|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Labirent, içine girenin çıkışını bulmakta zorlandığı yollar yumağı demek. Ben Türkiye - Avrupa ilişkilerini "Labirentte iki asır" diye niteledim "Sistem Sancısı " isimli kitabımda. Git git bir çıkış bulamıyorsun. Son zamanlarda "AB eşiğinde Türkiye" konulu konuşmalar yapıyorum, orada da "Bu başlık altında bundan 150 yıl önce de bir konuşma yapılabilirdi, belki bundan 10 yıl sonra da bu başlık altında konuşacağız. Ama eşikten içeri girememiş olabileceğiz" diyorum. İşte Fransa'da bir Anayasa referandumu ve neresinden bakarsanız bakın, Türkiye'nin önü kapatılıyor. "Anayasaya evet" için canını dişine takan Cumhurbaşkanı Chirac, halktan oy isterken "Bu Anayasa kabul edilirse Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği çok daha zorlaşacak" diyor ve Türkiye'nin önünde engel teşkil edecek olan Anayasa maddelerini sıralıyor. Chirac bunu yaparken, "Hayır"cıların, "Türkiye karşıtlığı"nı ortadan kaldırabilmeyi ümid ediyor. Yani "Hayır"cılarla, en azından "Türkiye karşıtlığı"nda bir ortak nokta bulmaya çalışıyor. Buna karşılık hepimiz, "Anayasa'ya hayır" diyenlerin, Fransa - AB ilişkilerindeki başka sorunlar yanında "Türkiye'ye karşı bir duruş" sergilediklerini de biliyoruz. Demek ki Fransa'da "evet"çiler de, "hayır"cılar da, Türkiye'nin AB üyeliğine soğuk bakıyorlar. Ya da en iyimser biçimde ifade edersek, "Türkiye AB'ye girmesin" yaklaşımı hiçbir tepki görmüyor. Zaten Türkiye - AB ilişkilerinin sorulduğu kamuoyu yoklamalarında da Fransa'da ancak yüzde 32 civarında bir olumlu oy çıkıyor. Buraya bir de, güçlü biçimde Cumhurbaşkanı Chirac'ın yerine oynayan Nicolay Sarkozy'nin "Türkiye'nin tam üyeliğine karşıt" tutumunu ekleyelim... Yani Türkiye - AB ilişkileri açısından Fransa'nın bugünü karanlık, yarını karanlık... Türkiye'nin müzakerelerden sonra tam üyeliğinin oylanacağı bir halk oylamasında yukarda zikrettiğimiz oran değişecek mi, değişmediği takdirde ne olacak? Bir umut şu: 10 yıl içinde Türkiye olumlu adımlar atar, halkın kanaatleri değişir! Avrupa halklarının tarihten gelen bilinç altı ile bugün negatif seyreden kanaatlerini "olumlu" hale getirecek hamleler neler olacak acaba? Bunu bir soru olarak bırakalım. Bir de Türkiye - AB ilişkilerinin Almanya ayağındaki soruna bakalım. En son Kuzey Ren Vestfalya eyaletindeki yenilgi ve Schröder'in erken seçim çağrısı ile, muhtemel ki, Türkiye'nin tam üyeliğini destekleyen Sosyal Demokrat iktidar gidiyor, yerine en iyimser durumda "Türkiye'nin imtiyazlı ortaklığı"nı destekleyen Merkel - Stoiber (CDU - CSU) ikilisinin iktidarı geliyor. Her iki siyasetçi, "Türkiye'nin tam üyeliğine hayır" cılığı ile tanınıyor. Ve bir "erken seçimin Türkiye'nin AB üyeliği konusunda oylamaya dönüşmesi" bekleniyor. Yarın Hollanda'da anayasa oylaması var. Herkes, "Fransa'daki hayır Hollanda'da domino etkisi oluşturursa..." kaygısını dillendiriyor. Orada da Türkiye, temel tartışma konuları arasında... Bunun yanında 3 Ekim'e kadar Türkiye'den, Kıbrıs'ta tavrını netleştirmesi, yani Rumlar'a yönelik kısıtlamaları kaldırması, bu arada Ermenistan konusunda adımlar atması isteniyor. Daha genelde ise AB sözcüleri, "soykırımı tanımadan asla" türünden açıklamalar yapıyorlar. AB kamuoyunu tatmin babında ilk talepler bunlar... Ve bunların tümü, AB ile sorunlu ilişkilerimizin göstergeleri... Nasıl çıkılacak bunun içinden ve eşikten öte nasıl adım atılacak? Bunlar net değil. Negatif görüntü ağır basıyor. Ve negatif tavır, Türkiye'yi direndiği konularda adım atmaya zorlayıcı bir manivela olarak kullanılıyor. Bunun yanında, Fransa referandumu, bizatihi AB'nin geleceği açısından da tehlike sinyali niteliği taşıyor. Çok net olan şu: Demek ki, Avrupa Birliği'nin omurgasını teşkil eden ülkelerde bile bu birlik hakkında derin itirazlar var. Öyleyse "Türkiye'nin en az 10 yıl sonra tam üye olmayı ümid ettiği AB'nin garantili bir geleceği var mı?" sorusunu sormak da abes kaçmıyor. Görülen o ki Türkiye, bundan böyle de Avrupa platformlarında sık sık tartışılacak. Evet, zaman zaman "Türkiye'nin 40 yıllık ilişkiden doğan hakları" da gündeme gelecek, Avrupa kurumları "vefa"yı hatırlayacaklar, ama kamuoyunda Türkiye hırpalanacak. Avrupa halklarının bir bilinç altı var, burada ne yazık ki Türkler için iyi şeyler barınmıyor. Bu zemine bitmemiş hesaplar ve kötü niyetler de eklenince ortaya toplumumuzu yaralayıcı sonuçlar çıkıyor. "Dayanmalıyız, AB hedefi o kadar büyük ki bu aşağılamalar, suçlamalar bizim moralimizi bozmamalı." deniyor. Tabii ortaya bir "direnç" meselesi çıkıyor. "Avrupalı" sayılmak için yargılanmalara, aşağılanmalara direnç... Bilmem ki içimizdeki izzeti nefis kabarmasına karşı ne kadar direnebiliriz? ZEKİ SOYAK'A RAHMETLE: Enderun Eğitim Vakfı Kurucusu Zeki Soyak Hocaefendinin rahmet-i Rahmana göçünü Van'da iken öğrendim. Bir süredir rahatsızdı, ama büyük bir tevekkül içindeydi. "Kalan ömrü" arı duru, dolu dolu yaşama gayretindeydi. "Bir aylık ömrünüz olsaydı ne yapardınız?" sorusunun "İnna lillah" adanışı içinde nasıl cevaplanacağını onda gördüm. Zaten bütün hayatı "Allah için" gayretle geçmişti. Öğretmenliğin içini bambaşka bir vecd ile doldurmuş, binlerce gence emek vermişti. Eminim arkasından Anadolu'nun dört bucağında genç yüreklerde hüzün ve dua birlikte coşmuştur. Sonsuz rahmetler diliyorum, gönlümden fatihalar kopuyor, dostlarına başsağlığı diliyorum. Cennette cem olmak dileğiyle Zeki hocam...
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |