|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Türk bayraklı cipler
Özbekistan'ın Andican bölgesindeki ayaklanmanın ilk görüntüleriydi. Kentten dünyaya yansıyan az sayıdaki resimlerden birinde, katliama imza atan Özbek özel timlerinin mevzilendiği aracın kapısındaki Türk bayrağını görünce ürperdim. İslam Kerimov yönetiminin ülke içinde uyguladığı devlet teröründe, ABD'nin küresel savaşından nasıl yararlandığını ve Türkiye'nin bu çerçevede Kerimov'a nasıl destek verdiğini yakından izlediğim için müthiş rahatsızlık duydum. Yıllardır Kerimov yönetimiyle ilgili yazılmayan gerçekleri ortaya koydum. Bazıları rahatsız oldu. Türk şirketlerinin çıkarlarına zarar verebileceğinden şikayet edenler oldu. "Türkiye'nin Orta Asya'da istikrara yatırım yaptığı" söylendi. Bütün değerlerin, insani olan her şeyin uğruna feda edildiği "istikrar" kavramının nasıl diktatörler beslediğini, nasıl Andican'da yaşananlara benzer vahşet örneklerini kamufle ettiğini bildiğimden ve bu kavramın yapay biçimde gündemde tutularak kitlelerin kontrol altına alınıp ezilmesini kabullenemediğimden hem Kerimov rejimini sorgulamaya hem de Türkiye'nin Orta Asya politikasını eleştirmeye devam ettim. Birkaç aydır Türkiye'nin ABD dışında; AB, Ortadoğu, Afrika, Rusya ve Çin gibi farklı bölgelere yönelik politikalarını tartışırken, ısrarla Ak Parti hükümetinin yepyeni bir Orta Asya politikası/vizyonu geliştirmesi gerektiğine, dış politikadaki açılımların Orta Asya boyutunun eksikliğine, yeni yaklaşımın kesinlikle ABD-İngiliz politikalarından kısmen de olsa ayrışıp Türkiye merkezli olması gerektiğine dikkat çektim. Özellikle Rusya, Çin, Hindistan arasındaki ilişkiler ve Orta Asya'daki güç mücadelesine işaret ederek Asya'nın 21. yüzyılda bütün dünyayı şaşırtacak gelişmelere sahne olacağını, Türkiye'nin bu çerçevede kendisini bölgede tutacak politikalara acilen ihtiyacı olduğunu gündeme getirmeye çalıştım. Zira, Sovyetler'in dağılmasından bu yana Türkiye'nin bölgeye yönelik politikaları tamamen ABD-İngiliz-İsrail eksenli oldu ve bu ülkeye hiçbir şey kazandırmadı. Onlar şimdi bütün güçleriyle Orta Asya'da. Ama Türkiye'nin etkinliğinden söz etmek mümkün değil. Bu sonuç dikkatle sorgulanmalı. Söz konusu resim işte bu çarpık Orta Asya politikasının göstergesi. Andican olayından sonra 17 Mayıs'taki ilk yazımda "Türkiye'nin eğittiği özel timler"i, Türk bayraklı cipleri, zamanında Türkiye ile Kerimov arasındaki güvenlik anlaşmalarını ve bu anlaşmalara rağmen Ankara'nın Kerimov'a neden yaranamadığını sorguladım. Ancak, genel olarak Kerimov'un günahlarını gizlemeye ayarlı Türk medyası bu ürpertici manzarayı görmezlikten geldi. Dışişleri Bakanlığı, Andican'daki kanlı baskında Türkiye'nin hibe ettiği askeri araçların kullanılmasına tepki gösterdi. Rahatsızlık Özbekistan'ın Ankara Büyükelçisi Rüstem Isaev'e iletilerek 'özen gösterilmesi' istendi. Ciplerin terörle mücadelede iş birliği anlaşması çerçevesinde kullanıldığını söyleyen Özbek elçi, bayrağın araçlara Türkiye tarafından konulduğunu belirtirken, ciplerin kullanılmaya devam edileceğini, ama bayrak konusunda hassasiyet gösterileceğini kaydetti. Yüzlerce insanın sokak ortasında katlettiği, kadın ve çocukların cesetlerinin bilinmeyen bölgelere götürüldüğü, kendi halkını düşman gören ve güvenlik politikalarını bu hastalıklı anlayışa göre geliştirip uygulayan böyle bir rejime destek olmak ne tür bir çıkarla açıklanabilir? New York'taki Milenyum Zirvesi'nde Cumhurbaşkanı A. Nezdet Sezer'in kahvaltı davetini reddeden, yine İstanbul'daki AGİT zirvesinde Rusya lideri Boris Yeltsin'den hemen sonra kalkıp ülkesine dönen, Türkiye'nin bölgeye yönelik her girişimine karşı duran Kerimov karşılığında büyük bir ödül aldı. Türkiye, ABD-İngiliz-İsrail üçlüsünün teşvikiyle Kerimov'u iktidarda tutmak için olağanüstü gayretler sarfetti. Eylül 2000'de İçişleri Bakanı Saadettin Tantan, Jandarma İstihbarat Başkanı Tümgeneral Ali Öksüz, Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Zafer Erkan ve Özel Harekat Daire Başkanı Behcet Oktay'ı Taşkent'e gönderdi. İşte kapağında Türk bayrağı olan askeri araçlar bu dönemde yapılan anlaşmalarla Kerimov'a verildi. İstihbarat alanında, özel timlerin eğitimine her türlü yardım yapıldı. Bu çerçevede Özbek muhalefeti Türkiye'den çıkarıldı. Amaç Kerimov'un ülkedeki muhalefeti ezmesine destek olmaktı. Ne de olsa Türkiye o zamanlar Türkiye-ABD-İsrail-Ürdün ekseni çerçevesinde Kuzey Afrika'dan Orta Asya'ya kadar İslamcı terörizme karşı savaşta en önde çarpışıyordu. O zamanlar, bu silahların Özbek halkına karşı kullanılacağına dair yazılar yazdık, avazımızın çıktığı kadar bağırdık. Hiçbir işe yaramadı. Türkiye'nin Orta Asya politikasına en büyük darbe, bir ülkenin çıkarlarının daha dar çerçeveli çıkarları kurban edilmesi yoluyla ANAP döneminde vuruldu. Çeçenistan, Doğu Türkistan, Keşmir terör kapsamına alındı, Orta Asya politikası başka ülkelerin çıkarlarına göre şekillendirildi. Türkiye, şimdi Orta Asya'daki "demokrasi dalgası"nı genel olarak destekliyor. Gürcistan, Ukrayna ve Kırgızistan'daki gelişmelere destek veriyor. Özbekistan'ı da bu çerçevede görüyor. Ancak bu politikası da başkalarına endeksli, kendi politikası değil. Hala bir Orta Asya politikası yok ve buna yönelik bir işaret de görünmüyor. Böyle giderse 1990-2000 arası olduğu gibi Türkiye bölgede inisiyatifiyle değil zaaflarıyla varolmaya devam edecek. Özbekistan'da yaşananlar "renkli devrim"lerin bir parçası değil. Özbekistan'da halk ayaklandı ve kimse onlara destek vermedi. Amerika ve Rusya, bölgedeki çıkarları için Kerimov'un yaşamasını istiyor. BM'nin, ABD'nin, İngiltere'nin "uluslar arası soruşturma açılsın" çağrıları şovdan başka anlam taşımıyor. Kerimov diktatörlüğünün arkasında durmaya devam ediyorlar. Türkiye'nin Orta Asya'ya bakışında politika değil felsefe değişikliği gerekiyor. Bölgeye "değerler"le gideceğini söyleyip duran Türkiye maalesef değerlerle değil, kapısında Türk bayrağı olan askeri araçlarla biliniyor Orta Asya'da. Lübnan eski Başbakanı Refik Hariri'ye yönelik suikastten Suriye'yi sorumlu tutup bu ülkeyi Lübnan'dan çıkaran ve işgalle tehdit eden ABD, Andican'da yüzlerce masum insanı katleden bir adama hala destek veriyor. "Değerler" eğer buysa Orta Asya halkları bunu reddedecektir. Kerimov'a direnenlerden birinin sözüyle bitirelim: "Cenneti görmek istiyorsanız Özbekistan televizyonunu seyredin. Cehennemi görmek istiyorsanız Özbekistan'a gelin."
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |