|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Amerikalı tanınmış siyaset bilimci Samuel P. Huntington Türkiye'de; bugün İstanbul'da Swissotel'de bir konferans veriyor. Neler söyleyeceğini bilmiyoruz, ancak tahmin etmek mümkün. Gelmeden önce Türkiye konusunda yaptığı değerlendirme bir bakıma İstanbul'da söyleyeceklerinin ipuçlarını vermiştir. Harvard Üniversitesinde siyaset bilimi profesörlüğü yapan Huntington, Soğuk Savaş sonrasındaki gelişmelerle ilgili tezlerle tanınıyor. Onun en çok tartışılan ve popülerleşen tezi "medeniyetler çatışması" olarak özetlenmiş olanıdır. Kısaca Huntington Soğuk Savaş sonrasında ideolojilerin toplumlar üzerindeki mobilize edici etkisinin ortadan kalktığını, bundan böyle devlet arasındaki çatışmaların ideolojik değil medeniyet ve kültür temelinde yaşanacağını söylemekteydi. Medeniyetler arasındaki çatışma alanlarından birinde de Türkiye'nin olduğuna dikkat çekiyor ve çatışma potansiyeli taşıyan mevcut medeniyetleri analiz ediyordu. Huntington'un bu tezi çok tartışıldı. Ağır eleştiriler yapıldı. Karşı çıkanlar oldu. Onun öngörülerini doğrulayan bazı gelişmeler olmakla birlikte genelde bu tezinde yanıldığı, aşırı genellemelerde bulunduğu ve bazı gelişmeleri dikkate almadığı üzerinde duruldu. Bugün gelinen noktada Huntington'un "medeniyetler çatışması" tezi doğrulanmış olmamakla birlikte böyle bir potansiyelin her zaman için varlığını koruduğu, medeniyet farklılıklarının çatışma ihtimalini taşıdıklarına dikkat çekilmekte ve farklılıkların diyalog halinde yaşayabilmesi için çaba gösterilmesi gerektiği üzerinde durulmaktadır. Medeniyetler çatışması mı medeniyetler buluşması mı? Türkiye, Avrupa Birliği'ne tam üye olarak alınmasını "medeniyetler buluşması" hedefine dayandırmaktadır. Aslında böyle bir formülasyon Huntington'un tezinin tersinden doğrulanması gibi anlaşılabilir. Medeniyetler çatışmasının önüne geçilebilmesi için Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne alınması gerektiğini hatırlatmaktadır. Yani Huntington'un dikkat çektiği "medeniyetler çatışması"nın olmaması için Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne alınarak "medeniyetler buluşması" sağlanmalıdır. Tersi olursa medeniyetler arasındaki ayrışma giderek daha da genişler ve bu ayrışma zamanla çatışmaya dönüşebilir… Huntington'un Türkiye'ye gelmeden önce yaptığı açıklamada Türkiye'nin İslam dünyasındaki potansiyel rolüne değinerek "Türkiye, İslam dünyasına liderlik etmekte, Müslüman ülkelerin yanı sıra Müslüman ve Müslüman olmayan ülkeler arasındaki çatışmalarda arabulucu olmada ve iktisadi kalkınmayı teşvik etmede üst düzey yapıcı ve sorumlu rol üstlenecek en iyi konuma sahip ülke" olduğuna dikkat çekmekteydi. Bu açıklamasını temelde İslam dünyasının içinde bulunduğu ayrılık ve yönlendirici liderlik eksikliği sorununa atıfta bulunarak yapmıştır. Huntington'a göre İslam dünyasında büyük bir ayrılık yaşanmakta ve bu çok büyük bir problem oluşturmaktadır. Ayrıca İslam ülkeleri arasında liderlik rolünü üstlenecek bir ülke bulunmamaktadır. İslam dünyasında yönlendirici lider yok… Huntington'a göre İslam dünyasına liderlik konusunda en iyi konumda olan ülke Türkiye'dir. Soğuk Savaş çerçevesine göre oluşmuş yapının tamamen değiştiğini, Türkiye'nin yeni ortaya çıkan şartlarda oynayacağı yeni rolü tanımlama konusunda bir takım fırsatlar ve zorluklara sahip olduğuna dikkat çekmekte özellikle İsrail ile olan ilişkilere atıfta bulunmaktadır. 1999'da Türkiye'yi ziyaret eden ABD Başkanı Clinton Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bir konuşma yaparak önemli hususların altını çizmişti. Clinton'un dikkat çektiği en önemli husus şuydu: "Osmanlı Devleti'nin dağılması 20.yüzyılı belirleyen bir gelişme olmuştur. Şimdi Türkiye'nin ileriye yönelik olarak alacağı kararlar 21. yüzyılın şekillenmesinde belirleyici olacaktır… Müslüman, demokrat ve laik bir Türkiye bölgede örnek bir ülke olacaktır." Clinton'un bu cümleleri ile Huntington'un Türkiye İslam dünyasının lideri olabilir tespitleri arasında yakın bir ilişkinin olduğu dikkat çekicidir. Türkiye Lozan'da Ortadoğu ve İslam dünyasıyla ilişkilerini kesme sözü vermişti. Ancak şimdi şartlar değişti ve son derece parçalı bir yapı sunan İslam dünyasındaki dağınıklık ve yönlendirici lider noksanlığı ciddi sıkıntı yaratmaktadır. İslam dünyasının bir bütünlük oluşturması ve dünya sistemiyle entegre edilebilmesi için etkin bir liderliğe ihtiyaç duyulduğu açık. Türkiye buna ne kadar hazır, bu soru ortada. Türkiye'nin böyle bir liderlik rolünü ne derece oynayabileceği önemli bir sorudur. Türkiye'nin elini bağlayan çeşitli sorunlar üzerinde durulabilir. Ancak açık bir gerçek var ki Türkiye'nin bölgesindeki etkinliği giderek artmaktadır. İslam Konferansı Teşkilatı Genel Sekreterliği'nde Türkiye'den birinin oturması, UNDP başkanlığına bir Türk'ün getirilmesi küçümsenmemesi gereken gelişmelerdir. Filistin Başbakanı A. Kurey'in Türkiye'nin İsrail-Filistin sorununda aktif rol oynayabileceğine ve barışı sağlayabileceğini söylemesi Türkiye'nin liderlik rolüne işaret etmektedir. Gerekli olan Türkiye'nin buna inanması ve şeni şartlara uygun roller oynayabilmesi için hazırlık yapmasıdır.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |