AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Islamophobia: Kimin eseri, kim savaşacak?

Warşova'daki Avrupa Konseyi Liderler Zirvesi'nin sonuç bildirgesinde Türkiye'nin girişimiyle ilk kez "İslam düşmanlığı ile mücadele" Konsey'in öncelikli politikası olarak belirlendi. Dinler ve kültürler arası diyalog çerçevesinde, bütün dünyada tırmanışa geçen 'İslam düşmanlığı'na (Islamophobia) karşı AB ülkeleri ilk kez resmi bir tavır aldılar. Birleşmiş Milletler de aynı tehdide karşı ortak mücadele çağrıları yaptı.

Aynı tarihlerde Malezya Başbakanı Abdullah Ahmed Bedevi, uluslararası toplumu yükselen İslam düşmanlığı ile mücadeleye çağırdı. Malezya Başbakanı, Müslüman ülkelerde yürütülecek reform çalışmalarının başarılı olabilmesi için Batı'nın İslam dünyasına karşı politikalarını değiştirmesi gerektiğini söyledi. Bedevi, Almanya'ya dikkat çekerek, bu ülkenin uluslararası sorunlara alternatif yaklaşımının önemine değindi ve Müslüman ülkelerin küresel sisteme entegre edilmesine Almanya'nın liderlik yapabileceğini iddia etti.

Bedevi'nin açıklaması, AB Konseyi'nin kararı, Avrupa'nın Irak işgaline karşı tutumu, ABD'nin İslam tehdidi tezini 21. yüzyılın güvenlik doktrinine dönüştürmesine karşı Müslüman ülkelerin Avrupa'yı öne çıkarma teşebbüsü başarılı olacak mı? ABD'nin tek merkezli dünya denetimine karşı yeni güçleri öne çıkarmaya ayarlı bu politikalar son derece önemli. Ancak "İslam ve tehdit" kavramlarına yüklenen anlam açısından ABD ile Avrupa, Rusya, Çin ya da başka güçler arasında ciddi yaklaşım farklılıkları bulunmuyor. ABD dışındaki bu güçlerin, İslam dünyasına yönelik tehdidi en elverişli biçimde kullanma yoluna gittikleri, bu amaçla Müslüman ülkelere yakınlaştıkları hatta köklü işbirliği alanları oluşturdukları doğru. Ancak şu ana kadar, İslam'a ve Müslümanlara bakışları konusunda ciddi bir dönüşüm yaşadıkları söylenemez. Bu dönüşüm olmadan da küresel iktidar paylaşımına yönelik arayışlarında İslam dünyasından yararlanma tezlerinin başarılı olması mümkün olmayacak.

İslam düşmanlığı, 1990'dan bu yana, yoğun olarak da 11 Eylül'den sonra dünya genelinde en ciddi tehdit haline getirildi. Batı ülkelerinin bu tehditle mücadele etmesini beklemeden önce, aynı ülkelerin bu düşmanlığı nasıl besleyip salgına dönüştürdüklerine özellikle dikkat etmemiz gerekiyor. Batı'nın dinler arası diyalog ya da medeniyetler uyumu gibi bir kaygısı yok. Aksine, Batı'nın, özellikle de Amerika'nın, 21. yüzyıla dönük bütün projelerini medeniyetler çatışması ön kabulüyle hazırladığı bir gerçek. Hatta, İslam dünyasında bir "medeniyet içi hesaplaşma" tezgahlanmakta olduğunu görüyoruz. Bu tehlikeli yöneliş bugün için ABD'nin ya da İsrail'in çıkarlarına uygun görülebilir. Ama orta ve uzun vadede kendileri de ürettikleri ve besleyip devleştirdikleri bu korkunun bedelini ödeyeceklerdir. Daha şimdiden korku ve güvenlik paranoyasına teslim olmuş durumdalar.

Ne gariptir ki, yüzyıllarca öteki olanı yargılayan ve dışlayan Batı, anti-semitizmin kaynağı olan Batı, milyonlarca Yahudi'yi öteki olduğunu için katleden Batı ile kurbanları şimdi İslam düşmanlığına karşı birleşmiş durumda. Yani Anti-Semitistlerle anti-semitizm kurbanları bugün bütün dünyada İslam düşmanlığını yaymak için seferber olmuş durumda.

Türkiye'de son aylarda anti-Amerikanizm ve anti-Semitizm merkezli bir tartışmayı ısrarla gündemde tutanlar, bu ülkede köklü bir anti-Amerikanizm ya da anti-Semitizm olmadığını bilmiyorlar mı? Biliyorlar ama amaçları farklı. Besleyip büyüttükleri korkuyu gizlemeye çalışıyorlar. Yani 21. yüzyılın en büyük sorununun anti-Amerikanizm ya da anti-semitizm değil, anti-İslamizm olduğu gerçeğini dikkatlerden uzak tutmak.

İslam düşmanlığının sebeplerini, dünyadaki olumsuz imajı sadece Müslüman ülkelerdeki geri kalmışlığa bağlamak büyük bir haksızlık. Afganistan'da Sovyetler'e karşı savaşan mücahitler Amerika'nın, Batı'nın kahramanlarıydı. Aynı kişiler şimdi neden terörist ya da nefret edilen kimseler oldu? Onlar aynı insanlar, değişen Batı, çıkarları, politikaları ve açgözlülükleri. Bu köşede öteden beri bu konuyu çok sorguladım. Tekrar edeyim:

Soğuk Savaş'ın sona ermesinden sonraki gelişmelere bakan ve zihinlerini özgür tutabilen herkes, dünyanın böyle bir sorunla karşı karşıya olduğunu, bu dalganın 21. yüzyıl boyunca etkisini göstereceğini, bu gezegende yaşayanların önemli bir bölümünün bazı etkin ve ideolojik çevrelerce üstünün çizildiğini, dünyanın bu kesime karşı savaşa çağrıldığını, Müslümanların bütün insanlık tarafından dışlanmasına çalışıldığını görecektir.

Sovyetler'in çöküşünden bu yana yayınlanan kitaplara, makalelere, raporlara, güvenlik stratejilerine, üretilen kavramlara, yürütülen kampanyalara bir bakın… Hepsinin İslam'ın ve Müslümanların tecridini, hedef gösterilmesini, köleleştirilmesini içerdiği görülecektir. Bu dönemde bütün güvenlik doktrinlerinin temelinde aynı şey var. Müslüman toplumların dini algılama biçiminden eğitim müfredatlarına, ekonomik varlıklarından sosyal yapılarına, kültürel zenginliklerinden çocuklarını yetiştirme tarzına ve eğlence anlayışına kadar her alanda müdahaleye maruz kaldıkları bir gerçek değil mi? Demografik yapılarından etnik ve mezhep farklılıklarına kadar ciddi tehditlerle yüzleştikleri ortada değil mi?

Neden Amerika'nın ve müttefiklerinin askeri stratejileri Müslümanlara odaklandı? Neden think-tanklar harıl harıl aynı konu üzerinde raporlar üretiyor? Neden dünya medyası yıllardır korkunç bir İslam düşmanlığı körüklüyor? Müslüman coğrafyanın her alanı ABD askerleriyle doluyken tehdit neden hala bu coğrafya oluyor? Müslümanlara yönelik saldırıların temelindeki öfkeyi/nefreti kim körüklüyor?

Bu öfkeyi sadece siyasi, ekonomik çıkarlarla açıklamak yeterli değil. Guantanamo'da Kur'an nüshalarını tuvaletlere atmaktan Ebu Gureyb cezaevindeki işkence yöntemlerine, Müslümanlara ait ne varsa aşağılamaktan, camilere baskın yapıp insanları kurşuna dizmeye kadar her alanda yürütülen nefret kampanyasının kaynağını bu topraklarda değil, Amerika ve Avrupa'da aramak gerekiyor. İslam'a yönelik küresel seferberlik için aralıksız çalışanlar orada. Mesela, Müslümanlara karşı her organizasyonda adı geçen Daniel Pipes, şimdi "Anti-Islamic Institute (AII) kuruyor. Bu adam, Middle East Forum üzerinden bütün dünyada anti-İslam politikaların yaygınlaşması için çalışıyor. Bush tarafından Barış Enstitüsü'nün başına getirildi. "Barış" kavramına bu kadar hakaret olur mu? Pipes ve hücre arkadaşlarını kim besliyor? Onun gibi yüzlercesi var, bu hücrelerden yüzlercesi var ve onları besleyen devletler var. En önemlisi de, bu nefreti sulayıp büyüten topraklar, toplumlar var.


20 Mayıs 2005
Cuma
 
İBRAHİM KARAGÜL


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Online İlan

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği
Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED