|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Akşam, AİHM'deki temyiz duruşmasını karar duruşması zanneden ve bu önemli ama yanlış bilgiyle Leyla Şahin davasını manşete taşıyan tek gazete olarak geçen hafta Kronik Medya'da eleştirilmişti. Akşam'cılar dünkü "editoryal"lerinde bize cevap vermişler. İnanmayacaksınız ama şöyle diyorlar: Fark etmez, beş ay sonra da olsa karar bu yönde çıkacak...
Akşam gazetesinin dünkü (23 Mayıs) "editoryal"inin ilk paragrafı aynen şöyleydi: "Geçen hafta biz 'Türban sorunu bugün çözülüyor' manşetiyle çıkınca bu meselenin bizden başka gazete tarafından ele alınmadığını söyleyen İslami basından bir gazetedeki yazar, AİHM'in kararının beş ay sonra açıklanacağını hatırlatarak bizi eleştirmeye kalkmış. Bir kere kararın daha sonra açıklanacak olması tamamen bir formalitedir, önemli olan mahkemenin bu mesele hakkındaki nihai kararını çoktan vermiş olduğudur. Daha da önemlisi bu davada, Türk Hükümeti'nin yapmış olduğu savunmanın niteliğidir. Hükümetin türban yasağını 'demokratik gereklilik' sayan AİHM kararının onaylanmasını istemek zorunda kalmasıdır. Olayı o gün manşete taşımayı hak eden gelişme de budur zaten." SAYIN AKŞAM! Bu paragraf ve devamındaki satırlar "Akşam" imzasını taşıyor. Bu vezileyle izninizle biz bu yazıda samimi bir üslup kullanmak ve gazeteye hitap etmek istiyoruz... şöyle ki: Sayın Akşam! İnan, şu anda bu içler acısı "editoryal"inin neresinden tutacağımızı bilememekteyiz... Baştan başlayalım: Bir kere her şeyden önce, "İslami basından bir gazetedeki yazar" bu meselenin "senden başka bir gazete tarafından ele alınmadığını" söylemiş değildir, tam tersine bütün gazeteler tarafından ele alındığını söylemiştir... İlaveten, "AİHM kararının beş ay sonra açıklanacağını hatırlatan" da aynı yazar değildir. O hatırlatma "senden başka" gazeteler tarafından yapılmıştı; "biz"im yaptığımız da bunu sana hatırlatmaktan ibaretti... İstersen tam olarak ne dediğimizi gel bir daha hatırlayalım: Önce her zaman yaptığımız gibi haberini aktarmışız... Şöyleymiş o günkü manşetin: "TÜRBAN SORUNU BUGÜN ÇÖZÜLÜYOR... AİHM, üniversitelerde türban yasağına karşı açılan davayı bugün karara bağlıyor. Büyük ihtimalle 'yasak uygun' diyecekler. (...) AİHM bugün vereceği kararla türban tartışmalarını sona erdirecek...." Ardından bu haberini biz şöyle eleştirmişiz: "Akşam, 18 Mayıs'ta 'temyiz duruşması bugün yapılıyor' haberini manşete taşıyan tek gazeteydi. Neden biliyor musunuz? Çünkü sadece Akşam'cılar o gün 'karar' çıkacağını zannediyorlardı... Öbür gazeteler, Akşam'ın bir gün sonraki 'editoryal'inde teslim ettiği gibi kararın en az altı ay sonra çıkacağını haberlerinde belirtiyorlardı; bu bilgiye sahip oldukları için de nispeten küçük haberlerle değerlendirmişlerdi o günkü duruşmayı..." Görüyorsun, tamamen yanlış (ama önemli) bir bilgiye sahip olduğun için büyütmüşsün meseleyi... Biz de sadece buna işaret etmişiz... Dünkü cevabi yazında kullandığın ifadeyle söyleyecek olursak, "olayı o gün manşete taşımayı hak eden gelişme", senin yanlış bir şekilde o gün AİHM'den karar çıkacağı vehmine kapılmış olmandır... DOĞRU SÖYLEMİYORSUN! Dünkü "editoryal"inde, haberi manşete taşımanı izah ederken, bu eleştiriye hiç cevap vermeyip şöyle derken de doğruyu söylemiyorsun: "Daha da önemlisi bu davada, Türk Hükümeti'nin yapmış olduğu savunmanın niteliğidir. Hükümetin türban yasağını 'demokratik gereklilik' sayan AİHM kararının onaylanmasını istemek zorunda kalmasıdır. Olayı o gün manşete taşımayı hak eden gelişme de budur zaten." Doğruyu söylemiyorsun, çünkü öyle olsaydı o günkü manşetinde hükümetin bu tutumunu öne çıkarırdın. Oysa bırak başlıkta böyle bir ifadeyi, haberinin içinde bu yönde en küçük bir ima bile yoktu. İstersen dön bak, orada tam tersini söylüyor, türban konusundaki tutumunu şimdi alkışladığın AK Parti hükümeti için şöyle diyordun: "(...) Büyük Daire Türkiye'yi haksız bulursa, türban yasağına karşı olan AK Parti hükümeti büyük bir koz elde edecek." Bak, o konudaki gelişmelerden de haberin yokmuş o gün... Oysa "temyiz duruşması"ndan iki gün öncesinden, hükümetin önceki AİHM kararına itiraz etmeyeceğini senin dışınızdaki gazeteler yazıyordu. (Bu arada merakını giderelim; "modern ve özgürlükçü" bir sayfa olarak biz hükümetin bu tavrını kesinlikle doğru bulmuyoruz.) Geldik son noktaya... Anladığımız kadarıyla kehanet dizileriyle uğraşa uğraşa "haber"le "kehanet"in bambaşka şeyler olduğunu unutmuşsun... Demek "Kararın daha sonra açıklanacak olması tamamen bir formalitedir" ve "önemli olan mahkemenin bu mesele hakkındaki nihai kararını çoktan vermiş olduğudur..." İlahi Akşam, biliyor musun, bu haber vizyonuyla hiç manşetsiz kalmazsın sen... (A.G.)
Baykal'a 'suçüstü'!
Bize sorarsanız gerçekten ilginç bir haber... D.B. Tercüman ve Vatan gazetelerinin 23 Mayıs tarihli sayılarında karşımıza çıkan Baykal haberi gerçekten şöyle böyle değil... D.B.Tercüman, baş sayfasına yerleştirdiği fotoğraflı haberi "Deniz Baykal namaz kıldı" başlığıyla veriyor. Gazetenin CHP Genel Başkanı'nı Kudüs'te Kubbet-üs Sahra'da saf tutmuş olarak görüntüleyen fotoğrafın üzerine düştüğü şu not da çok ilginç: "İşte o an"(!) Vatan gazetesi de haberi baş sayfasına çıkarmış. Yine bir fotoğraf eşliğinde. Vatan'ın kullandığı fotoğrafta Baykal bu kez secdede. Gazete -ne olur ne olmaz belki karıştırırız diyerek olsa gerek- fotoğrafta Baykal'ı sarı çember içine almış... Peki şimdi de anlamaya çalışalım: Deniz Baykal'ın Sosyalist Enternasyonal zirvesi için gittiği Kudüs'te namaza durması bu iki gazetenin niçin bu derece aklını karıştırmış acaba? Tahmin edersiniz ki cevabı kolay bir soru değil bu. Gazetelerin içine düştüğü bu şaşkınlığın farklı iki açıdan okunabileceğini sanıyoruz. Yani şöyle: 1- Demek ki biri "merkezden epeyce sağda", diğeri "merkezde" konumlanmış bu iki gazete açısından Baykal'ı bir camide ibadet ederken görüntülemek (hâlâ!) altı çizilmesi gereken "büyük bir haber"dir. 2- Demek ki ülkenin en büyük "sosyal demokrat" partisi ülkesinin merkez ve sağ medyasının gözünde bu derece namazdan-niyazdan uzak bir görüntü vermektedir. Bize göre "Baykal secdede" haberi ülkenin siyasi hayatının ve medya dünyasının nasıl bir "ideolojik" iklim içinde olduğunu güzel sergiliyor... Demek ki Baykal'ın bir dönem "Anadolu hümanizmi" projesi çerçevesinde bir takım İslam mutasavvıflarının adlarını ısrarla tekrarlamasının medyanın CHP'yi algılayış tarzı üzerine hiçbir etkisi olmamış... Biliyorsunuzdur mutlaka, sık sık anlatılır: CHP'nin eski genel başkanlarından İsmet İnönü'nün halka hitabederken dini hatırlama-hatırlatma faslında telaffuz ettiği tek sözcük "Allahaısmarladık" imiş. Dolayısıyla gazetelerin bugün yaşadığı "İşte o an!" şaşkınlığı da ülkenin ve tabii olarak ülke medyasının hafızasının bu alandaki gücünden kaynaklanıyor olsa gerek... (K.B.)
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |