|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Ertekin Akpınar'ın yaptığı röportajlardan oluşan '10 Yönetmen ve Türk Sineması' adlı kitap, sinemamızın farklı dönemlerini temsil eden yönetmenlerin sinema serüvenleri üzerine bir yolculuk denemesi niteliğinde.
ÖMER ÇAKKAL
Her film bitmiş bir aşk gibidir ÖMER KAVUR: "Edebiyat bence bizim sinemamızın temel taşlarından birisidir. Edebiyattan koptuğumuz için sinemamızda bana göre bir gerileme var... Benim gözümde her film bitmiş bir aşk gibidir. Ama hâlâ o filmle ilgili içimde de yaşayan birşeyler var. Onlarla yüzleşmek istemiyorum. Türkiye'nin birçok yerinde film çektim, bir daha o mekânlara gitmedim. Hatta o şehirlere bile gitmedim. Bu, çok kişisel birşey. Bunun benim için anlaşılır bir açıklaması da yok." Bazı filmlerimden rahatsızım MEMDUH ÜN: "Benim hayatımda üç tutkum olmuştur, Okumak, futbol ve sinema. Hikayeyi kafamda canlandırırım. Ve ona uygun insanlar ararım. 'Aman çok iyi oyuncu olsun' diye bir kaygım yok. 'Ayşecik' filminde 4.5 yaşında bir çocuğa başrol oynattım. Bugün böyle bir riski hangi yönetmen alır? Evet ticari filmler yaptım; çünkü yapımcılıkta başarılı olmak istiyordum, oldum da. Bugün birçoğunu neden yaptım diye düşünüyorum. Tabi o günkü koşullar yüzünden yaptığım çok açık. Ama bazılarına çocuğum gibi bakamıyorum. Bazılarını yaptığım için rahatsız oluyorum." Seyrettiğim filmleri çekerim ATIF YILMAZ: "Benim en büyük özelliğim, seyrettiğim filmi çekiyor olmamdır. Masa başında filme başlamadan önce, kağıt üzerinde o filmi çekerim. Bu yöntemi önceleri yüzde 95 uygulardım, şimdi yüzde 100 uyguluyorum. Hitckoock'un bir sözü var; 'Aslında ben filmi daha önceden görmüş oluyorum. Ama izleyici de seyretsin diye başıma başka bir angarya daha alıyorum' diyor." Batı anti ulusalcıları kabul eder HALİT REFİĞ: "Ben sinemaya belli bir iddiayla geldim. O da gerçekçilik anlayışıydı. Bu gerçekçilik anlayışı, beni Kemal Tahir'e yaklaştırdı. Bana göre Ulusal Sinema fikriyatı en büyük darbeyi, Yorgun Savaşçı'nın Silahlı Kuvvetler tarafından yakılmasıyla yemiştir. Çünkü 1982'de Yılmaz Güney'in sinema filmi -Yol- çok büyük başarı kazanmıştır. Yılmaz Güney, kişiliği ve sinema anlayışıyla bütün dünyaya lanse edilirken, Kemal Tahir'in romanından Halit Refiğ'in yapmış olduğu film yakılarak imha edilmişti." Sistem beni de susturdu YAVUZ ÖZKAN: "Dört beş yıl öncesine kadar çağrıldığım heryere giderdim. Oralarda konuşmayı hayata müdahale etmenin bir parçası olarak görürdüm. Sonra yeni dünya düzeninin değerleri hayata egemen olmaya başladı. Bu düzenin tek tapınağı vardı, o da paraydı. Borsalar, bankalar, hisse senetleri, dolar, euro... Oysa biz hala insanlık değerlerinden, hayatı dönüştürme mücadelesinden söz ediyorduk. Çok geçmeden Kapitalist işleyişin bizim söylemeye çalıştığımız herşeyi silip süpürdüğünü farkettim. Ve ben de sustum." Muhsin Ertuğrul filmleri çok kötüydü TUNÇ BAŞARAN: "Keşke Türk sineması Muhsin Ertuğrul'la başlamasıydı. O günkü şartlarda kullandıkları malzeme ve ekipman, o günün en modern malzemeleriydi. Fakat çok kötü filmlerdi. Bir nevi, Darülbedayi'nin oyun ve oyuncularını plase etti. Abartılı oyunlar, kaba dekorlar..." Usta ölmeden çırak ustalaşamaz ERDEN KIRAL: "Yılmaz Güney Yol filmini benden alıp Şerif Gören'e verince, ben eve kapandım. Dünya başıma yıkılmıştı. Çok büyük bir çöküntü içindeydim... Her zaman özgür olmaya çalıştım. Yılmaz Güney'in çok etkisinde kaldım. Onun etkisinden kurtulmaya çalıştım. Son filmimde de bunu anlatma çalıştım. Çırak ustayı öldürmeden ustalaşamaz." Güneşe Yolculuk'u herkes anlayamaz!
YEŞİM USTAOĞLU: "Güneşe Yolculuk, hazmı çok kolay, herkesin anlayabileceği bir film değil. O filmde ne söylemek istedimse hepsini söyledim. Çünkü herkes görmek istemiyor ya da görmezlikten geliyordu. İşaretlenme, dışa itilme gibi ana temayı ben, görmezlik ve değişim üzerine birbirinin dünyasını algılaması gibi bir eksenin üzerine oturttum."
|
|
|
![]() |
|
|
|
|