herkes de bundan nasibini alır" yaklaşımı sergilediğini okumak mümkün. Buna rağmen iktidardaki kadro, yapmadıklarıyla bile, yani sadece oradaki varoluşları sebebiyle "Türkiye İslamlaşıyor" tema'sının işlenmesine yol açıyor. Ak Parti, tayin ettiği 300'e yakın üst bürokratik elemanın atamasının geri çevrildiği ve buraları "vekâletle yönetme" mecburiyeti ile karşı karşıya bulunduğu bir Türkiye gerçekliğini yaşıyor. Bunun yanında, adli - askeri bürokrasinin yalınkılıç, bir yerlerde, genel gidişi gözlediği gerçeği kamuoyunu meşgul ediyor. Medyada derin gözler, en sade davranıştan "İslamcı" yorumlar çıkarıyorlar. Avrupa - Amerika, iktidarın İslam'la ilişkisini gözaltında tutuyor. İçerdeki odaklar, iktidarın İslam'la ilişkisinin Avrupa - Amerika nezdindeki yansımalarıyla birebir alakalılar. Sokakta on tane başörtülü genç kız yürüse, direksiyonda bir başörtülü hanım görülse, Kutlu Doğum için farkedilir bir coşku gözlense, Çanakkale'yi dindar insanlar ziyaret etse.... Başlıyor terane! "Hangisi doğru?" diye sorarak başladık. Doğru olan "Türkiye gerçekliği" denen şeyin halkla uyumsuzluğu... Halk bunu ve asıl bunun değişmesi gerektiğini öğreniyor.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |