AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Şimdi ne olacak?

Avrupa'da da Türkiye'de de herkes "şimdi ne olacak?" sorusunu soruyor. Ortada bir şaşkınlık ve belirsizlik var. Ne olacağını ne Fransızlar, ne Avrupalılar ne de bizler biliyoruz. En iyisi biraz beklemek ve gelişmeleri takip etmek olsa gerek.

Evet Fransız halkı gayet net bir şekilde Avrupa Anayasa Anlaşmasını reddetmiş bulunuyorlar. Gelişmeyi sadece bu açıdan alır ve değerlendirirsek ciddi bir hata yapmış oluruz.

Şekli açıdan bakılınca Fransızların reddettikleri Avrupa Anayasasıdır. Dolayısıyla Türkiye'yi ilgilendiren bir şey yoktur, demek mümkün. Ancak bu ret kararının alınmasında müessir olan unsurlara bakılınca konunun böyle olmadığı ve aslında reddedilenin aynı zamanda Türkiye olduğu da inkarı imkansız bir gerçektir.

Fransız halkının Avrupa Anayasasını reddetmeleri basit bir gelişme olarak kabul edilemez. Çünkü Fransa Avrupa Birliği'nin sıradan bir üyesi değil. Bu birliğin kurucu altı ülkesinden biri ve hatta en önemlisi. Dahası "Avrupa Birliği" düşüncesinin mimarları da Fransız siyasetçileriydi. Birliğin ilk topluluğunu oluşturan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu'nun kuruluşunu sağlayan antlaşma Paris'te 1951 yılında imzalanmıştı. Arkasından 1957'de imzalanan Roma Antlaşmasıyla Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu ile Avrupa Ekonomik Topluluğu'nun kuruluşu gerçekleştirilmişti.

Hatta Avrupa Birliği fikrinin arka planında Fransa ile Almaya arasındaki rekabetin barışçı yollarla önlenmesi ve kıta Avrupa'sında işbirliğinin tesisi vardı. Çünkü Avrupa tarihinde Almanya ile Fransa arasındaki rekabet ve çatışmalar büyük yıkımlara yol açmıştı. Hem birinci, hem de İkinci Dünya Savaşında bu iki ülke arasındaki rekabet ve çatışmanın rolü büyük olmuştu.

Avrupa'nın yıkımına yol açan bu rekabetin önlenmesi için düşünülen Avrupa Birliği'nin hem kuruluşunda hem de gelişmesinde Fransa, Almanya ile birlikte önemli rol oynamıştır. Bugünse birliğin kurulcusu olan Fransa Avrupa Birliği Anayasasını reddetmektedir. Bunun etkisi zaman içerisinde daha da netleşecektir.

Öncelikle anlaşılması gereken husus Fransızları "hayır" noktasına getiren şeylerin neler olduğudur. Bu noktada Fransızların psikolojisinden ekonomik sorunlara, Fransa'nın genişleyen birlik içerisinde giderek azalan etkisine, küreselleşmenin yol açtığı kıtasal sorunlara, egemenlik ve ulus-devlet konularındaki hassasiyetlere kadar pek çok faktörün etkili olduğu söylenebilir. Her şeyden önce Fransa, birliğin genişlemesiyle birlikte eski etkinliğini kaybetmiş bulunuyor. Birlik "altılar", "dokuzlar", "on ikiler" veya "on beşler" iken Fransa daha etkin konumda bulunuyordu. Üye sayısı altıdan yirmi beşe çıkınca etkisi giderek azaldı ve belki de sıradanlaştı. Fransız halkının bu duruma tepki gösterdikleri açık. Hele buna bir de egemenlik konusundaki daralmalar ve ulus-devlet yapısının zayıflaması eklenirse bu konularda son derece hassas olan Fransızların hayır yönünde oy kullanmalarını anlamak mümkün.

Fransa'nın ve diğer birlik ülkelerinin yaşadıkları ekonomik sorunların da "hayır" eğiliminde önemli etkisinin olduğu unutulmamalı. Yüzde onlara kadar tırmanan işsizlik ve sosyal politikaların çökmesi halkı doğrudan etkilemektedir. Halk bu gelişmelerin faturasını Avrupa Birliği'nin genişlemesine çıkarmaktadır. Genişleme sürecinde yeni üyelere aktarılacak çeşitli fonların ve kaynakların kendi ekonomik refahlarından eksilme şeklinde yansıdığını düşünmektedirler. Fransız halkı Avrupa Birliği genişlemesinin yaratacağı olumsuzluklara odaklanırken bunun getireceği avantajları görmek istememektedir. Mesela Fransız tarımının korunmasıyla ilgili politikaları görmemektedirler.

Bu süreçte Türkiye'nin de önemli bir katkı sağladığında kuşku yok. Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine en çok olumsuz bakanların Fransızlar olduğu görülüyor. Sadece sağ kesimler değil sol kesimler de Türkiye'nin üyeliğine mesafeli durmaktadırlar. Fransız sağı kültür, medeniyet, din ve coğrafya gibi gerekçelerle Avrupa'nın Türkiye'yi kapsamadığını ve Türkiye'yi dışarıda bırakması gerektiğini savunmaktadır.

Muhtemelen Türkiye aleyhtarı eğilimler daha da artma gösterecektir. Önümüzdeki günlerde Hollanda'da, daha sonra ise Lüksemburg, Danimarka, İrlanda, İngiltere, Portekiz ve Polonya'da referandumlar yapılacaktır. Bu referandumlarda da Türkiye'nin tartışma gündeminde olacağı ve Fransa'daki "hayır"ın Türkiye karşıtı eğilimi artıracağı kesin.

Avrupa Birliği referandumda hayır kararının çıkması halinde ne yapılacağı hususunda alternatif mekanizmalara sahip değil. Anlaşılan o ki Avrupa Birliğinin bütünleşme yolunda ilerlemesi sanıldığı gibi kolay değil. Önünde pek çok engel var. Türkiye'nin üyeliğinin yirmi beşlerden sonra ve bu derece ciddi ekonomik ve sosyal sıkıntıların yaşandığı bir aşamada gündeme gelmesi büyük şanssızlık. Avrupa Birliği büyük yara almıştır ve hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam etmesi zordur. Muhtemelen kurumların ve süreçlerin yeniden gözden geçirilmesi gündeme gelecektir.


31 Mayıs 2005
Salı
 
DAVUT DURSUN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Online İlan

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği
Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED