|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
İstanbul'un fetih yıldönümü vesile edilerek yapılan içi boşaltılmış kutlamalar 'fetih bilinci'nden uzaklaşarak gittikçe bir 'fetih utancı'na dönüşüyor. İçi boşaltılan sadece fetih kutlamaları değil; bizzat 'fetih ve İstanbul' ilişkisinin tarih bilincimizdeki yeri ve kimliğimizin oluşumunda sahip olduğu rolün iptal edilmesine, hafifletilmesine yönelik bir çabanın entelektüel, siyasi ve medyatik anlamda sürdürülmesidir. Hatırlanacağı gibi NATO'nun kapılarını çaldığımız, Demokrat Parti iktidarı döneminde fethin 500. yıl dönümü Batılı müttefiklerimizi üzmemek için özel bir çaba ile sönük geç/iştiril/mişti. Benzer bir süreç AB'nin kapısını çalmakta olduğumuz dönemde kutlanan 550. yıldönümünde de yaşanacak, adeta fetih karikatürize edilmiş bir dizi içi boş kutlama ve hamasete kurban edilecekti. Burada söz konusu etmek istediğim fetih kutlamalarının sönüklüğünden çok bizzat 'İstanbul kimliği'nin ve 'fetih bilinci'nin içinin boşaltılmakta oluşudur. İstanbul'un Türkler tarafında fethedilerek bir İslam şehri görünümü ve kimliği kazanmasından son derece rahatsız olan seçkin/ci çevrelerin, yarınların İstanbul'una biçtikleri kimlik konusunda bizi hem ikna etmeleri hem de 'kurgulanmış İstanbul kimliği'ne meşruiyet kazındırmaları için her şeyden önce 'fetihle hesaplaşma'ları gerekmektedir. Bir tür oryantalist ağzıyla İstanbul edebiyatını yaptıkları, tarihini yazdıkları Pera'dan ibaret gördükleri bir İslam şehri olarak İstanbul, Batılılaşma yolunda en büyük engeldir. Kendi kendini sömürgeleştirmiş zavallı Türk aydınlarının ve seçkinlerinin İstanbul utancı, onun kozmopolit yanından çok Batılılaşma öykünmesinin kimliksiz mekanı olarak Pera'da soluklandığı oranda giderilebilirdi. Pera, Doğuda karikatür bir Batı olarak Osmanlı medeniyetinin başkenti İstanbul'u tarihe gömme operasyonunun kültürel söylemine işaret eder. Garbzede Türk aydını açısından bir Müslüman İstanbul, Batı karşısında utanılası tarihimizi ve de inkar edilesi yanımızı gösterse de, Batılılar nezdinde daha büyük bir hesaplaşmanın odağıdır. İstanbul, Osmanlı eliyle İslam medeniyetinin Batı medeniyetinden aldığı ve elde tuttuğu tarihi, dini ve kültürel anlamda sembolik değeri olan belki de tek merkezdir. Bizans elinde çöken, periferide tükenmiş bir şehir olmaktan kurtarılıp, Türklerin fethiyle birlikte Müslüman kimliğini kazandıktan sonradır ki dünya şehri olabilmiştir. Ne var ki, bugün muhafazakar belediyelerin kutlama biçiminden, Batıcı aydınların kullandığı dile hakim olan "dünya kenti İstanbul" söylemi, tam da İstanbul'un İslam kimliği sayesinde kazandığı imparatorluk merkezi ve 'dünya şehri' olarak İstanbul'un ruhunu boşaltıcı bir kültürel sömürgeleşmenin simgesidir. İstanbul'un Müslüman kimliğinden rahatsız olanların en çok öne çıkardıkları husus, farklı dinlerin ve etnik yapıların bu şehirde varolmasıdır. Türkler eliyle Müslüman kimliğini kazanan İstanbul yeniden bir medeniyetin başkenti olurken, aynı zamanda Pera'dan bakanların göremeyecekleri kadar kültürel zenginliği de bu şehrin dinamizmine, bütünlüğüne katmasını bildiler. Zaten özelde Osmanlı, genelde de İslam şehirleri kozmopolit denilecek oranda farklı kültür ve dinlere mekan olma özelliğini Avrupa'nın hayal edemeyeceği dönemlerde bile sürdürmüş olması, bizzat bu şehirlerin Müslüman kimliğinden kaynaklanmaktadır. Bağdat, İstanbul, Saraybosna gibi Osmanlı şehirleri gibi Endülüs şehirleri, Abbasi ve Babür dönemi İslam şehirlerinin çok kültürlü yapıları tesadüfen oluşmuş medeniyet merkezleri değildi. Şimdilerde Balat muhabbetiyle başlayıp, AB fonlarıyla Bizans İstanbul'unu diriltme programlarıyla devam eden projelerle oluşturulmaya çalışılan İstanbul imajı, bu güzellikleri karartan(!) fetih ruhuna lanet okuyan bir siyasi programı gibidir. Bizim kimliğimiz biraz da İstanbul'dur. İstanbul'u fetheden, bir medeniyet merkezi olarak yeniden dirilten geçmişe sahip olmanın verdiği bir bilinçtir. Bu bilincin anahtarı fetih, mekanı İstanbul'dur. İstanbul adına diriltilmeye çalışılan Bizans ve kozmopolit kimlikler Batının Doğu ile hesaplaşmasının farklı bir boyutudur aslında. İstanbul'un bir 'dünya kenti' olmasını önermek İstanbul'un Müslüman kimliğini reddetmeyi içeren bir siyasal projenin sözcülüğüne soyunmaktır. Dünya kenti İstanbul, farklı kültürleri, dinlerin zenginliklerini yaşatan Müslüman İstanbul'a rağmen arkaik kültürlerin müzesi, ölü bir İstanbul projesidir. 'Dünya kenti İstanbul', İslam ve hatta Türk kimliğinden arındırılmış bir İstanbul önermesidir. İstanbul'a sahip çıkmanın yolu Fethi idrak etmekten geçer.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |