|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Yeni TCK'nın aslında nasıl bir yasa olduğunu anlamak için biraz zaman geçmesi gerekecek… Bu, sadece metindeki değişikliklerin ne anlama geldiği üzerinde belirsizliklerden kaynaklanmıyor. Mesele, yasayı uygulayacak kişilerin, yani hakim ve savcıların yeni yasanın ruhundan ne anladıklarıyla ilgilidir. TCK'nın eskisine göre daha özgürlükçü ve kişi haklarına daha öncelik veren bir içeriğe sahip olduğu iddiası hakim ama sonucu uygulayıcıların yaratacağı pratik; yani, zaman içinde olgunlaşacak içtihatlar belirleyecektir. Yasanın, kanun adamlarına ne kadar alan bıraktığı, nelerin yeterince tarif edilip, nelerin edilmediği uygulama aşamasında görülecektir. Elimizdeki TCK'nın en çok tartışılan bölümleri, basını ilgilendiren direkt ve dolaylı maddelerle kanun aykırı olarak kurulan eğitim kurumları yani kamuoyunun "Kur'an kursu maddesi" olarak bildiği 263. madde düzenlemesidir. Basın konusundaki düzenlemelere karşı tepkiler saman alevi gibi parlayıp söndü… Değişiklik paketi geçtiğimiz hafta Meclis'te kabul edilirken ortada, ne bir basın kuruluşu vardı ne de gazeteler, televizyonlar konuyla ilgiliydiler. Ya yapılan birkaç değişiklikle tatmin olundu ya da mücadeleden vazgeçildi. Ancak buna karşılık, 263. madde üzerindeki tartışma beklendiği gibi sertti. Bu gibi düzenlemelerde hep yaşandığı gibi, bu kez de konu kolaylıkla irtica-laiklik eksenine oturtuldu ve yasanın özünün ne ifade ettiği tartışılmadı. Mesela, eski kanuna göre, benzer durumlarda ceza üst sınırı 2 yıl olarak uygulanırken, yeni kanunda bunun neden 3 yıla çıkartıldığı hiç konuşulmadı. Yasa, genel olarak diğer suçlarda belirli bir sistem kurarken, bu maddede sistemin dışına çıkılmıştı. Benzer nitelikte suçlara uygulanan ceza haddi 263'te aşılmıştı. Konunun bu açıdan; yasa tekniği ve sistemi açısından değerlendirilmesi de yapılamadı. Çünkü Kur'an kursu demek, siyasi yansımaları olan ve özellikle de Ak Parti gibi kökeni belli insanların bir arada bulunduğu parti sözkonusu olunca da başka anlamların çağrışması demekti. Madde, kanuna aykırı eğitim kuranların affını sağlamıyordu, ceza yine devam ediyordu ama bazı eleştiriler; kurslarda Hizbullahçı yetiştirileceği gibi akıldışı iddialara kadar ulaştı. Din eğitiminin yüzyıllardır hem resmi hem de gelenek yoluyla gerçekleştiği bilgisi gözardı edildi. Bu mantıkla, "herkes suçlu olabilir" kanaati, Kur'an eğitimi almak isteyen büyük ve masum çoğunluğun önüne bir engel olarak konulmaya çalışıldı. Gerilim böyle doğdu… Ve yine daha önce yaşandığı gibi bu kez de "Türkiye'nin bu kadar çok işi varken Kur'an kursu meselesine ne gerek vardı" yorumları yapıldı. Belki de bütün itirazlar içinde en önemlisi bu yaklaşımdır. Temel haklar ve hukuk sözkonusu olduğunda, en iyi yöntem olarak ertelemeyi öneren yaklaşım… Oysa, madencilikle, ulaştırmayla veya vergiyle ilgili bir kanunun zamanlaması ne kadar tartışılmazsa bireyi ilgilendiren, özgürlüklerin düzeyini etkileyen kanunlar da o kadar tartışılamaz ve zamanlıdır. Hatta, daha öncelikli düzenlemelerdir çünkü telafileri daha zordur. Meclis, 263'de belirtilen ceza üst sınırını 3 yıldan 1 yıla indirerek insanlar üzerinde orantısız baskı uygulanmasına da engel olmuştur. Tıpkı, demokratik hayatı geliştiren diğer yasalar gibi, eğitim amaçlı bir işlemi neredeyse yolsuzluk, adam yaralama vb suçlardan ayırarak daha özgürlükçü bir yasa üretmiştir. Cezanın bir yıla inmesi ne laikliği tehdit edecek ne de yasa dışılığı özendirecektir. Ancak 263. madde tartışması göstermiştir ki, ülkenin özgürlükçü bir ceza kanununa sahip olması için sadece kanun uygulayıcılılarının değil; kanaat önderlerinin de demokratik bir yaklaşım göstermeleri gerekmektedir.
mkaraalioglu@yenisafak.com.tr
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |