|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
HALE KAPLAN ÖZ
Ölümden sonra kişilik haklarının korunamaması nedeniyle bunun yapılmasında bugün hukuki bir engel yok. Buna son örnek olarak Yasmine Ghata'nın, babaannesi Rikkat Kunt'un adını kullanarak yazdığı 'Hattatların Gecesi' gösterilebilir. Hatırlarsınız Ghata, bu romanda müzehhip olan babaannesinin hattat, dedesi ile Kunt'un kızkardeşi arasında da yasak bir aşk olduğunu yazmıştı. Üstelik babaannesi hakkında araştırma yapmak gereği duymadığını, kitabının 'kurmaca' olduğunu söylemişti.
"Mirasçılar tazminat davası açabiliyor" Sanat hakkı diye sanatçının kimseyi küçük düşürme, aşağılama hakkı olmadığını söyleyen Prof. Hüseyin Hatemi, bir kimsenin ölümünden sonra da kişiliğinin korunmasına ilişkin savcılık gibi özel bir müessesenin olması gerektiğini düşünüyor. "Bu müesseseler düzeltmeler için bir nevi para cezası veya bir müesseseye manevi tazminat, hükmün ilanı, yanlışların düzeltilmesi gibi ceza vermeli. Kişilik ihlali sayılan durumlar kınanmalı. Yani ölen kişi hakkında yapılan saygısızlıklar, mirasçısı yoksa güme gitmemeli" diyen Prof. Hatemi, bugün durum için açık bir hüküm olmadığından ancak mirasçılarının kişilik hakkının söz konusu olduğunu, ölümünden sonra hakkında yazılan kişinin, gerçeğe uygun olmayan bu sözlere karşı, ancak mirasçılarının, kendi kişilik hakkının ihlal edildiği ve ailesi hakkında gerçek olmayan şeyler yazıldığı için tazminat davası açabileceğini belirtiyor. 'Postmortal şahsiyet' korunması "Herkese kişiliğinin anısının korunması için, ölümden sonra, kişiliğin sona ermesinden sonra da postmortal koruma getirilmeli" diyen Prof. Hatemi, yapılmamış bir şeyi yapmış gibi göstermek, halk önünde anısını küçük düşürmek, aşağılamak gibi fiilleri ortadan kaldırmak için bir müesseseye bir düzenlemeye ihtiyaç olduğunun altını önemle çiziyor. Ama böyle bir düzenlemenin yani postmortal şahsiyet korunmasının bugün Avrupa'da bile tam anlamıyla olmadığını da dile getiriyor. Ancak bu gibi durumlarda koruma olsa dahi bazen uygulanmayabiliyor. Hatemi bu durumu şu örnekle açıklıyor: "Mukaddesattan sayılan kişiler için bir koruma var. Eğer bu peygamber olursa doğrudan doğruya eski TCK'nın 175'inci maddesine girmesi gerekir. Hatırlarsınız ki Salman Rüşdi meselesinde savcılar 175'i uygulamaları gerekirken bu kitabın yayınlanmasına karşı, kutsallığa karşı işlenmiş bir suç sayılan bu suçu da hiç takip etmediler. Üstelik 'sanat hürriyeti var'gerekçesiyle bu kitap basıldı. Bunlar da olmamalı ama hiç değilse kutsal kişilikler için, mukaddesattan sayılan kişilikler için koruma var. Atatürk için de özel kanun var. Ama mesela Fatih Sultan Mehmet için yok."
'Romancı yağmalama hakkına sahip değildir' FATMA K. BARBARASOĞLU- "Edebiyatçılar tarihe malolmuş isimleri kurmaca kahramanı yaparken sözkonusu kişilerin hayatının ana çizgilerine sadık kalmak zorundalar. Çünkü okuyucu gerçek ismiyle gördüğü kahramanın özelliklerinin nerede kurmaca nerede hakiki olduğunu birbirine karıştırır. Yaşarken insanların hayatını tersine çevirerek kamuya yayma hakkına nasıl sahip değilsek -aksi halde karalama kampanyasının mübah olması gerekir- öldükten sonra da sahip değiliz. Ama kişinin hayatının ana çizgilerine sadık olmak şartıyle gündelik hayat teferruatlarını kurgulamak yazarın en tabiî hakkıdır. Yoksa dindar bir insanı, ateist bir kimlik içinde kurgulamak, onurlu ve merhametli bir hayat sürmüş bir kişiyi sırf fantastik olsun diye kan emici biri olarak tiplemek edebiyat dışı bir eylemdir." 'Etik ve estetik çelişkiyi gidermek gerekiyor' ZEKİ COŞKUN - "Gerçek kişiler kurmaca içerisinde yer alıyorsa, kimsenin ona ilişkin bir rivayeti, bir yakıştırmayı ya da bir sırrı deşifre etmek hakkının olabildiğini düşünmüyorum. Bir de bu noktada Selim İleri'yi anmak gerekir. Selim İleri'nin bir gerçek kişiden yola çıkarak yazdığı bir roman vardır "Cemil Şevket Bey, Aynalı Dolaba İki El Revolver" isimli. Büyük ölçüde Nahit Sırrı Örik'ten yola çıkarak yazılmış bir romandır. Orada da yazarlık için romancı için söylediği çok önemli bir söz vardır. "Romancılık başka hayatları çalmaktan başka nedir ki?" der. Kurmacanın doğasında, bir anlamda hem kendinize mal etmek yani kaleminize mal etmek varsa, sınır diye bir şey de kalmıyor. İşte o zaman bu iki uzlaşmaz çelişkiyi giderebilmek gerekiyor. Estetik açıdan da etik açıdan da."
|
|
|
![]() |
|
|
|
|