|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Yeni TCK'nın yürürlüğe girmesi, dolayısıyla üzerinde değişiklik yapılabilmesi için bir haftalık süre kaldı. Bence hükümet, bu bir haftayı doğru kullanmalı. Doğru kullanmalı, yani TCK ile ilgili eleştirileri doğru okuyup, gereğini yerine getirmek için azami gayreti göstermeli. Ak Parti hükümeti, özellikle de yasanın daha sahibi gibi görünen Adalet Bakanı Cemil Çiçek. Peşin olarak şunu söyleyeyim: Yarın bu kanunun uygulaması, bu hükümetin altından kalkamayacağı gelişmelere yol açabilecektir. O zaman da kimse "Kanun iyi idi de uygulaması kötü oldu" yorumunu yapmayacak, doğrudan doğruya hükümetin vebal dosyasında mütalaa edecektir. Ki, Türkiye'de "kötü uygulama", yani yasayı dilediği gibi sündürüp, içinden insan haklarına yönelik cinayetler çıkarma uygulaması her zaman olagelmiştir. Hele, kanun maddesi, bu tür kötü uygulamalara imkân verecek elastikiyette ise... Pazar günü Kanal 7'de yayınlanan "Ters Köşe" programında Adalet bakanı Cemil Çiçek'i dinledim. Kendisine basının ve sivil toplumun şikâyetleri iletildi. Cevapları tatmin edici bulmadım. Özellikle sivil toplumun 219 ve 263'üncü maddelerle ilgili şikâyetlerine yönelik cevapları inandırıcı olmaktan uzaktı. (Bana göre gündeme gelmemiş olsa bile 312 yerine getirilen 216 da hala problemlidir. Şevket Eygi ile ilgili Yargıtay yorumu bunu açıkça gösteriyor.) "Gayrı kanuni eğitim" konusunu düzenleyen 263'üncü maddenin, daha çok misyoner teşkilatları ve yasa dışı örgüt çalışmalarını hedef aldığı ifadeleri bana Necip Fazıl merhumun bir sözünü hatırlattı. Derdi ki Üstad: -Türkiye'de iktidarlar komünistleri dövmek istedikleri zaman bile, üstüne bir Müslümanı koyarlar, onun üzerinden döverler alttakini... Misyoner teşkilatlarının ve yasa dışı örgütlerin faaliyetlerine karşı tedbir alıyorsunuz, ama bunu yaparken Kur'an eğitimini de kapsama alanına sokuyorsunuz. Hatta, biliniyor ki, misyonerlere karşı yapacağınız bir şey yok. Onların Avrupası, Amerikası var ve onlar varken, Türkiye iktidarları, taa 100 yıldan bu yana biraz uygulama özürlüdürler. Hele şimdi AB sürecinde yaptırım çok daha zordur. Ama bizim, kendi çocuklarımıza karşı gücümüz çok daha etkindir; kolay döveriz ve kimse de arka çıkmaz. Başörtülüleri ve İHL'leri dövüyoruz da, "Dur, niye vuruyorsun!" diyen var mı? Hatta Avrupalı yargı kurumları bir de "Hınk deyiciliğe" soyunuyorlar. Kimi kolluk güçlerinin şimdiden liste tuttuğu ve kanun çıkar çıkmaz, gözaltıların, soruşturmaların, mahkemeye intikallerin başlatılacağı bilgileri ulaşıyor. Düşünebiliyor musunuz, Ak Parti'nin çıkardığı bir kanunla, uyduruk ihbarlar sonucu, evlerden çocukların, onlara Kur'an öğreten kişilerin ya da bir sohbette buluşan insanların jandarma ve polis ekipleri tarafından toplandığını, bunun medyaya yansıdığını... Ak Parti hükümeti ve işin sahibi Adalet bakanı Cemil Çiçek... O gün çıkıp, "Biz böyle düşünmemiştik" diyebilir misiniz? Hepsi, hepsi bu ekibin vebal dosyasına yazılacak. Bu, sırf Ak parti hükümeti ile tabanı arasında uçurum oluşturmak için bile yapılabilir. Türkiye'de böyle provokasyonlar da vardır. Zaten "söz verip çözememe" durumu sebebiyle başörtüsü ve İHL alanı ukde niteliğini koruyor. Buna bir de, Kur'an eğitiminin "gayrı kanuni eğitim" kapsamına sokulup takibata uğramasını eklerseniz, sizi kurtaracak kimse bulunmaz. Sayın bakan, "CHP ile uyum"u gerekçe gösteriyor. Uyum hassasiyetini anlayabiliyoruz. Ama kendi ayağına kurşun sıkmak pahasına olmamalı bu... Yasayı, "CHP kafasının ürünü" haline getirecek nitelikte olmamalı bu. Ne yazık ki "CHP ile uyum" bir noktadan sonra "CHP tahakkümüne boyun eğme" biçimine dönüşmüştür. Şunu söylemeliyim ki, bu düzenleme, 28 Şubat sürecinin isteyip de gerçekleştiremediği bir düzenlemedir. Ve Ak Parti hükümeti, hatta hiçbir hükümet, "Hep ben iktidarda kalırım" düşüncesi ile düzenlemeye gitmemeli... Bu kanunun uygulaması Ak Parti hükümetinde de sorun olacaktır, ondan başka hükümetler döneminde de... Ve her uygulanışında bugünün Ak Parti kadrolarının hatırı sorulacaktır. Şunu da özellikle Adalet Bakanı Sayın Çiçek'e hatırlatmak isterim: Kanun size mal edilmiş bulunuyor. Özellikle söz konusu maddelerde sizin ısrar ettiğiniz görüşü topluma hakim oluyor. Hadi şunu da söyleyeyim: "Çiçek'in devletçi yaklaşımları var, o yüzden devlet refleksi ile özgürlükleri es geçiyor, bir de 2007 hesapları var, o yüzden kimi çevrelerle iyi geçinmeye çalışıyor", yorumları tedavülde... Ben bu değerlendirmelere katılmak istemiyorum. Ancak tüm bu yorumların bir siyasetçi için ne anlama geldiğini sayın Bakan'ın değerlendiremeyeceğini düşünmek de istemiyorum. Öyleyse bu değerlendirmelere malzeme olacak duruşların gözden geçirilmesi gerekiyor. TCK için son hafta... Bence bugünden geçi yok, Başbakan, Adalet Bakanı ve herkes oturup, iyice bir düşünmeli... Ve basın özgürlüğü de dahil lastikli maddeleri adam etmek için canını dişine takmalı. Gerekirse uygulama yeniden ertelenmeli. Bir tek kişinin haksızlığa uğraması göze alınmamalı. İnsanlarımız yeterince yaralanmıştır. Bir de Ak Parti'nin kurşunu ile yaralanmasın... Daha ne diyeyim.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |