|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
* Bir yazınızda 'taşıyıcı anne'likle ilgili bir sınırlılıktan bahsetmişsiniz..Bu sınırlarla ilgili bir yazı kaleme almanız benim için çok faydalı olurdu.. Aydınlatırsanız müteşekkir olurum kendi adıma.. Hürmetler... (Salime Eken) Karı-kocadan alınan sperm ve yumurta hücrelerinin dışarıda döllenmesiyle oluşan embriyonun, ücretli ya da gönüllü bir başka kadının rahmine yerleştirilmesiyle hamile kalan ve dolayısıyla bebeği rahminde taşıyan kadına taşıyıcı anne adı verilir. Bu işi ücretle yapana kiralık taşıyıcı anne, ücret sözkonusu olmadan yapana ise gönüllü taşıyıcı anne denir. İslâm'ın zarûriyyât-ı dîniyye, zarûriyyât-ı hams ya da mekâsıdu'ş-şerîa denilen ve bugün büyük ölçüde insan haklarına karşılık gelen beş temel ilkesi dinin korunması, nefsin (canın) korunması, aklın korunması, neslin korunması ve malın korunması ilkeleri, günlük olarak ortaya çıkan her türlü olayda müslümanlar için temel yönlendiricilerdir. Karşılaşılan olaylarda bu ilkelerin birisi veya birkaçı açısından düzgün ve sağlıklı, derin ve kapsamlı değerlendirmeler yapılır. Bu değerlendirmeler sonunda varılacak kanaat, olayla ilgili dinî hükmün de doğru biçimde ortaya çıkmasını sağlar. Taşıyıcı annelik olayının da, en başta bu ilkeler ışığında ve konunun kendine özgü diğer boyutlarıyla birlikte değerlendirilmesi gerekir. Taşıyıcı annelerin, yabancı kadın olması ile kocanın başka karısı olması durumlarını ayrı ayrı değerlendirmek gerekir. Yabancı Taşıyıcı Anne Taşıyıcı annelik, İslâm dininin meşru evlilik hukuku ve buna bağlı diğer haklar açısından değerlendirildiğinde, kocayla nikah bağı bulunmayan yabancı bir kadın tarafından gerçekleştirilirse, pekçok sakıncası dolayısıyla meşru ve caiz görülemez. Taşıyıcı anne ile sperm ve yumurtası dışarıda döllenen karı-koca ve doğan çocuk arasında ileride bir takım sakıncalı ilişkiler ve durumlar ortaya çıkabilir. Çocuğun aitliği (nesebi) açısından para ilişkilerine, gönül ilişkilerinden tehdit ve cinayete kadar bir takım başlangıçta hiç mi hiç beklenmeyen, ama zamanla kendini gösterebilecek, arzu edilmeyen ve hatta tehlikeli durumlar ortaya çıkabilir. Nitekim bu konularda sperm babası, yumurta annesi, taşıyıcı anne ile karı-koca ya da çocuk/lar arasında doğabilen bu gibi durumlar, bazı filmlere de konu olmuştur. Her şey başlangıçta göründüğü kadar saf ve masum kalmayabilir. Bazı çağdaş fıkıhçılar ise, spermin kocaya, yumurta ve rahmin karıya aitliği şartlarından rahim konusunda farklı düşünerek, tüpte oluşturulan embriyonun, erkek ile evli olmayan bir kadının rahmine yerleştirilmesinin ve böylece çocuk sahibi olmanın da caiz olduğunu, bu takdirde çocuğu doğuran kadının da süt anne gibi çocuğun annesi olacağını ileri sürmektedirler. (Hayreddin Karaman, Laik Düzende Dini Yaşamak, 3/123-124) Saygıdeğer hocamız Hayreddin Karaman gibi, biz de bu görüşe katılmıyoruz. Yukarıda saydığımız sakıncalar, yabana atılacak durumlar değildir. Ayrıca, yabancı taşıyıcı anne ile süt anne arasında yapılan kıyas, ortak bir gerekçeye dayanmayan, dolayısıyla geçersiz, tutarsız ve ilgisiz bir kıyastır. Babanın Başka Bir Eşi/Kuma Olarak Taşıyıcı Anne Türkiye de dahil müslüman ülkelerde genellikle tek karıyla evlilik geçerli olmakla birlikte, geleneksel anlayışlara bağlı kalınarak örfen ya da kanunen çok karıyla evlenmenin geçerli olduğu ülkeler ve bölgeler de vardır. Kocanın başka karısıyla gerçekleşecek taşıyıcı annelik konusu, yabancı taşıyıcı annelikten biraz farklı göründüğü için, tartışmalı durumdadır. Bu konuda temel iki görüş öne sürülmektedir: 1) Caiz Olmadığı Görüşü: İslâm Konferansı Örgütü'ne bağlı İslâm Fıkıh Akademisi'nin 1986'da aldığı karara göre, kocanın spermi (meni, atmık) ile karısının yumurtasının dışarıda döllendirilmesiyle oluşan embriyonun, kocanın başka karısının rahmine yerleştirilmesi sonucunda yapılan sunî döllenme ve tüp bebek uygulamaları, İslâm'ın bu konuda koyduğu temel ilke, yasak ve amaçlara ters düştüğü için dinen caiz değildir. 2) Caiz Olduğu Görüşü: Değerli hocamız Hayreddin Karaman'a göre ise, kocanın spermiyle aşılanmış yumurtayı, başka karısının rahmine yerleştirmekte bir sakınca olmasa gerektir. Doğacak çocuk, doğuranın kocasına ait olduğuna göre her iki kadın da çocuğun biri öz, diğeri üvey annesi olur. Üvey anneyle de evlenmek caiz olmadığı için, süt anneliği gibi, ayrı bir bağ aramak gerekmez. (H.Karaman, age, 3/124) Olaya sadece nesep ve evlilik açısından bakınca, değerli hocamızın görüşü doğru görünmektedir. Ancak kadınlar arasında zamanla psikolojik sıkıntı ve eziklikler ortaya çıkabilir. Bunlar zamanla başka sebeplerle de birleşince ağır bir aile içi huzursuzluk doğabilir. Kaldı ki neseple bağlantılı çocuğun aitliğine dair anneler arası çekişmeler doğmayacağından da her zaman emin olunamaz. Kocanın başka karısıyla sınırlı da olsa taşıyıcı anneliği caiz gören bu yaklaşımı, belirttiğimiz bu açılardan da dikkate alarak değerlendirmek uygun görünüyor. Türk Medeni Kanunu'nun ikinci karıyla evlenmeyi yasakladığını, ama yapılmış bu tür evliliklerin sonuçlarını kısa veya uzun vadede, doğrudan veya dolaylı yollarla düzenleyip tanıdığını da belirtmeliyiz.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |