|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Tek parti döneminde insanlarımızın ülke içinde bile, istedikleri gibi yolculuk edemedikleri, örneğin başkente ya da başkentin belli bölgelerine ellerini kollarını sallaya sallaya gidemedikleri söylenir. Kimi törenler için kasabalardan, köylerden -sanırım- zorla toplanıp getirilmiş insanların, işleri bitince getirildikleri yere gönderildiklerini okumuştum. Bu zoraki tören yolculuklarında erkeklerin başlarında şapka bulundurmalarına özel bir önem verildiğini söylemeye gerek yok. O günlerin geride kaldığını, artık isteyenin istediği araçla, istediği yere, istediği kılıkla yolculuk edebildiğini söyleyebilir miyiz? Bu soruya "evet" demekte acele etmeyelim. Çünkü ülkemizde üniversite binalarına öğrenciler başörtüsüyle giremediği gibi, onların yakınları olan kadınlar da başörtüsüyle giremiyor. Öyle ki, kimi yerlerde okul yöneticileri, yasağın "bahçe"yi dışarıda bıraktığını düşünerek, mezuniyet törenlerini orada, yani okul bahçesinde yapmak zorunda kalabiliyor ve yağmur bastırıp da başörtülü kadınlar bina içine girmek isteyince "emir kulu" bekçiler, onlara "Durun, yasak!" diyor. Belli ki, ilgili kurumun yöneticisi de bu yasaktan pek rahatsız. Kendisini savunurken üzerindeki "YÖK baskısı"ndan yakınıyor. (Yasak olan "başörtüsü" değil, "türban" diyenler, Erzurum örneğine bakıp kendilerini kandırmaktan vazgeçseler iyi olur.) Başörtüsü yasağının her üniversitede aynı katılıkla uygulanmayışı, "mevzuat"ın tuhaflığını gidermeye yetmiyor elbette. (Bu konuda "mevzuat"ın da hukuk mantığı açısından sakat oluşu ayrı bir tuhaflıktır.) Türkiye'deki yasa, tüzük, yönetmelik, genelge, vb. "mevzuat mezarlığı"nın istendiği zaman hortlatılmaya elverişli bir yığın "hortlak" içerdiği çok açıktır. "Efendim, bunlar, zaten uygulanmıyor!" demekle sorunun çözüleceğini sanmak, aşırı saflık olmazsa bile derin bir ciddiyetsizlik olur. Siyasetçilerin, hukukçuların, bütün toplumsal kesimlerin ve örgütlerinin anayasa başta olmak üzere bütün mevzuatın özgür insan, özgür toplum merkezli yeni bir anlayışla gözden geçirilmesini istemeleri; takozları, prangaları, kelepçeleri, köstekleri, tuzakları, kılçıkları, dikenleri… temizlemeleri gerekiyor. Bu, kolay bir iş değil elbette. Toplumun "vesayete muhtaç sabî" olmaktan çıkmasına, "rüşdünü ispat" etmesine bağlı bir iş bu. Siyasetçilerimizin ve bilim adamlarımızın bu hususta yeterince sağduyulu, yeterince girişken ve yeterince cesur oldukları söylenemez. Türk Ceza Kanunu'nda yapılan yeni düzenlemeler çevresinde yaşanan tartışmalar gösterdi ki, ülkemizde insanların hem de evlerinde "yasa dışı eğitim" (!) vermelerinden korkuluyor ve bunun cezalandırılması için "yasal düzenleme" ihtiyacı duyuluyor! Devletin eli ve burnu bu kadar uzun, gözü ve kulağı bu kadar açık olmak zorunda mı? Geçen hafta sonu Konya'da bir otobüs görmüştüm. Mevlâna dergâhından Şems-i Tebrizî camiine ve türbesine doğru hareket eden otobüsün önünde bir yazı vardı ve o yazı, beni çok heyecanlandırdı. Orada yazılı olanları sizinle paylaşmayı isterdim ama bundan korkmam gerektiğini düşünüyorum. Çünkü orada "… Mahallesi, … Camii Cemaati, ..., …" yazılıydı. O otobüsün yolcuları; parti, dernek, vakıf, kulüp, okul, vb. resmî bir kurum olarak değil, bir şehrimizin bir semtinde, o semtin bir mahallesinde "cami cemaati" olarak bir "yolculuk" örgütlemişlerdi ve sanırım, bu işi yaparken herhangi bir "makam"dan "izin" falan almamışlardı. "Cami cemaati", namaz kılmakla, hutbe ve vaaz dinlemekle yetinmeyip nasıl olur da uzak şehirlere yolculuk düzenlemeye kalkışırdı? İmamın, müftünün, emniyetin, kaymakamın, valinin bu işten haberi var mıydı? Yoksa, bu cemaat, kendini istediği yere, istediği gibi yolculuk düzenleyecek kadar başıboş mu sanıyor? Sevgili hukukçularımız, "cemaat" ve "seyahat" mevzuatı hakkında beni bilgilendirirler ve ilgili cemaatin "yasa dışı" bir iş yapmadığını bildirirlerse, o otobüsün önünde yazılı bilgileri seve seve açıklarım.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |