AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Fransa, Türkiye, AB...

Fransızlar 1956'dan bu yana ilk kez Avrupa'yla ilgili bir referandumda "hayır" oyu kullandılar. 1972'de İngiltere'nin AET'ye katılmasına yüzde 68'le, 1992'deki Maastricht Anlaşması'na yüzde 51'le evet demişlerdi.

Peki şimdiki yüzde 55'lık "hayır" yanıtının kökeni nerede yatıyor?

Le Monde Gazetesi'de dün yayınlanan bir analiz "yanıt" için önemli ipuçları sunuyor.

"İlk sandık araştırmaları üst düzey yöneticilerin, üst gelir ve kültür gruplarının 1992'de olduğu gibi yüzde 65 oranında 'evet' oyu verdiklerini ortaya koyuyor. Buna karşılık 1992'de yüzde 61 oranında 'hayır' oyu veren orta alt sınıfların ve işçilerin 'hayır' oyu yüzde 18'lik bir artışla yüzde 79'a ulaşmış durumda. Memurların hayır oylarında da 1992 oranla yüzde 14'lük bir artış tespit edilmiş durumda... "

Analizin bu rakamlardan hareketle vardığı sonuç şu:

Yüzde 55 ücretli kesimi globalleşme karşısında yeteri kadar korumayan bir AB'ye karşı duyulan tedirginliğin oya yansımasıdır... Fransa ekonomisinin, en azından gelir ve güç dağılımının globalleşme sürecinde yaşadığı örselenmedir... Bunun sonucu olarak sosyal ve ekonomik karamsarlık, Avrupa Anayasası'nın hükümlerinin bu örselenmeyi arttıracağı inancı ve Avrupa Anayasa'sını hararetle savunan siyasi iktidara yönelik memnuniyetsizliktir.

Gerçekten de Avrupa Anayasası, sosyal harcama ve sübvansiyonları kısan, sosyal haklar açısından güvenceleri azaltan, bu ve benzer konularda ulusal iradeleri iyice sınırlayan bir "liberalleşme ve merkezileşme süreci" öngörüyordu. Fransız seçmenin tepkisini çeken temel olarak bu durum olmuştur

Ancak ortaya çıkan sonuç beğenilse de beğenilmese de, AB sürecinde ilk kez bir kamuoyunun kendisi açısından önemli ve keskin bir gelişmeye ağırlığını koyduğunu görmek gerekir. Nitekim Avrupa Anayasası'yla derinleşecek liberal politikalara ve elde kalan ulusal yetkilerin devrine ilişkin süreç bu ağırlık üzerinden durdurulmuş durumdadır. Tek bir ülkenin Avrupa Anayasası'na hayır demesi, anayasa projesinin reddi için yetiyor ve Fransa'daki sonuçla bu proje daha şimdiden suya düşmüş bulunuyor.

Peki bundan sonra ne olacak?

Bu soru Avrupa ve AB açısından önemlidir.

Zira Avrupa Anayasası sadece sosyal ve ekonomik bir üniformizasyonu değil, aynı zamanda ortak savunma, hatta ortak dış politika yapılarını hedefliyordu. Başka bir ifadeyle bir tür federatif bazda bir Avrupa Birleşik Devletleri'ni amaçlıyordu

İşin ilginci AB'nin bu konuda bir B planı olmamasıdır.

Bir varsayım yola 2000 yılında imzalanan Nice Anlaşması'yla devam edileceğidir. Ne var ki bu anlaşma AB'nin bugünkü ihtiyaçlarını karşılamamakta, özellikle genişlemeyle, yani yeni ülkelerin katılımıyla ortaya çıkan durumu kuşatmamaktadır. Hatta genişlemeyle birlikte mevcut Avrupa kurumlarını felç eden özellikler taşımaktadır.

Diğer bir varsayım Avrupa Anayasası'nın ortak savunma, dış politika gibi kimi hükümlerinin bundan sonraki süreçte ayrı metinler olarak ele alınması ve Avrupa sistemine eklemlenmesidir. Uzmanlar bu tür bir sürecin uzun, sıkıntılı, kamuoyları açısından tepkili, dolayısıyla çok gerçekçi olmadığını söylüyorlar.

Özetle şu anda ortada bir muamma var...

Soruna Türkiye açısından bakıldığında bu gelişmelerin sevindirici olduğu söylenemez...

Her ne kadar bu gelişmenin 3 Ekim'de başlayacak müzakere sürecini etkilemesi söz konusu olmasa da, AB oluşumunda yaşanan bu tıkanıklık genişleme politikalarını olumsuz etkileme ihtimaline sahiptir.

Diğer taraftan kamuoyu faktörünün artan oranda devreye girmesi Türkiye'nin olası üyeliği önünde şu andaki verilerle önemli bir engeldir. Bu durum, hem yeni üyelere yönelik referandumlar hem ülkenin iç siyasi dengeleri açısından söz konusudur.

AB içinde yaşanan bu tıkanıklık AB'nin içindeki ana dengeleri, ittifakları ve yönelimleri de şekillendirme ihtimaline sahiptir. Yeni kuralların ortaya çıkması ve durumun en çok henüz üye olmamış Türkiye gibi ülkeleri etkilemesi şaşırtıcı olmaz.

Vurgulanabilecek tek "olumlu nokta" (artık ne kadar olumluysa) milli egemenlik devrinin daha sınırlı olduğu kısmen teknik siyasi bir yapının süregitmesi, bu durumun egemenlik devri sorunlarını ağır yaşayan Türk siyasal sisteminin işine gelmesidir. Ve sistem içi AB karşıtlığının bir ölçüde dinmesidir...

Onlarca ihtimalden hangisine doğru yol alınacağını görmek için beklemek gerek...

Oyuncu Avrupa, yedekte oturan biziz. Şu anda endişe edecek bir durum yok. Yeter ki kenarda beklerken üzerimize düşeni yapalım. Her an oyuna girme formunu koruyalım...


31 Mayıs 2005
Salı
 
ALİ BAYRAMOĞLU
ALİ BAYRAMOĞLU


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Online İlan

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği
Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED